Günlük arşivler: Aralık 6, 2013

TERÖR : HEYETİ NASİHADAN AKİL İNSANLARA ŞAŞIRTAN BENZERLİK

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden yalnızca bir hafta önce Isparta’ya nasihat etmeye gelen Şehzade Abdürrahim ve heyeti ile 94 yıl sonra bugün ‘çözüm sürecini’ anlatmaya gelen akil insanların ziyaretleri çarpıcı benzerliklere sahne oldu.

Başlıktaki slogan, akiller heyetinin Isparta’daki ziyareti sırasında yapılan protestolardan yansıyanlardan sadece biri. Ancak Isparta’daki bu ziyaret, hem akiller grubunu hem de nasihat heyeti benzetmelerine burun kıvıranları şaşırtacak benzerliklere sahne oldu. 94 yıl önce Isparta’yı ziyaret eden Heyet-i Nasiha da çiçeklerle karşılanmış, bugün kente gelen akiller de. 1919’da Şehzade Abdürrahim’in başkanlığındaki nasihatçıları öğrencilere temiz kıyafetler giydirerek, yolları temizleyerek karşılayan dönemin protokolü gibi bugünkü yöneticiler de benzer görüntülerle akilleri karşıladı. Akillerin yediği yemeklerin parasının kimin cebinden çıktığı tartışmalarının 94 önce de yaşanmış olması da cabası.

İşte İzmir’in işgalinden bir hafta önce Isparta’ya nasihat etmeye gelen Şehzade ile 94 yıl sonra bugün ‘çözüm sürecini’ anlatmaya gelen akil insanlar ziyaretlerinin şaşırtıcı benzerliği…

AKİLLER DEMİREL’İN KÖYÜNDE

Akil İnsanlar Akdeniz Heyeti’nin bölgede bugünkü durağı Isparta’ydı. Rifat Hisarcıklıoğlu başkanlığında; Kadir İnanır, Lale Mansur, Tarık Çelenk, Nihal Bengisu Karaca, Şükrü Karatepe, Muhsin Kızılkaya, Öztürk Türkdoğan ve Hüseyin Yayman gibi isimlerden oluşan heyetinin Isparta’daki ilk durağı Türk siyasetine damgasını vuran beldelerden biri olan İslamköy oldu.

VALİLİKTE GÜLLERLE KARŞILANDILAR

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in memleketi olan ancak Büyükşehir Yasası’yla birlikte mahalle statüsüne dönüştürülen beldelerden biri olan İslamköy’de gül bahçelerini gezen Akil İnsanlar Heyeti, ardından yaptıkları valilik ziyaretinde Vali Memduh Oğuz tarafından güllerle karşılandı. Hisarcıklıoğlu burada İslamköy’ün Türk siyasetindeki önemine vurgu yaptı, Kadir İnanır ise gül üzerinden barış mesajları verdi.

VALİ OĞUZ AKİLLERE İLAHİ PROJESİNİ ANLATTI

Ajans32 sitesinin haberine göre, valilikteki ziyarette SDÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu ile iş dünyasının temsilcileri de hazır bulundu. Isparta’yı ‘ilim şehri’ yapmak için ilahi mesaj aldığını öne süren Vali Oğuz, bu projesini akillerle de paylaşarak heyeti kentte görmekten mutlu olduğunu dile getirdi.

KADİR İNANIR: ‘DAHA ÖNCE BÖYLE MASADA OTURMADIM’

Heyette yer alan oyuncu Kadir İnanır, valilikte güllerle karşılanmalarından mutlu olduğunu belirterek, "Ben daha önce böyle bir masada hiç oturmadım. ruhumuz okşandı" şeklinde konuşurken, heyetin diğer üyeleri de sürecin bütün Türkiye’yi Isparta gibi ‘güllük gülistanlık yapmaya hizmet ettiği’ görüşünü savundu.

SDÜ REKTÖRÜ: ‘BU YOLDA İNŞALLAH BERABERİZ’

SDÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu ise "Hep sizin yanınızdayız. Bu ideali yaşattığınız için teşekkür ediyoruz. Sizler elinizi taşın altına değil, gövdenizi taşın altına koydunuz. Bu yolda inşallah beraberiz. Biz de gövdemizi taşın altına koymaya hazırız" dedi.

AKİLLER OTEL ÖNÜNDE PROTESTO EDİLDİ

Konuşmaların ardından toplantı bir süre daha basına kapalı bir şekilde devam ederken, daha sonra Barida Hotel’s de STK’larla bir raya gelen akilleri bu kez de protestolar bekliyordu. CHP, İşçi Partisi, TGB ve ADD üyelerinden oluşan grup, ellerinde Türk Bayrakları ve Atatürk posterleriyle akil adamları protesto etti.

‘AKİL PABUCU YARIM, ÇIK DIŞARIYA OYNAYALIM!’

Polisin yoğun güvenlik önemleri aldığı Barida Hotel’s önünde toplanan protestocular, "Akil pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım, Mustafa Kemal’in Askerleriyiz, Türk Kürt Kardeştir Akiller Kalleştir" gibi sloganlar attı.

Barida Hotel’s karşında polisin oluşturduğu bariyerlerin arka tarafında saatlerce protestolarına devam eden göstericilerle polis arasında kısa süreli gerginlikler yaşandı.

Protestolar sırasında CHP İl Başkanı Vedat Şenol, TGB İl Başkanı Ali Ufuk Özalp ve ADD Şube Başkanı Batuhan Güldiken, kısa birer açıklama yaptı.
Akiller heyetinin, Barida Hotels’de STK temsilcileriyle yemekli bir toplantı yaptıkları da belirtilirken bazı toplantıların basına kapalı olması dikkat çekiyor.

94 YIL ÖNCE AYNI YERDE NELER YAŞANDI

Akil İnsanlar Heyeti’nin gündeme gelmesinin ardından heyete yönelik eleştirilen başında, 1919’da Damat Ferit Hükümetince görevlendirilen Heyet-İ Nasiha’ya benzerliği iddiaları geliyordu. II. Abdülhamid’in çocuklarından biri olan Şehzade Abdürrahim Efendi’nin başkanlığındaki Heyet-i Nasiha’nın üyeleri arasında Ferik Ali Rıza, Ferik Mahmut Hayret, Süleyman Şefik, Mirliva Ali Fevzi Paşa ile Bursa Müftüsü Ali Fevzi, Rumeli Pazarcığı Müftüsü Halil Fehim’in yanısıra Dahiliye Nezareti Memurin Müdürü Ohannes Ferit ve Afyonkarahisar eski Mebusu Yanko gibi isimler bulunuyordu. Heyetin gelmesinden hemen önce öğrencilere yeni elbiseler giydirilerek, şehir girişinde göze hoş görünmeyecek harap ve yıkık yerler temizlendi.

İŞGALE BİR HAFTA KALA HÜKÜMET KONAĞINDA GÖRÜŞME

Ispartalı tarihçi Böcüzade Süleyman Sami, ‘Isparta Tarihi’ kitabında (Serenler Yayını), İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinin yalnızca bir hafta öncesinde, 8 Mayıs 1919 perşembe günü Isparta’ya gelen Heyet-i Nasiha üyelerinin kentin girişinde eşraf ve öğrenciler tarafından karşılandığını, ardından da hükümet konağında ulema, zabıtan ve Rum ruhani liderlerle bir dizi görüşme yapıldığını aktarıyor.

ŞEHZADE’NİN BEYANNAMESİ HALKA OKUNDU

Akil İnsanlar Heyeti ile Heyet-i Nasiha’nın Isparta ziyareti şaşırtıcı biçimde neredeyse aynı günlere denk gelmesi bir yana, 94 yıl önce yaşananlar da bugünkü ziyaretle paralellikler taşıyor. Heyet-i Nasiha’nın ziyaretini izleyenlerden ve heyetle görüşenlerden biri olan Böcüzade, hükümet konağındaki ziyaretin ardından Şehzade Abdürrahim Efendi’nin meydanda toplanan halkı selamladığını daha sonra ise Mirliva Ali Fevzi Paşa’nın Şehzadenin beyannamesini okuduğunu aktarıyor.

HALKIN REFAHI İÇİN TEDBİRLER ALACAĞIZ

Savaşın yarattığı acılara ve sıkıntılara değinilen beyannamede, ülkenin içinde bulunduğu yoksulluk ve haraplık anlatıldığını aktaran Böcüzade, Şehzade başkanlığındaki heyetin halkın dertlerine çare bulmak maksadıyla geziye çıktıklarının belirtildiğini vurgulayarak şu ifadelere yer veriyor: "Padişah Vahideddin Efendi’nin, halkın refahına yarayacak tedbirlerin hemen alınması için yüksek bir encümen kurulmasını ve bunlara geniş yetkiler verilmesini ferman buyurdukları, herşeyden önce asayiş ve huzurun sağlanması gerektiği, bu konuda halkın hükümete yardımcı olmaları lazım geldiği ifade ediliyordu."

ŞEHZADE’NİN YOLU ÇİÇEKLERLE DONATILDI

Böcüzade’nin notlarına göre, bugün Isparta’da güllerle karşılanan akiller gibi nasihat heyeti de çiçeklerle karşılanmış: "konuşmalardan ve öğrencilerin çiçek sunmalarından sonra Şehzade Salih Bey’in evine maiyeti de Mehmet Ali Bey’in evine gittiler. Yollardaki evler, yaprakları yeşil dallar ve çiçeklerle donatılmıştı."

YEMEKTE BİR DE İNGİLİZ SUBAYI VARDI

Bugün 5 yıldızlı otelde STK temsilcileriyle yemekli toplantıda bir araya gelen akiller gibi, 94 yıl önceki nasihat heyeti de 24 kişilik bir grupla ‘alafranga’ sofrada ağırlanmış. Bözücade o yemeği şöyle anlatıyor: "Yemekte bir de İngiliz subayı vardı. Yemek sırasında öğrencilerin okul mızıkası eşliğinde kapı önüne gelerek marşlar söylemeye başladılar. Ziyafet için harcanan 15 bin kuruş masrafı belediye ödeyecekti fakat Hafız İbrahim Bey (Demiralay) masrafları üzerine aldı. Ertesi Cuma günü hükümet dairesinde verilen ziyafetin paralarını da İdare azasından Hüsnü Bey ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası’ndan Süleyman Bey ödediler."

İZMİR İŞGAL EDİLDİ, NASİHAT HEYETİ İSTANBUL’A DÖNDÜ

Heyet-i Nasiha’nın Isparta’nın da içinde bulunduğu bölge illerinde yaptığı gezi ve incelemeler, 15 Mayıs’ta İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle son bulmuş, heyet 18 Mayıs 1918 tarihinde İstanbul’a dönmüştü

Bu konudaki videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=Hni_nSUIeC0

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Abdullah Çatlı Belgeseli

VİDEO LİNK :

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : DÜNÜN KATİLİ BUGÜNÜN SOYTARISI Mehmet Ali Ağca’dan açıklamalar (Toplam 4 Bölüm)

Video Link :

TARİH /// VİDEO : Talat Paşa’nın Cenaze Töreni

VİDEO LİNK :

ORAL ÇALIŞLAR : İstihbarat savaşları

ORAL ÇALIŞLAR

oralcalislar

Raporu veren, sızdıran neyi hedefliyor? Belli ki bir hesaplaşma içindeler ve kafa kaldırıyorlar.

AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik, medyada yer alan ve bazı cemaat mensuplarını hedef haline getirme amacını taşıdığı düşünülen MİT fişlemeleri konusunda çeşitli değerlendirmelerde bulundu. MİT Müsteşarı ve yardımcısıyla konuştuğunu, yayımlanan fişleme belgelerinin kimseyle paylaşılmadığını, onların kuruma gönderilen ham istihbarat raporları olduğunu ifade etti.

Çelik’in açıklamasını gerçek kabul etsek de, ortada anormal bir durum olduğunu, yurttaşını ‘tehlikeli’ gören zihniyetin, ‘Teşkilat’ içindeki hâkimiyetini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. ‘Fişleme’ye devam ediliyor anlaşıldığı kadarıyla.

Bir ülkenin istihbarat örgütünün çeşitli yöntemlerle bilgi toplamasında, güvenlikle ilgili değerlendirmeler yapmasında, iç ve dış emniyeti tehlikeye atması muhtemel örgüt ve kişilerle ilgili takiplerde bulunmasında bir anormallik yoktur.

Bununla birlikte, devletlerin istihbarat ve güvenlik örgütlerinin geçmiş karnelerinin ‘kara noktalar’la dolu olduğu bir gerçek. Toplumu hedef alan ve kitleleri kışkırtmayı amaçlayan birçok provokasyonun, bu tür devlet örgütlerince tezgâhlandığı ve katliamlara varan sonuçların doğduğu, sır değil. İstihbarat raporlarıyla insanların haksız yere suçlandığını, hayatlarının zindan edildiğini defalarca gördük.

MİT’te son yıllarda yaşanan en objektif değişim şu: Teşkilat, asker yönetiminden çıkarak ‘sivil siyasi irade’nin etki alanına girdi. Gizli kapılarını açtı, ‘daha görünür’ hale geldi. Ancak siyasi kavgalar ve iç kamplaşma, belli ki, MİT raporlarını ve fişleme sistemini etkilemeye devam ediyor. Hüseyin Çelik, “Bunlar ham raporlardı” diyor. Mümkündür ama toplumun güvenliğiyle bağdaştırılamayacak kasıtlı bir istihbarat faaliyetinin yürütüldüğü de bir başka gerçek. “MİT, iktidarın siyasi hedeflerine yönelik bir istihbarat çalışması yürütüyor” tezini doğrulayan bir görüntü oluşuyor.

Çelik’in saptamalarından birisi, bilgilerin ‘MİT içinden’ kasıtlı olarak sızdırıldığı yönünde. Bu iddia, bir ekibin, söz konusu fişleri, MİT Müsteşarı’na rağmen bazı gazetecilere servis etmiş olması, olabilmesi anlamına geliyor. “MİT’in başına Sayın Hakan Fidan da gelse Ahmet, Mehmet de gelse on yılların alışkanlığından bir günde sıyrıldığını iddia etmek doğru değil” diyor Çelik.

Rasgele birileri böyle bir cesaret gösterip belgeleri belli bir gazeteciye servis edebilir mi? Burada ‘Cemaat’ şüphesi yeniden devreye giriyor. Belgelerin servis edildiği kişiyi, o kişinin siyasi kimliğini dikkate aldığımızda, bir ‘ilişkiler ağı fotoğrafı’ oluşuyor.

Fişleme konusu da, ‘fişlemenin deşifre edilmesi’ de, hükümet ile cemaat arasındaki kavga ve çekişmenin yeni ağırlık merkezine dönüşüyor. Bu yeni belge savaşları, kavganın boyutlarının, teşkilat içi iktidar hesaplaşmalarına yol açabilecek kadar geniş bir alana yayıldığını gözler önüne seriyor.

Daha önce, emniyet istihbarat bölümünden bazı toplu tayinler yapılması üzerine, cemaate yakın gazeteler, “En değerli polisler hedef alındı” anafikrini içeren yayınlar yapmışlardı. Benzer bir ayrışmanın yargı ekseninde de yaşandığı, herkesin malumu.
MİT konusu, cemaat ile hükümet arasında, en ciddi çatışma ekseniydi. Şimdi önümüzde yeni bir boyut açılıyor: Artık MİT’in içinde bir çatışma, bilek güreşi olduğundan söz etmek mümkün.

Demokrasi yolculuğu veya sivilleşmeden söz eden iki grup, ellerinde istihbarat raporları, birbirlerini açığa düşürmek için belge savaşı yapar hale geldiler.

Raporu veren, sızdıran neyi hedefliyor? Belli ki bir hesaplaşma içindeler ve kafa kaldırıyorlar.
İstihbarat örgütünü ele geçirmek için, poliste etkin olmak için, yargıyı yönlendirmek için bir rekabet yaşanıyor. Hükümet de elindeki olanaklarla durumu kontrol etmeye çalışıyor.

Türkiye’de gerçek bir değişim yaşanması, özgürlüklerin ve barışın gerçekleşmesi için daha çok yol almamız gerektiği, netlik kazanıyor…

SURİYE DOSYASI : İsyancıları toparlıyorlar

Rusya’nın baskısıyla 22 Ocak’ta yapılacak olan 2. Cenevre Konferansı yaklaşırken

Suriye Ordusu karşısında darmadağın olan muhalifleri yeniden birleştirme çabaları da hızlandı. Bu konuda başı yine Türkiye çekiyor

BAYRAM COŞKUN

ABD ve müttefikleri Suriye’de ağır bir yenilgi aldı. Büyük Ortadoğu Projesi’nin uzantısı olan Arap Baharı isyanları ile Devlet Başkanı Esad’ı devirmek isteyen bu ittifak hedefine ulaşamadı ve Rusya’nın da etkisiyle Esad ile masaya oturmayı kabul etmek zorunda kaldı. 22 Ocak’ta Cenevre’de yapılacak zirve Suriye krizi açısından bir dönüm noktası olarak görülüyor. Zirve Esad’ın açık bir zaferi olarak gösteriliyor.

Ankara’da isyancıları birleştirme toplantısı

Toplantı yaklaşırken Suriye Ordusu karşısında darmadağın olan muhalifleri yeniden birleştirme çabaları da hızlandı. Bu konuda başı yine Türkiye çekiyor. Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde Ankara’da dikkat çekici bir toplantı yapıldı. İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberine göre Ankara’ya çağrılan muhalif grupların temsilcilerine Cenevre-2 öncesinde birlikte hareket etmeleri konusunda telkinde bulunuldu. Gazetenin haberine göre Ankara’daki görüşmeleri, son aylarda muhalifler üzerindeki etkilerinin azaldığını gören Türkiye ve Katar ayarladı. Toplantıda batı tarafında İngiltere, ABD, Türkiye, Katar ve “Suriye’nin Dostları” adlı grubun içindeki diğer ülkeler yer aldı.

Erdoğan Katar’a muhalifler için mi gitti?

Ankara’da yapılan muhalifleri birleştirme toplantısının devamı ise Başbakan Erdoğan’ın Katar’a yaptığı günü birlik ziyarette yapıldı. Beraberinde MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı da götüren Erdoğan, Katar’ın yeni Emiri Şeyh Tamim bin Halife bin Tani ile bu konuyu görüştü. Görüşmeden Suriyeli muhaliflerin Cenevre’ye tek çatı altında derli toplu gitmesi ve muhalefetin taleplerinin güçlü bir şekilde dile getirilmesi için ortak hareket etmesi mutabakatı çıktı. Katar Emiri El-Tani, İki ülkenin özellikle Suriye ve Mısır konusunda aynı politikayı izlediğini vurgularken Başbakan Erdoğan Suriye konusunda Cenevre-2 toplantısında muhaliflerin güçlü bir şekilde masaya oturması gerektiğini ifade etti. Muhaliflerin 22 Ocak’ta yapılacak Cenevre-2 toplantısı için önce bir araya gelmeleri ve toplantıya tüm muhalefeti temsil eden tek bir yapı ile katılmaları sağlanmaya çalışılıyor. İki ülke Cenevre-2 toplantısı boyunca muhaliflerin taleplerinin kabul görmesi için diplomasi yürütecek.

/// DUYURU /// S. FİGEN ÖZEN : BASIN KURULUŞLARIMIZ ARACILIĞI İLE ATATÜRKÇÜ / KEMALİST KAMUOYUNA ! !!

BASIN KURULUŞLARIMIZ ARACILIĞI İLE ATATÜRKÇÜ/KEMALİST KAMUOYUNA

2012 yılı Mart ayında olağan genel kurulunu Yapan Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesinde Önce Şube Başkanı Mahmut Özyürek’in ardında Mümtaz Çapçı Başkanlığında oluşturulan Yönetimin ADD Genel Başkanlığının tasarrufu ile görevden alınmalarına karşı açılan davalar birer birer sonuçlanıyor.

· Önceki Şube Başkanı Mahmut Özyürek’in ANKARA 17.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDE 2013/96 Esas sayı ile “Kararın İptali” için açtığı dava, Özyürekten sonra görevden alınan yönetim kurulunun Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesine2013/146 Esas sayı ile “Kararın İptali” için açtıkları dava halen devam etmektedir.

· Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şube yönetimini ele geçirme amacı ile ahlaki ve meşru olmayan yöntemlerle hareket eden ve Görevden almaların ardından Yönetime atananların hukuksuz, yasa dışı iş ve işlemlerine karşı dernek üyelerinin açtığı dava sonuçlandı.

· Dernek üyesi olmadıkları halde ADD Genel Merkezi tarafından ADD Isparta Şube Yönetm Kurulu üyeliklerine atananlar, ADD üyelerinin Yasalara ve dernek tüzüğüne uygun olarak 50 Yİ AŞKIN İMZA İLE verdikleri “OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL İSTEMLİ” dilekçeye rağmen GENEL KURULU ALABİLMEK İÇİN yasa dışı yöntemlere başvurmaktan kaçınmamışlardır.

· ADD Isparta Şubesi önceki üyelerinin iradesini etkisiz kılmak, Genel kurulda kendilerini seçtirebilmek amacıyla tüzüğe aykırı yöntemlerle çok sayıda kişiyi dernek üyesi yapmışlardır.

· “OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL” olağanüstülüğü yaratan gerekçenin ortadan kaldırılması, düzeltilmesi amaçlı yapılması gerekirken, yani yalnızca görevden alınan organın seçimine yönelik olması gerekirken, sanki tüm organlar ve yedek üyelikler görevden alınmışçasına “TÜM ORGANLARIN YENİDEN SEÇİMİ” gündeme alınmıştır.

· Hukuk düzenine, yürürlükteki yasal mevzuata aykırı olan bu durum ADD Şube önceki üyeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır.

· ISPARTA 2.SULH HUKUK MAHKEMESİ 30.04.2013 -2013/365 esas sayılı kararı ile “yapılacak olan olağanüstü genel kurulun ihtiyati tedbir yolu ile iptaline” karar vermiştir.

· Mahkemenin açık ve anlaşılır kararı ortada iken “ATANMIŞLARDAN OLUŞAN” Şube yönetimi, mahkeme kararını yok sayarak, sonradan eklenen üyelerle ve Şubenin tüm organlarının (Yönetim, Denetim, Disiplin Kurulları asil ve yedekleri ile Genel Merkez Genel Kurul Delegelikleri) seçimine yönelik 28 Eylül 2013 tarihinde yapılacak bir olağanüstü genel kurul kararı daha almışlardır.

· Olağanüstü genel kurulu kendi lehlerine sonuçlandırmak amacı ile yapılması planlan bu hukuk dışı karar da, ISPARTA 2.SULH HUKUK MAHKEMESİ 25.09.2013 tarih ve 2013/365 esas sayılı ARA KARARI ile “yapılacak olan olağanüstü genel kurulun ihtiyati tedbir yolu ile iptaline” karar vermiştir.

· ISPARTA 2.SULH HUKUK MAHKEMESİNDE 2013/365 Esas sayı ile açılan dava 13.11.2013 tarihinde sonuçlanmış, “ADD Isparta Şubesinin Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında 17.01.2013 tarihli üye listesinin esas alınmasına, …gündeminde sadece yönetim kurulu değişikliğinin olacağının tespitine” karar verilmiştir.

· 17.01.2013 tarihli ADD Isparta Şubesi üye listesinde, atanmış ADD yönetiminde olan BATUHAN GÜLDİKEN, AHMET DEMİREL, DOĞAN ELÇİ üye olarak yoktur.

· Yani Mart 2013 tarihinden bu yana ADD Isparta şubesi ADD üyesi olmayan, ancak ADD genel merkezince atanmış bir ekip tarafından yönetilmektedir. Bu durum Atatürkçülere, önceki yönetimi seçen genel kurula karşı yapılmış bir hukuk ayıbıdır. Garabettir.

· Tüm bunlara karşın “üyesi olmadıkları derneğin yönetimine atanan” bu gayrimeşru heyet bu garabeti ısrarla sürdürmekte, mahkeme kararına rağmen olağanüstü genel kurul yapmaktan ısrarla kaçınmaktadır.

· İşin asıl acı yanı, bu hukuk dışılık, gayrimeşruluk nedeniyle ADD ISPARTA ŞUBESİ KAPATILMA TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYADIR.

· MART 2013 TARİHİNE KADAR ISPARTADA OLAĞANÜSTÜ BİR GAYRET VE ÇABA İLE KEMALİZMİN BAYRAĞINI HEP YUKARIDA TUTMAYI SÜRDÜRMÜŞ BİR DERNEĞİ BU DURUMA DÜŞÜRENLERDEN ATATÜRKÇÜ KAMU OYU HESAP SORMALIDIR.

BİZLER ATATÜRKÇÜ BİLİNCİMİZİN BİZE VERDİĞİ GÖREVİMİZİ YAPARAK TÜM ADD ISPARTA ŞUBE ÜYELERİNE ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ.

“KEMALİZMİN BAYRAĞINI YERE DÜŞÜRMEYİN, DÜŞÜRENLERDENDE HESAP SORUN.”

06.12.2013

ADD ISPARTA ŞUBESİ

MART 2013 TE GÖREVDEN ALINAN YÖNETİM KURULU ÜYELERİ

VİDEO : Devlet Tiyatroları Kapanmanın Eşiğinde ! /// TİYATRONA SAHİP ÇIK /// İZLEYİN İZLETİN ///

VİDEO LİNK :

Ahmet Kılıçaslan Aytar : UKRAYNA

Ukrayna hükümeti 29 Kasım 2013’te imzalanması beklenen Avrupa Birliği Serbest Ticaret ve İşbirliği Antlaşması’nı askıya aldı, Kiev’de eylemciler sokağa döküldü.
Başbakan Mykola Azarov, Meclis kararını Ukrayna’nın içinde bulunduğu ekonomik durumun dikte ettiği taktik bir karar olarak takdim etti.

*

IMF’ye 3.7 milyar dolarlık geri ödeme, Rusya’ya 17 milyar dolarlık doğal gaz borcu, bu borçların 2014 itibariyle ödenmesi gerekliliği ülkenin ekonomisini özetliyor.
Bu çerçevede Ukrayna -bir taraftan, Avrupa’nın içinde bulunduğu ekonomik krizden etkilenmekte -öteki taraftan, en büyük ticari partneri Rusya’nın doğal gazına olan bağımlılığı ve Rusya’nın Beyaz Rusya ve Kazakistan ile oluşturduğu Gümrük Birliği’ne katılması halinde kazanacağı ticari ayrıcalıklar arasında bulunuyor.

*

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, Ukrayna ile kuvvetli ilişkilerin geleceğine olan inancı ifade ediyor.

Ukrayna ana muhalefet partisi Batkivşina’nın lideri Arseniy Yatsenük,Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in Rusya’nın Gümrük Birliği’ne katılmasına ilişkin anlaşmayı imzalaması halinde ülkeyi yeni protesto eylemleri başlatmakla tehdit ediyor -ama, Gümrük Birliği’nde gözlemci statüsüne sahip Ukrayna,henüz tam üyeliğe hazır değiliz,diyor!

Rusya Devlet Başkanı Putin,"Olaylar dışarıdan yönlendiriliyor. Muhalefetin meşru iktidarı devirme girişimleri 2015’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkilemeyi hedefliyor.Biz Ukrayna halkının tercihi ne olursa olsun, buna saygı ile yaklaşacağız" açıklamasında bulunuyor.

*

AB’nin genişleme politikaları Ukrayna’nın bu kararından etkilenecek midir?

Ukrayna’nın AB ve Rusya arasında -hem,bir tampon bölge -hem de, köprü olması bakımından taşıdığı stratejik önem nasıl gelişecektir?

Bu gelişmeler Türkiye’ye nasıl yansıyacaktır?

Ya da -aslında, Ukrayna’da neler oluyor?

*

Dünyada son 40 yılda Rusya,Brezilya ve Güney Afrika’nın kaynaklarını kullanan Hindistan,Filipinler, Malezya, Arjantin ve Türkiye gibi kişi başına milli geliri belli seviyeye ulaşan ülkelerin teknolojik olarak gelişmemiş üretim biçimine bağlı kalmaları ve yurtiçi aktivitelerinin eksikleri, bu ülkelerin gelişmiş ülke kategorisine ulaşmalarının olanaksızlığı olarak kabul ediliyor.

Bu ülkelerin yerli sanayi inşası devam ediyor ama hiçbirinin;geçmişte büyük çapta yabancı yatırımı çeken, teknolojilerini yükselten, ağır korumacılık altında yerli üretimi ve hizmeti geliştiren, kapalı bir para ve sermaye akışı politikasıyla uluslararası ölçekte nispeten gelişmiş teknolojiler ve kalifiye işgücü üzerinde kurulu rekabetçi üretim işletmelerine sahip olan ve ekonomilerini küresel büyümeden yararlanmaları için daha iyi bir konuma yükselten Japonya ve Güney Kore’nin başarısına ulaşamayacakları öngörülüyor.

*

Yalnızca, küresel mal talebinin ve küresel büyümenin en önemli motoru ve dünyanın ikinci ekonomisi olan orta gelir düzeyli Çin’e şans tanınıyor -rağmen,onun da ekonomisi yavaşlıyor.

Çünkü Çin büyük ve rekabetçi bir endüstriyel yapıya ve kalifiye işgücüne sahiptir -fakat, ekonomileri hammadde ticaretine dayalı ülkelerin sorunları yüzünden dış satımda önemli zorluklar yaşıyor.

Yine de gelecek 15 yılda ortalama 5-6 oranında büyümesi halinde kişi başına gelirinin 20 bin dolar gibi yüksek bir düzeye çıkabileceği hesaplanıyor -ki, bu küresel büyümenin ve istikrarın başlıca umudu olarak kabul ediliyor.

*

O yüzden, teknolojideki ilerlemesiyle 2035 yılında enerji açısından kendine yeteceğini ve dünyaya enerji ihraç eden bir ülke olarak siyasi ve ekonomik gücünü konsolide edeceğini planlayan ABD -bir taraftan, küresel istikrar için Çin’in yanıbaşındadır: gözlemliyor, denetliyor, müdahale ediyor.

Öte taraftan,gelişmekte olan ülkelerin teknolojik olarak gelişmemiş üretime bağlı olmaları yüzünden gelişmiş ülke kategorisine ulaşamayacaklarından yararlanıyor -sonuçta, yepyeni bir tarzda usul usul küresel büyümeyi teşvik ediyor.

*

Nasıl? İşte, Rusya’dan geçen hatlara bağımlılıklarının kaldırılması için Hazar ülkelerinin bağımsızlığı, alternatif ihraç yollarının bulunması,mevcut rejimiyle İran’ın Hazar enerjisinde rol almamasını öngören,"Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi"ni, Tıpkı Ortadoğu ülkelerini belirli ekonomik ve demokratik kriterlerle olgunlaştırmak ve ekonomilerinin bağlı olduğu petrol ve gaz akışının Hürmüz Boğazı ve Doğu Akdeniz su yollarından serbest olarak yapılmasını öngören "Büyük Ortadoğu Projesi" gibi modifiye ediyor.

*

Yerine tek küresel sistemi içinde yer alan ve onun çevresinde birbirine bağlı yapıda ve ilgileri farklı -mesela,Rusya’nın genel ekonominin gündemi içinde benzer yaklaşımlarda değil,kendisine en uygun seçeneğin yükümlülüklerini üstleneceği yeni bir Avrasya’yı öngörüyor.

Böylece ABD ve Rusya kutupları arasındaki ülkelerin birbirlerinin çabalarını gölgelemek yerine birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştirmesine, ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmesine,istikrara ve büyümeye olanak tanıyor.

*

Şimdi,Ukrayna zaman zaman etkisini Avrupa’da da hissettiren Rusya’nın doğal gazını bir siyasi araç gibi kullanmasının sıkıntısından uzaklaşıyor.

Ukrayna ve Rusya’nın siyasi kararlarda kuracakları paralelliklerle NATO ve AB üyesi olmak için mücadele eden Gürcistan olumsuz etkileniyor,Rusya ile diplomatik ilişkiler arıyor.

NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi önünde Rusya’nın Karadeniz Filosu, Ukrayna Sivastopol üssünde ve ABD’nin Romanya ve Bulgaristan’daki Füze Savar Sistemleri karşısındadır; bir vadede küresel silahlanma düzeyinin düşürülmesine vesile olabileceği düşünülüyor.

*

Nitekim, NATO- Rusya Konseyi’nde Genel Sekreter Anders Fogh Rasmussen,"Rusya ve NATO ortaklığı Avrupa-Atlantik bölgesi güvenliğinin kilit unsuru olmaya devam ediyor" diyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Moskova’nın bu yaklaşıma itiraz etmediğini ancak güvenin Füze Kalkanı, NATO’nun genişlemesi ve Avrupa’da güç dengesi gibi başlıca sorunların çözüme kavuşturulmasından sonra daha etkili bir şekilde onarılacağını düşündüğünü söylüyor.

Ermenistan/ Gümrü’de Rusya-Ermeni Bölgelerarası Forumu’nda Rusya Devlet Başkanı Putin," Rusya, Kafkaslarin güneyinde yer alan ve Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın da yer aldığı Transkafkasya’daki mevcut pozisyonunu güçlendirmeyi planlıyor ve bu bölgeden de çıkmayı asla düşünmüyor"derken,

Gürcistan Rusya ile diplomatik ilişkiler kurmak üzere zemin yoklamaktadır…

*

Elbette yeni bir dünyanın kurulması kolay değildir ve bu dünyada -mesela,Kafkasya’da, Türkiye’deki Erdoğan iktidarı ve peşine taktığı Arap Müslüman Kardeşler örgütü ve bilumum benzerleriyle Osmanlı’nın tarihi organik bağlarının yüklediği sorumluluğun ivmesiyle onun medeniyet havzasının herkese "Ümmetin Birliği" çatısında ortak vatan edilmesi İslamcı tasavvuruna ve ürettiği radikal örgütlere -asla,tahammül edilmiyor.

7.12.2013

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

BOOK : Twelve Years in the Grave: Mind Control with Electromagnetic Spectrums, the Invisible Modern Concentration Camp

KİTABI BURADAN SİPARİŞ EDEBİLİRSİNİZ.

FROM HERE YOU WILL be able to ORDER books.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: