Günlük arşivler: Aralık 8, 2013

HESABI HACK’LENEN GENCİN İSYANI :))))

VİDEO LİNK :

ARAŞTIRMA DOSYASI : Çift Kişilikli Öcalan’dan Mandela Olmaz*

İbrahim ÇEVİK

Daire Başkanı

Etnik Çatışmalar

“Serok Apo”dan “Sayın ÖCALAN”a geçtiler. Operasyon tamamlanmadı; küresel efendilerin yardımıyla şimdi de ÖCALAN’ı Mandelalaştırıyorlar. PKK’lı seçkinlerin dışında kalan Kürtlerin Zalim Dehak ile bir tuttuğu bir teröriste artık yeni bir kimlik giydirilmeye çalışılıyor. Güneşin doğudan doğuşu kadar değişmeyecek bir gerçek vardır. O da; ÖCALAN’ın bugün bile bir “B” planının olduğudur. Bakalım psikanalistler ve toplum biliminin farklı dallarında uzman olanlar ÖCALAN’ı nasıl görüyorlar? Kaleme aldığımız kitaptan ilgili bölüm:

Hiç şüphe yoktur ki PKK’nın geçirdiği bu değişikliklerde küresel güçlerin, başka bir deyişle ulus-yapıcıların yönlendirici etkisi bulunmaktadır. Bu bakımdan bölgelere ekonomik çıkarları doğrultusunda şekil veren bu güçlerin, PKK ve Kürtçülük üzerinde etkilerinin bulunduğu açıktır. İşgalden sonra Irak’ı tümüyle batı rotasına oturtan ulus-yapıcılar, aralarında PKK’nın da bulunduğu tüm örgütleri terörden siyasi mücadeleye geçişe zorlamaktadırlar.

Örgütü mutlak yönetimi altında tutan ÖCALAN’ın cezaevinde oluşu bu sürecin uygulanması konusunda iki farklı duruma neden olmaktadır. Birincisi; cezaevinde oluşu sürecin işletilmesi için kolaylık anlamına gelmektedir. ÖCALAN’ın kendisi de çok iyi bilmektedir ki, cezaevinden çıkışı yalnızca halkın buna ikna edilmesiyle mümkündür. Bunun dışında başka bir yol yoktur. Ulus-yapıcıların bu yönde atacakları adımın kendisini özgürlüğe götüreceğinin bilincindedir. İkincisi; PKK’nın silah bırakmasının çöküşe bile götürebilecek, sonradan giderilmesine olanak bulunmayan zararlara neden olması korkusudur. Silahlı güç, ÖCALAN’ın küresel güçlerle ve Türkiye ile pazarlıktaki tek kozudur. Elinden bırakmamakta direnmesi bu nedenledir.

Küresel güçler, önceki deneyimlerinde benzeri durumlardan çıkışın yolunu, adına “zorlayıcı diplomasi” dedikleri bir yöntemle bulmuşlardır. Uzun anlatım yerine basit bir şekilde tanımlanırsa “zorlayıcı diplomasi”; yabancıların bir ülkenin iç sorunlarına sert girişimlerle bulunmasının yerine, halkın algılamasının değiştirilmesi ve örtülü baskı yöntemleri, propaganda teknikleriyle halkın arzu edilen çizgiye getirilmesi demektir.[i]

“Zorlayıcı diplomasi”nin hedefi olan ve küresel anlamda tanınan en önemli sima, Güney Afrika’nın eski devlet başkanı Nelson MANDELA’dır. G. Afrika’da siyahların ırkçı beyazlara başkaldırdıkları ilk günlerde, başını İngiltere ve Hollanda’nın çektiği Avrupa, hiç düşünmeden ırkçı beyazlara var güçleriyle destek verdi. Bu ülkede politikayı, ekonomiyi, fikir ve sanatı eline geçirmiş olan beyazlarla mücadelede, halkın lideri MANDELA cezaevine atılırken Avrupalılardan hiçbir tepki gelmedi.

Irkçı beyazların otomatik silahlarla, siyahların ise palalarla sürdürdükleri mücadeleden sonra dünya siyahların haklılığını kabul etmek zorunda kaldı. Siyahlar haklı olduklarını dünyaya anlatarak kanıtlamadılar, kuvvetli dirençleri karşısında batıyı ve G. Afrikalı beyazları geri adım atmaya zorlamalarıyla başardılar. Kendilerini önceleri inkâr eden batının ikiyüzlülüğüne bizzat tanık olan Nelson MANDELA; bunu 1997 yılında dile getirdiği şu sözlerle anlatıyordu; "Nasıl, bize nereye gitmemiz ya da hangi ülkelerle dost olmamız gerektiğini dikte edecek kadar kibirli olabiliyorlar? Kaddafi benim arkadaşım. Yalnız olduğumda bizi desteklerdi. Benim bugün bu ziyareti yapmama engel olmaya çalışanlar (ki ABD’yi kastetmektedir) o zaman bizim düşmanımızdı. Bunlarda hiç ahlak yok. Bir ülkenin polisliği rolünü üstlenmeyi kabul edemeyiz."[ii]

Küresel güçlerin etkisiyle; tıpkı PKK’nın örgütsel yapısındaki değişimlerin gerçekleştirilmesi sırasında kendisinden önceki örneklerin taklit edilmesi gibi ÖCALAN’ın gelecekteki konumu da önceki örneklere uygun bir biçimde gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Ulaşılmak istenen hedef, ÖCALAN’ın terörist kimliğinin unutturulması ve MANDELA örneğinde olduğu gibi, Türkiye’nin onun bir halk kahramanı olduğuna inandırılmasıdır. Bunun başlıca yolu ise, terörist başının medyatikleştirilmesinden geçmektedir. Ama daha önce halkın ürkütülmemesi, ilk anda kabul etmesine olanak bulunmayan siyasi çıkışlara alıştırılması gerekmektedir. “MANDELA’laştırılmasında, ÖCALAN’ın diğeri gibi bir halk kahramanı olmamasına, eli kanlı bir terörist olmasına bakılmamaktadır. Ulus-yapıcıların yürütecekleri örtülü operasyonla kamuoyu onun bir halkın kurtuluş mücadelesinin lideri olduğuna inandırılmasının önündeki engeller temizlenecektir.

Her türlü değerlendirmenin üstünde bir gerçek vardır ki G.Afrikalı bu lider, derilerinin renkleri ve kökenleri bakımından tam bir mozaik olan ülkesinin halkının tümünü sarıp-sarmalamıştır. Beyaz ile siyah, Yunan asıllı ile Flaman ayırımını asla yapmamıştır.

MANDELA’nın partisi Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) 1994 yılında G. Afrika’nın ulusal marşının belirlenmesi görevi verildiğinde, ANC’nin üyeleri beyazların zamanından kalma “Die Stem”in yerine yerli halka ait “Nkosi Skelele”nin kabul edilmesini istemişlerdir.

MANDELA, bu değişikliğin yapılması halinde ülkenin halkının tümünü temsil edemeyeceklerini ve temsil edilmeyenlerin incineceğini belirterek eski marşın kalmasını istemiştir. “Nkosi Skelele”yi de unutmayarak onun da ikinci marş olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Birleştirici etkisini her alanda ortaya koymuştur. Biri dışında oyuncularının tümü beyaz olan ülkenin rugby takımının 1995 yılında dünya şampiyonu olmasında büyük etkisi olan birleştirici rol oynamıştır.

Yaşamının büyük bölümünü cezaevinin dört duvarı arasında geçiren Nelson MANDELA’nın liderlik kariyerini inceleyen araştırmacıların tümünün üzerinde birleştikleri nokta; onun hapislikte uzlaşmacı ve düşmanı affetme yetisi geliştirdiğidir.

Bu özelliği bizzat kendisine ait; "halkımın özgürlüğüne yönelik özlemim, siyah ve beyaz tüm halkın özlemiyle birleşti. Artık bilmiyorum ki, insanlık haklarından mahrum bırakılmış herkesin özgürlüğü için mazlumun olduğu kadar zalimin de özgürlüğüne kavuşturulması gerekmektedir. Cezaevinden çıktığımda artık görevim, mazlumun da zalimin de özgürlüğüne kavuşturulmasıydı." sözleriyle somutlaştırmıştır.[iii]

Cezaevinde uzlaşma, affetme olgunluğuna erişen MANDELA’ya karşılık bir başka cezaevinden kendisine özenen birinin dışarıdaki örgüt taraftarlarına ilettiği mesaj ise aynen şöyledir; "Tarihsel büyüme ve büyüklük benim İmralı’daki gerçekliğimi paylaşmaya ve temsil etmeye şiddetle bağlıdır."[iv] Kendisinin yerine bir başkasının konulması fikrine dahi tahammül edemeyen ÖCALAN’ın, hiç bir şekilde vazgeçemediği özelliği yıkıcı ve şiddeti davet eden kışkırtıcı düşünce ve davranışlarıdır. İmralı’daki hücresinin küçüklüğünü, öldürülme komplolarını ve ben ölürsem kan dökülür tehditlerini dışarıdaki PKK’lılara ulaştıran ÖCALAN’ın, MANDELA’dan ne kadar uzak olduğu daha başka türlü anlatılamaz.

G. Afrika’ya sonradan gelmelerine karşın siyah yerlilere köle muamelesi yapan beyazların da önderi olmak için ulusal marşı değiştirmeyen bir lidere karşılık; etnik bölücülüğü toplumsal yaşamın temel kuralı haline getirmeye çalışan, ÖCALAN’ın yandaşı partinin kongrelerinde İstiklal Marşı’nın adını dahi anmak cesaret işi değil miydi? İlkokul çocuklarının her sabah söyledikleri Andımız’ın ırkçı bir söylem olduğunu öne süren PKK’nın, MANDELA ve onun partisi ANC ile benzeştiği tek bir noktayı bulmak mümkün müdür? Bu soruya hala cevap veremeyenler G. Afrika’da gençlerin ellerine rugby topu verilirken, bizim ülkemizde gençlerin bile değil çocukların ellerine molotof kokteyli ve taşlar verilerek polislere saldırtıldıklarını unutmamalıdırlar.

MANDELA’laştırılmaya çalışılan ÖCALAN’ın yaşamı ile dünyanın tanıdığı kanlı diktatörler arasında psikanaliz biliminin ışığı altında benzerlikler bulunabilir: Psikanaliz Hitler ve Stalin’in "habis narsist" veya diğer bir ifadeyle "kötücül narsist" oldukları teşhisini koymuştur. Bilim diliyle bu türlü “narsizmin” kurbanı olan kimselerin, kendilerini iyi hissetmek için diğerine zarar vermek, hatta onu öldürmek zorunda hissettikleri, saldırganlığın benlik saygısını arttırdığı belirtilmektedir.[v] “Kötücül narsist” liderler kendilerinin uzantısı olacak arkadaşlara ihtiyaç duyarlar. Böylece lideri yıkıcı eylemlerin sorumluluğundan kurtarırlar.[vi]

Dünyanın hasta ruhlu bu iki liderin tıpatıp benzerini ikinci bir kez tanıması zor gibi görünmektedir. Ancak, adı geçenlerin birer minyatürü olarak nitelenebilecek örneklerine çokça rastlanmaktadır. Bu türlü örnekler Kamboçya’da, Orta Afrika’da kendilerinin varlıklarını kanıtlamışlardır. Bizde ise “habis narsizmin” kurbanı; kanlı bir terörle hak iddiasında bulunan ÖCALAN’dır. Yargılanması sırasında Kürdün de Türkün de öfkesini çeken kanlı eylemlerinden kendisini sıyırarak sorumluluğu yakın çevresindeki diğerlerine yıkmaya çalışmıştır. Bingöl’de 33 erin şehit edildiği eylemle örgüt içinde saygınlığını arttırırken, sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmıştır.

Hitler 1932 yılında Silezya’da bir hapishanede bir komünist örgütçüyü öldürmekten sanık beş Nazi örgütü mensubuna gönderdiği mektupta eylemlerini takdirle karşıladığını ve kendilerini tebrik ettiğini bildirmiştir.[vii]ÖCALAN ise birçok masum insanın kanını döken canlı bomba eylemcilerini selamladığını bildirerek, aynı yolu izleyecek eylemcilere cesaret vermiş ve övgüler yağdırmıştır. Birinde Hitler’in diğerinde ÖCALAN’ın kahramanı oldukları çok farklı zaman ve mekânlarda yaşanan bu iki ayrı olayın benzer tek noktası; Hitler’in de, ÖCALAN’ın da aynı ruhsal özellikleri taşımalarıdır.

Terörist başıyla arasında benzer noktalar bulunan bir diğer kanlı lider ise Slobodan MİLOSEVİÇ’tir. Aile yapısı ve çocukluğu bakımından her iki şahsın arasında benzer acı ve ezilmişlik duygularının hakim olduğu görülmektedir. MİLOSEVİÇ’in çocukluğu şiddet ve acı dolu olaylara sahne olmuştur. Yedi yaşındayken en sevdiği amcası kendisini başından vurarak intihar etmiştir. 13 yaşına geldiğinde bu kez aynı şekilde intihar eden babasını kaybetmiştir. Otuzunda annesi intihar etmiştir. Sevgilisi Mirjana MARKOVI’nin babası Almanlara bilgi vermekle suçladığı annesini kurşuna dizdirmiştir.[viii]

Silik bir baba ve baskıcı, uzlaşmaz bir anneden kurulu ailede büyüyen yakın çevresi tarafından dışlanan ÖCALAN’ın da ruhunun derinliklerinde hala yaşayan öfke, ezilmişlik ve intikam duyguları bulunmaktadır.[ix] Yılanlardan korkmasına karşın köyün diğer çocuklarınca kabul edilir olmak için onları taşla ezerek öldürmeyi çare olarak görüyordu. Prof. Dr. Özcan KÖKNEL bu durumu bilim diliyle şöyle değerlendiriyordu; antisosyal kişilik bozukluğu gösteren insanların çocukluk ve gençlik çağlarında şiddet, evden kaçma, dayak atma, kavga şeklinde özetlenen olumsuzlukları yaşadıkları anlaşılmıştır.[x]

Yine birbirine benzer iki ayrı olaydan birisinde MİLOSEVİÇ, 1389 tarihli Kosova Savaşı’ndaki Sırp yenilgisini kullanarak, psikanalistlerin örselenmişlik dedikleri öfke-tepki karışımı duyguların yeniden yaşanmasını sağlamıştır.[xi]ÖCALAN ve örgütü ise benzeri davranışla Şeyh Said ve Dersim gibi simgelerle Kürt halkının yenilmişlik duygusu yaşamasına çaba göstermektedirler.

Uluslararasılaşması da dahil olmak üzere bugünkü kazanımlarını halk desteğinin yerine, arkasına aldığı yerli-yabancı rüzgarın etkisiyle ulaşmış olan ÖCALAN’ın, MANDELA’laştırılmasından hiç vazgeçilmeyecektir. Öğretmen, hemşire, çoluk, çocuk gözetmeksizin binlerce insanın ölümünün sorumlusu olduğunu görmemezlikten gelerek Öcalan’ın, serbest bırakılmasını sağlama mücadelesinde bir terörist ile Mandela’nın arasında hiç bir benzerlik bulunmadığına aldırmadan, “zorlayıcı diplomasi” operasyonuna devam etmektedirler.

Terörist başının serbest kalması için bu operasyona dört elle sarılan PKK’lılar, bu yolda Mandela’nın avukatı Essa MOOSA’nın önerilerine bile başvurmaktadırlar… Anılan avukat PKK’ya akıl vererek ne yapmaları gerektiğini şöyle sıralamaktadır;

1. Diğer ülkelerle ilişki kurarak onları sürekli olarak bilgilendirin, böylece uluslararası baskı kurun,

2. Çıkarılacak "alternatif medya " ile Apo’nun terörist olmadığını anlatın,

3. Dil ve kültürü yaşayamamak üzerinden örgütlenmek çok önemlidir. Bu bir azınlık ve eşitlik mücadelesidir.[xii]

Örgütlü hareketin siyasi kanadı bu öneriler doğrultusunda 2009 yerel seçimlerinden hemen sonra Öcalan’ın Mandela olarak kabul ettirilmesinin en başta gelen mücadeleleri olduğunu açıklayarak zaten var olan gerginliğe bir tutam daha katkıda bulundu.[xiii]

* Kürt Sorunu mu Yoksa Örtülü Operasyon mu isimli kitabımızdan “11. ÖCALAN’ın MANDELA’laştırılmaya ÇALIŞILMASI” başlıklı bölümünden yapılmış bir alıntıdır.

ARAŞTIRMA DOSYASI /// “İkinci Ermeni Açılımı” : Alican Kapısı Açılacak mı ?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Kiev’de yapılan toplantısından sonra Esenboğa Havalimanı’ndaki açıklamasına göre, 12 Aralık 2013 tarihinde Erivan’da yapılacak Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın (KEİ) toplantısına Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan’dan aldığı davet üzerine katılacağını belirtmiştir. Uzun zamandır hükümet yetkililerinin çeşitli vesilelerle gündeme taşıdığı “ikinci Ermeni açılımı” böylece somut bir şekilde dile getirilmiştir.

İkinci Açılımın Hazırlık Aşaması

Daha önce, 2009 yılında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, iki ülke arasındaki futbol maçlarını Türkiye ve Ermenistan’da birlikte izlemiş, Türkiye ile Ermenistan arasında bir yakınlaşma sürecinin temelleri “futbol diplomasisi” ile atılmaya çalışılmıştır. Ardından iki ülke arasında İsviçre’de protokoller imzalanmış; ama protokoller Ermenistan Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve süreç tıkanmıştır. 2012 yılında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla siyasi olarak kısır bir döngüye giren süreç, siyasi alana çok fazla taşınmadan değişik alanlarda devam ettirilmiştir. Gül, Şikago’da yapılan NATO zirvesinin dönüşünde “Ermenistan açılımını tamamen ölmüş görmüyorum.

Geniş ölçekte çalışma yapıyoruz. Görev verdiğimiz bazı sivil ve resmi örgütler var”[1] demiştir. Abdullah Gül, 2013 yılının Şubat ayındaki seçimleri kazanan Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ı tebrik eden üçüncü devlet adamı olmuştur. Bunun yanında Ermeniler için son derece önemli sayılan Akdamar Kilisesi’nin restore edilerek ibadete açılmasından sonra Nisan ayı içerisinde hayata geçmese de Erivan ile Van arasında direk uçak seferlerinin başlayacağı gündeme gelmiştir. Ardından Ekim ayında Davutoğlu’nun, İsviçre ziyaretinde Ermenistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi ile alakalı söylemleri “ikinci açılıma” ilişkin ipuçlarını vermiştir. Davutoğlu’nun son ABD ziyaretinde de Ermenistan ile yakınlaşmaya ilişkin demeçlerinin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinde gündem maddelerinden birisinin Kafkaslar olduğunun yine bu noktada belirtilmesi gerekmektedir.

Sıfır Sorunun Zayıf Halkası: “Ermenistan”

Ermenistan ile ilişkiler, Dışişleri Bakanlığı’nın bizzat kendi internet sitesindeki ifadelere göre, Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı döneminde hayata geçirilmeye çalışılan; ama birçok bakımdan çeşitli alanlarda başarısız sayılan “sıfır sorun” politikasının en “zayıf halkası” olarak tanımlanmaktadır. Dışişleri Bakanlığı “Harcadığımız önemli çabaya rağmen, Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerindeki bu çabalar zincirinde, Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesi bir nevi zayıf halkayı oluşturmaktadır.”[2] sözleri Türk-Ermeni ilişkilerinin beklenildiği kadar iyi olmadığını göstermektedir.

Bu noktada belirtilmesi gereken hususlardan biri de Türkiye tarafından Dışişleri Bakanlığı seviyesinde 2009 yılında Ali Babacan tarafından Erivan’a KEİ Zirvesi için bir ziyaret gerçekleştirilmesidir. Bir başka deyişle, Davutoğlu’nun bu ziyareti ilk ziyaret değildir.

Kapının Açılmasında Kazanan Kim?

Türkiye’de özellikle Kars-Ardahan-Iğdır gibi doğu illerinde ticaretin Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapısının açılmasıyla ticaretin artacağı düşüncesi birçok kesim tarafından söz edilen bir husustur. Ne var ki, bu tartışmalara sadece Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi açısından bakılmamalıdır. Bölgedeki daha büyük sorunlardan birisi de ticaretin geliştirilmesinden ziyade şu anda da bölgede ticaretin güvenli bir şekilde nasıl devam ettirileceğidir. Odaklanılması gereken nokta, Doğu ve Güneydoğu illerindeki gümrük kapılarındaki kaçak geçişler ve ticaret yollarının terörden arındırılması ve güvenlik sorunlarının çözülmesidir. Bir diğer deyişle, Ermenistan ile kapının açılması demek, bölgeyi baştan aşağı yenileyecek ve ticaret hacmiyle ayağa kaldıracak bir gelişme olmayacaktır. Ermenistan ile Türkiye arasında açılacak kapı, eğer ülkeler arasındaki şartlar yerine getirilirse bölgenin istikrarına katkı yapacaktır. Bütün bunların yanında, Ermenistan’ın içerisinde bulunduğu ekonomik sorunlar göz ardı edilmemelidir. Azerbaycan ve Türkiye sınırlarından çıkış bulamayan Ermenistan sadece Gürcistan üzerinden dünyaya açılmaktadır. Türkiye sınırının açılması bu bağlamda Ermenistan’ı rahatlatacak gelişmelerden biri olacaktır. İki ülke arasındaki ilişkilere bakıldığı zaman, Iğdır’da bulunan Alican Kapısı’nın açılması Türkiye’den daha fazla Ermenistan’a fayda sağlayacak bir gelişmedir.

Kapının açılmasından avantaj elde edecek taraf, Türkiye’den çok Ermenistan olarak görülmektedir. Türkiye ise sekteye uğrayan ilk açılımdan sonra ikinci kez devreye girmiştir. Türkiye, Ermenistan ile diyalog sürecini başlatarak önümüzdeki 2015 sürecini zararsız atlatmak istemektedir. Bu nedenden ötürü, başlayacak olan diyalog sürecinin Ermenistan tarafından “2015” öncesinde Türkiye’nin bir tavizi olarak anlaşılması Türk tarafı açısından son derece sakıncalı olacaktır.

Türkiye’nin Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Azerbaycan topraklarının işgal edilmesine karşı bir tepki olarak kapattığı, daha sonra Birleşmiş Milletler’in konuyla ilgili aldığı ve Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve çevresinde işgalci olarak bulunduğunu teyit ettiği kararlar son derece açıktır. Bazı kaynaklara göre, Ermenistan hükümeti, Azerbaycan ile arasında Dağlık Karabağ’daki iki rayondan çekilmeyi sözlü olarak kabul etmiştir.[3] Bazı kaynaklarda ise Ermenistan’ın 5 rayondan çekilebileceğini söylediği belirtilmiştir.[4] Dolayısıyla sürecin ne şekilde devam edeceği ile ilgili tam olarak bir çerçeve çizilmemiş ya da kamuoyuna net şekilde yansıtılmamıştır.

Yeni Sürecin Kilit Noktası: Algı Yönetimi

Güney Kafkasya’da uzun süreli ve sağlam bir istikrarın temellerinin atılması bakımından Azerbaycan ve Türkiye arasında ilk açılım sürecinde yaşanan sorunların bir kez daha yaşanmaması için sürecin özellikle Azerbaycan ve Türk dışişleri bakanlıkları arasında bir koordinasyon ve bilgi paylaşımıyla yürütülmesi gerekmektedir. Türkiye ve Azerbaycan’ın siyasi anlamda sorunu iyi yönetmesinin yanı sıra iki ülke kamuoyunun algı yönetimi konusunda son derece dikkatli davranması gerekmektedir.

Türkiye’de son dönemde, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarının göstermelik olduğu bazı kesimler tarafından dile getirilmektedir. Dolayısıyla, Ermenistan ile ilk açılım sürecinde Azerbaycan’a karşı olumsuz söylemlerin ikinci açılım sürecinde de devam edebileceği olasılığına karşı iki taraf da dikkatli olmalı ve bunlara meydan verilmemelidir. Çok iyi bilindiği gibi, Türkiye ve Azerbaycan arasında enerji alanındaki ilişkiler son derece önemlidir. Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki enerji anlaşmasının gündeme geldiği şu günlerde Türkiye’deki Azerbaycan imajının kötülenerek, enerji alanında adresin Azerbaycan’dan ziyade Kuzey Irak olarak gösterilmesi muhtemeldir.

Global ölçekte, Ermeni diasporasının Türkiye’ye karşı hasmane tavrında Türkiye’nin çabalarına rağmen henüz değişiklik görülmemektedir. Buna ek olarak, yerel ölçekte de Türkiye’nin Ermenistan sınırına yakın illerinde Ermeniler tarafından Türklere büyük katliamların yapıldığı hala yaşlılar tarafından anlatılmaktadır. Dolayısıyla burada da istenemeyen olayların yaşanmaması adına adımlar son derece dikkatli atılmalı, söz konusu şehirlerdeki vatandaşların hassasiyeti geri plana atılmamalıdır.

Değerlendirme

Türkiye – Azerbaycan – Ermenistan üçgeninde etkili olacak en önemli ülkelerden ikisi Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Rusya’nın bölgedeki ağırlığı bilinmektedir. Başbakan Erdoğan, Putin’e “Kafkaslar’a barışı beraber getirelim” diyerek işbirliği tavsiyesinde bulunmuştur. Rusya, Türkiye’nin bu teklifine soğuk bakmasa da bölgede ağırlığını kaybetmek istemeyecek ve özellikle Ermenistan’ı kendi politikaları ekseninde yönlendirebilecektir. Rusya, ayrıca Türkiye’nin bölgede sivrilmesini de fazla tercih etmeyecektir. ABD ise konuya müdahil olacak diğer bir ülkedir. 2015’te Ermenistan’ın ABD Senatosu’nda “soykırım” kararını çıkarmaya yönelik hazırlıkları ve Ermeni lobisinin çalışmaları bilinmektedir. Bunların yanı sıra, Dağlık Karabağ’da uluslararası toplumun tepkilerine rağmen yapılan seçimler sonrasında kurulan hükümet üyeleri de bu bağlamda ABD ziyaretleri düzenlemektedir. 5 Aralık tarihinde ABD Kongresinde Dağlık Karabağ Parlamentosu Başkanı Aşot Gulyan Kongre üyesi Bred Sherman ile buluşmuştur.[5] Ayrıca, süreçte Dağlık Karabağ’ın statüsünün ne şekilde belirleneceği gibi konular da üzerinde durulması gereken etmenlerden birisidir. Bütün bunlar, Türkiye ve Azerbaycan’ın Rusya ve ABD ile görüşmelerinde kapsamlı olarak ele alınmalı ve uzun vadede sonuç almak asıl hedef olmalıdır.

Uzun süredir ikincisi hazırlanan açılım Davutoğlu’nun ziyaretinden sonraki günlerde ana hatları muhtemelen tam olarak netleşecek süreçte hem üç ülke arasındaki ilişkiler hem de ülkelerin vatandaşlarının algısı son derece önemlidir. Azerbaycan ve Ermenistan sınırında zaman zaman çatışmalar yaşanmaktadır. Uluslararası alanda, Ermeni diasporasının Türkiye’yi kıskaç altına alma niyeti sonlanmamıştır. Türkiye – Azerbaycan – Ermenistan üçgenindeki ilişkilere bakıldığında gerginliklerin bitmediği ve geçmişte Ermenistan tarafından sekteye uğratılan bir sürecin olduğu unutulmadan ve acele edilmeden ilişkilerin normalleşme süreci yönlendirilmelidir.

PROGRAM TAVSİYESİ /// FTP PROGRAMI /// FlashFXP 4.4.3 build 2029

[​IMG]

FlashFXP 4.4.3 build 2029 yayınlandı.

Buradan ulaşabilirsiniz.

PROGRAM TAVSİYESİ : BCWipe – Kalıcı Dosyaları Sil

[​IMG]

Jetico’nun BCWipe ürünü ile internet geçmişinizden herhangi bir depolama aygıtınızı veya belirlediğiniz bir alanı kalıcı bir şekilde silebileceğiniz askeri sınıf silme prosüdürüne sahip en kullanışlı wipe yazılımlarından biridir.

Buradan ulaşabilirsiniz.

PROGRAM TAVSİYESİ /// İNTERNETTE GÜVENLİK ÖNEMLİDİR /// Tarayıcı Savunmasına Yardımcı Eklentiler

Mozilla Firefox eklentilerini içeren tarayıcı savunması için kullanılabilecek eklentiler.

DieHard – http://www.diehard-software.org/
LocalRodeo – http://databasement.net/labs/localrodeo/
NoMoXSS – http://www.seclab.tuwien.ac.at/projects/jstaint/
Request Rodeo – http://savannah.nongnu.org/projects/requestrodeo
FlashBlock – http://flashblock.mozdev.org/
CookieSafe – https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/2497
NoScript – http://www.noscript.net/
FormFox – https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/1579/
Adblock – http://adblock.mozdev.org/
httpOnly in Firefox – http://blog.php-security.org/archives/40-httpOnly-Cookies-in-Firefox-2.0.html
SafeCache – http://www.safecache.com/
SafeHistory – http://www.safehistory.com/
PrefBar – http://prefbar.mozdev.org/
All-in-One Sidebar – https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/1027/
QArchive.org web file checker – https://addons.mozilla.org/firefox/4115/
Update Notified – https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/2098/
FireKeeper – http://firekeeper.mozdev.org/
Greasemonkey: XSS Malware Script Detector – http://yehg.net/lab/#tools.greasemonkey

VİDEO : DÜNYADAN GÜZEL ENSTANTENELER /// TOPLAM 5 BÖLÜM ///

VİDEO LİNK :

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: