Günlük arşivler: Aralık 9, 2013

SOKAK HAYVANLARI İÇİN BU KIŞ AŞAĞIDAKİ GİBİ BİR BARINAK YAPABİLİRSENİZ SEVAP İŞL ERSİNİZ

PROGRAM TAVSİYESİ : Kaspersky Internet Security 2014 Kampanyası

[​IMG]

Kaspersky Internet Security 2014 ürünü için 90 günlük kampanya bulunuyor.

Lisans Kodları:
QCGUH-J8FF6-33WGA-UBY62
4GGYH-S7HEJ-QEGXT-4C88H

PROGRAM TAVSİYESİ /// İNTERNET GÜVENLİĞİ ÖNEMLİDİR /// Bit defender Family Pack 1 Yıl Ücretsiz

[​IMG]

Buradan ulaşabilirsiniz.

İSTİHBARAT /// ORAL ÇALIŞLAR : ‘Fişlerin efendisi’, ‘Makbul vatandaş’ın ensesinde

ORAL ÇALIŞLAR

oralcalislar

Gazetecilere kızmaktansa, istihbarat örgütünün bilgi toplama mantığına karşı çıkmak daha yerinde olur.

Başbakan Erdoğan, son yaptığı konuşmalarda, ‘fişleme’ raporlarının ve MGK kararlarının bir gazetede yayımlanmasını ‘vatana ihanet’ sayabilecek kadar öfkeli açıklamalar yapıyor. Bu vesileyle ‘devlet sırrı’ kavramı, kılık değiştirerek yeniden gündeme geliyor.

Baştan söyleyeyim, bu fişleme notlarının savunulacak yanı yok. ‘Ham malzeme’ydi, ‘kimseye verilmedi’, ‘resmiyet kazanmadı’ türünden savunmalar, ikna edici de değil, tatmin edici de değil.

Hele onları ‘devletin sırrı’ kapsamında savunmak kabul edilebilir gibi değil.

Bir ülkenin istihbarat örgütü, muhalifleri fişlemek göreviyle yükümlü değildir. Siyasete yaranmak için yapılan istihbarat faaliyeti, ‘MİT’in siyasileşmesi’ ile eşanlamlıdır. Zaten bugüne kadar ne çektiysek bu anlayıştan çektik.

İstihbarat faaliyeti, geçmişte askerlerin denetimindeydi, tamamen ‘iç güvenlik’ gerekçesi üzerine oturtulmuştu. Toplumun birbirini ihbar ettiği bir sistem üzerinden örgütlenen istihbaratçılar, otoriter sistemin, darbelerin ağır baskılarına zemin oluşturacak malzemeler toplayarak, toplumun terörize edilmesine destek verdiler. Halen, otoriter rejimlerde bu mantık sürüyor: Muhaliflerin fişlenmesi üzerine kurulu sistem, dünyanın birçok yerinde devam ediyor.

Hrant Dink’in fişlenmesi

Hrant Dink’in çarpıcı bir öyküsünü sizlerle paylaşmak isterim. Hrant, yıllarca yurtdışına çıkamadı. Her pasaport başvurusu, gerekçe gösterilmeden reddedildi. Bunun üzerine, idare mahkemesine dava açtı. Bir duruşmadaki sahneyi şöyle anlatmıştı: “Hâkim ‘Tamam’ dedi. ‘Hiçbir engel yok’. Tam o sırada mübaşir bir sarı zarf getirdi. Zarfı açıp okuyan hâkimin yüzü değişti, ‘maalesef sana pasaport verilmeyecek’ diyerek talebimi reddetti.”

Hrant’ın pasaportunun reddedilmesini sağlayan rapor, hiç şüphesiz bir istihbarat raporuydu ve büyük ihtimalle MİT’ten geliyordu.
Tabii o raporu hiç göremedi.

Eski alışkanlık sürüyor

Şurası bir gerçek: MİT belli ki hâlâ eski alışkanlıklarından kurtulamamış, ‘fişleme’yi sürdürüyor. Başbakan, ‘fişleme’nin medyada deşifre edilmesine öfke duyuyor, hesap soracağını söylüyor. Bilgilerin ortaya dökülmesi onu kızdırmış.

Diğer taraftan, ‘deşifre’ faaliyetinin arkasında da siyasi bir hesap bulunduğu açık.

2004 yılının haziran ayındaki MGK toplantısında, siyasete dayatılan ‘irtica ve bölücülük’ gerekçeli karar, yasal olsa bile artık meşru değil. Gülen Cemaati’nin hedef alınması, ‘en temel özgürlüklere karşı duruş’un bir yansıması. Rapor herkes tarafından biliniyor olsa bile, dönemin ruhunu yansıtsa bile, ‘yasal’ olsa bile; ‘hukuki’ değil, en temel evrensel hukuk mantığına aykırı. Hükümetin de söylediği gibi ‘yok hükmünde.’

Bu nedenle “MGK raporu gizlidir, medyada yayımlanması, bu nedenle yasadışıdır” değerlendirmesi üzerinden yürütülen suçlama, haklı bir zemine oturmuyor.

Hele de ‘fişleme’ yenilir yutulur gibi değil. Bu yüzden, elbette, ilkesel olarak eleştirilmesi, karşı çıkılması gerekir.

Bu eksenlerde yaşanan sert tartışmanın arka planı, daha ilgi çekici: Belli ki cemaatin polis ve istihbarat örgütü içindeki güçleri, hükümeti sıkıştırmak için ellerindeki malzemeyi basına ve uygun isimlere, kendilerine yakın gördükleri isimlere servis ediyorlar. Etkili olabiliyorlar. Belki inandıkları ölçekte olmasa da bir ‘etki alanı’ yaratıyorlar.

Gazetecilere kızmaktansa, istihbarat örgütünün bilgi toplama mantığına karşı çıkmak daha yerinde olur. Bilgilerin ortalığa dökülüyor oluşu, istihbarat örgütü içinde bir zafiyetin varlığına da işaret eder. Şu açık: MİT’in yönetimi, kendi kadrolarının bilgi sızdırmasına engel olamıyor.

Cemaatin ne ölçüde güçlü bir haber toplama ve bilgiye egemen olma gücüne eriştiğini de görebiliyoruz. Bunun yarattığı, yaratabileceği çeşitli sorunları, geçmiş olaylarda yaşadık, bundan sonra da yaşamamız mümkün. Cemaat taraftarları, yani bir anlamda ‘makbul vatandaş’ izlenince, daha büyük bir tepki ve ilgi oluşabiliyor.

Fişleme, bu kez ‘makbul vatandaş’ın peşinde.

‘Nereden baksan tutarsızlık…’

İSTİHBARAT : 2002’den bu yana fişleme yapılmıyor

MİT’in fişleme yaptığında dair iddiaların kaynağının, kurumun arşivinde tuttuğu ihbar bilgileri olduğu ortaya çıktı. MİT, 2002’de dönemin Başbakanı Gül’ün verdiği talimatla kişisel verilerden istihbarat yapmıyor.

Bir gazetede ‘Fişlemenin belgesi’ şeklinde yapılan haberin gerçekte güvenlik tahkikatı talebinde bulunan kurumlara sunulan istihbarat ve değerlendirme belgesi olmadığı, MİT’in arşiv belgesi olduğu tespit edildi. 10 yıl önce İstihbarat tarafından yapılan bir güvenlik soruşturması yeni gibi yayınlandı. 13 Haziran’da ilk kez yayınlanan ham bilgi sanki, fiş gibi okuyuculara servis edildi.

GÜL’ÜN TALİMATI VAR

Aralık 2002 yılından itibaren dönemin Başbakanı Abdullah Gül’ün talimatı üzerine, kişisel veriler üzerinden değil, somut olaylar üzerinden araştırma yapan İstihbarat Teşkilatı hakkında ‘Fişlemenin Belgesi’ diye duyurulan habere konu belgelerin her hangi bir güvenlik soruşturması isteyen kuruma sunulan bir belge olmadığı öğrenildi. Devletin önem ve özellik arzeden kurumlarına yapılacak üst düzey görevlendirmelerde kişiler hakkında İstihbarat Teşkilatından ‘Güvenlik soruşturması’ talep ediliyor. Her yıl 450 bin kişi hakkında devlet kurumlarınca talep edilen güvenlik soruşturmasına MİT tamamına cevap veriyor.

GÜVENLİK TAHKİKATI

Devletin önemli ve özellikli kurumlarına üstdüzey yapılacak görevlendirmeler için MİT Güvenlik Tahkikatı yapıyor. Tamamen somut olaylar üzerinde yapılan incelemelerde oluşturulan dosya ilgili devlet kurumunun en üst yöneticilerine gizlilik içinde arz ediliyor. Devletin üst kademelerine valilik, askeri görevler, hakim-savcılar gibi görevlere gelenlere güvenlik tahkikatı yapılıyor. Ancak güvenlik tahkikatı gereğince sadece somut veriler üzerinden yapılan değerlendirmeler yer alıyor. Kişisel bilgiler yer almıyor.

İstihbaratta sistem değişti

2002 seçimlerinin galibi AK Parti hükümeti kurmuş ve Erdoğan’ın siyasi yasağı sebebiyle başbakanlık koltuğuna Abdullah Gül oturmuştu. 2002 Aralık’ta sunulan İstihbarat değerlendirme arzında şahıslarla ilgili ‘Hangi cemaate mensup olduğu, cinsel tercihleri, görüşü, ideolojisi, namaz kılıp kılmadığı, hangi gazeteyi okuduğu’ gibi kişisel veriler gelmesi üzerine dönemin başbakanı Gül, sistemin değişmesi talimatı verdi. Bundan sonra MİT soyut olaylar üzerine değil tamamen somut olaylar üzerinden görevini yapmaya başladı.

Sapla saman karıştırılıyor

MİT’in güvenlik tahkikatı gerekse de arşiv araştırması gibi incelemeler iç yönetmeliğindeki esaslarla belirleniyor. Bu konuda çok titiz bir uygulama gösteriliyor. Arşiv bilgisi ile doğrudan istihbarat raporu hazırlanmıyor. İstihbarat teşkilatına günde ortalama 2 binin üzerinde ihbar geliyor. Bu ihbarların büyük çoğunluğu kişilerin husumet gösterdiği biri hakkında olmasına rağmen yine de inceleniyor.

İSTİHBARAT : İsveç Rusya’nın ekonomisini de gözetlemiş

İsveç istihbarat kurumunun Rusya’nın sadece liderleri ile ilgili değil, aynı zamanda ekonomisi hakkında da casusluk yapıp ABD ile paylaştığı belirtildi.

İsveç Ulusal Savunma Telsiz Kuruluşu’nun (FRA) Rusya liderleri hakkında bilgi toplayıp ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) ile paylaştığı daha önce İsveç basınında yer almıştı. yeni ortaya atılan iddiaya göre FRA Rusya‘nın sanayisi hakkında da bilgi toplayıp NSA ile paylaştı.

İsveç Sveriges televizyonuna göre özellikle enerji şirketleri hakkında bilgi toplayan FRA, bu bilgileri Washington’a gönderdi. SVT’deki haberde NSA’nın telefon konuşmalarına yer verildi. Konuşmalarda "Rus hedeflerine yönelik çalışmaların devam etmesi konusunda İsveç’e minnettarız. FRA, Rus hedefleri konusunda başat rol oynadı, özellikle Rus liderliği, enerjisi ve karşı istihbarat konusunda" deniliyor.

Daha önce eski CIA ajanı Edward Snowden’ın ifşa ettiği NSA belgelerine dayandırılarak yapılan haberde sivil hedefler alındığı belirtilmişti. Bir kaynak belgelerin Rus şirketleri hakkında olduğunu söyledi ve bunun misyonun bir parçası olduğunu kaydetti.

FRA’nın Rus enerji şirketi Gazprom‘u gözetleyip gözetlemediği konusunda kaynak "Gazprom ihtimal dahilinde" dedi ve diğer birçok küçük şirketlerin de olabileceğini belirtti.

SVT’de bir röopartajında gazeteci Glenn Greenwald NSA ile İsveç istihbarat kurumu arasında işbirliğine dikkat çekmişti. Greenwald bu işbirliğinin sadece ulusal güvenlik alanında olmadığını aynı zamanda başta enerji olmak üzere ekonomik alanda da olduğunu kaydetti.

FUTBOL DOSYASI /// Alper Aslan yazdı : Ya Rabiacı olacaksın ya da Gezici

Eurosport Türkiye İstihbarat Şefi Alper Aslan, son günlerde yaşanan ve PFDK’dan Avrupa medyasına kadar uzanan süreci kaleme aldı.

AA

Eurosport Türkiye İstihbarat Şefi Alper Aslan, son günlerde yaşanan ve PFDK’dan Avrupa medyasına kadar uzanan süreci kaleme aldı.

Bu yazıyı rengi, dili, dini, ırkı veya mezhebi yüzünden ötekileştirilen insanlara yazıyorum. Kırdığım veya adını kullandığım insanlardan şimdiden özür dilerim.

Türk futbolunun yavaş yavaş eridiği, insanların taraf olmaya zorlandıkları bir sürece girdik. Uzun zamandır bu karanlığın içindeydik. Ancak bu karanlıkta koşmaya başladıkça çarpıp devirdiğimiz, canını yaktığımız ve önemsemediğimiz insanlar da artmaya başladı.

Spora siyaset karışmayacak dendi, bir anda 34. dakikalar 61 veya 58’den farklı olmaya başladı. Belki de kimse 1. dakikayı kutlamayan Adanalı futbolseverlerin 34. dakika seslerini hiiiç anlamayacak. Kimse futbolda Rabia işaretinin olması gerektiğini savunamadı. Bu yüzden kimse Mısır’da ölenlerin yasını tutanların varolduğunu bilmeyecek. Kimse 34. dakikada Gezi Parkı sloganlarının normal olduğunu söyleyemedi. Orada ölen insanların bir aileleri olduğunu kimse anlatamayacak!

Yönetim istifa demek kadar normaldi bu. Ama ya onu destekleyecektin ya da diğerini. Yani sen ya Gezici olmak zorundasın ya da Rabiacı. Üzgünüm demokrat olamazsın. İstediğin sosyal sorumluluk projesi veya toplumsal tepkini sahaya yansıtacaksan diğer tarafın isteklerinin önünü tıkayacaksın. Gezi de yanlış Rabia da diyemezsin. Mandela hayatını kaybettiğini en çok sevdiğin futbolcu tipi olan Afrikalıların üzüntüsünü paylaşmasına izin vermeyeceksin. Ya da Atatürk için bir tişört giyildiğinde ceza kuruluna sevk edilmeyi sindireceksin.

Türkiye’de herhangi bir terör saldırısı olduğunda maça siyah pazubant takarak çıkılmasına izin vermeyen UEFA’yı hain ilan edeceksin. Ya da pankartla çıkılması istendiğinde izin vermeyen, 10 Kasım’da İstiklal Marşı okuyan Konak Belediyespor’a ceza vermeye hazırlanan UEFA ve FIFA’ya ateş püsküreceksin. Burada yanlış olan hangisi? Elbette bu işin izinler ile yürütülmesi ve konunun TFF yönetmeliklerine göre yapılması gerekiyor. Ancak PFDK’ya sevk için yapılan açıklama benim bu düşüncemden bir anda çıkmama sebep oluyor. Açıklamayı yumuşak bir dilde yazıp bu durum için teşekkür edip ama kurallar gereği PFDK’ya sevk edilmeleri gerektiğini anlatsan buna kim itiraz edecek?

Türkiye Azad Akın’ın ve Kamelattin Şentürk‘ün zafer işaretleriyle çalkalandı. Emre ve Sercan’ın Mısır’daki zulme olan tepkisiyle ayağa kalktı. Atatürk ve Mandela tişörtleriyle PFDK’lık oldu.

Anlatılması gereken çok şey var. 30 yaşının üzerinde olan futbolcuların sahaya çıkmasına yasak getiren 3. lig kuralından tut alt liglerde katliama dönüşen hakem hatalarına kadar yazılması gereken çok şey var.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: