Günlük arşivler: Aralık 4, 2013

MİZAH : Motosikletin Dünyanın Tüm Yükünü Omuzlarında Hissettiği 9 Kare

Motosiklet deyince öyle aklınıza hemen havalı sürat motorları ya da cross motorları gelmesin. Bizim motosikletten kastımız bisikletin az hallicesi olan, yer yer mobilet, yer yer pırpır, yer yer motur, yer yer de sinek gibi adlarıyla karşımıza çıkan cinsten.

Ekonomik düzeyin yüksek olmadığı ülkelerde bu araçlar yeri geliyor koca bir aileye ev sahipliği yapıyor, yeri geliyor koskoca kamyona yüklemeye cesaret edemeyeceğiniz malzemenin altına giriyor, yeri geliyor sürat tutkunu sahiplerine adeta Kenan Sofuoğlu olduğunu hissettiriyor. İnternette sörf ederken, Vietnam’da güzel ama yalnız ülkemizde görmeye alışık olduğumuz ve ülkemizin bazı konularda o kadar da yalnız olmadığına bizi inandıran sıra dışı yüklenmiş motosikletlere denk geldik. Bunları sizlerle paylaşmayı bir borç bildik ve buyurun başlıyoruz.

Station wagon arabaya ne hacet

aile-motor
Sanmayın bu fotoğraf Sakarya’dan, Kırklareli’nden, Antalya’dan ya da Erzurum’dan. Bayağı bayağı Uzakdoğu’dan. Koşullar bazen öyle gerektiriyor ki bir kişilik, haydi iki kişilik yeri beş kişi paylaşıyorsunuz. Aynı karenin farklı sayıda kadınlı, erkekli, çocuklu, gömlekli, şalvarlı, başörtülü, gözlüklü ve buna benzeyen milyon çeşit varyasyonlu haline gözlerimiz alışık. Denildiği üzere nasıl iki gönül bir olunca samanlık seyran oluyorsa, beş gönül bir olunca da mobilet station wagon oluyor herhalde.

Bidon, bi’ don daha, sonra bi’ kaç don daha…

bidon-motor
Ağırlık olarak birinci sıraya oynamayacağı kesin ama estetik olarak gönüllerin birincisi bidon taşıyan motorlu ağabeyimiz. Nasıl güzel dizmiş ilmik ilmik o süt beyazı bidonları; kırmızı kapaklar nasıl da bir şiir gibi sıralanmış bu apak bidon deryasında. Bir de o, iki sıra daha koyarım mantığıyla selenin ucuna zarifçe oturuş yok mu, işte o estetik puanını bu kadar yüksek vermemize sebep olan detaylardan. Tabii işin delikanlılığı dönüşte bidonları doldurmuşken belli olacak ama gerçekten serimizin görsel olarak en güzel çalışmalarından biri budur.

Çelenk Sepeti

cicek-motor
Sıradaki ikilimiz ise çelenk sepeti diye bir sistem henüz kurulmadığı için yukarı mahallede bugün dükkanının açılışını yapan amca oğullarına kendi yöntemleriyle çelenklerini götürüyor. Bu yöntemin en güzel yanı sıcak havalarda size gölge ve huzur sağlaması, trafiğin çilesinden uzak, güzel rayihalarla dolu bir motosiklet yolculuğu için birebir. Hem de efil efil.

Kurban sezonunun aranan taşıyıcısı olarak motor

domuz-motor
Domuz yemenin ülkemizde çok günah olduğu düşünülmekle beraber, bu fotoğrafı bu topraklara adapte ettiğimizde gözümüzün önüne gelen sahne şu: Bayram arifesi, arka tekerin iki tarafına sarılmış iki koç, bir tanesi de arka koltuğa oturtulmuş, kalan boşluklara da adaklık birkaç tavuk serpiştirilmiş. Gayet bizim konjonktüre uyuyor bence bu sahne. Bir sonraki bayramda denenebilir diye not aldık bir köşeye.

Yazın sıcakta durmayacan

erzak-motor
Aldığımız duyumlara göre bu kare, dayıyla hanımının yaşadıkları şehrin neminden bunalıp mevsim bitene kadar yaylaya çıkmaya karar vermelerinden sonra çekildi. 3-4 ay boyunca kullanacakları eşyaları çuvallayıp, bir miktar da erzak alan çiftimiz en son Kong Dağları sapağında görülmüş. Bir sonraki baharda bu sefer de dönüş yüklemesiyle tekrar şehirde görünmeleri muhtemel.

Noel geliyor Noel ya lele ya lele

kaz-motor
Fotoğrafta gördüğümüz genconun bu satırları mırıldanarak ülkenin yüzde 10′undan azını oluşturan Hıristiyan yurttaşların bolca yaşadığı yöne doğru motorunu sürdüğü belirtildi. Onca hindiyi gidona asıp da motora nasıl yön verdiği hâlâ gizemini korurken, Noel sezonunda yapacağı satışların hayali, gencimize şimdiden bir keyif sigarası yaktırmış bile.

Halden pazara, üreticiden tüketiciye

kurutulmus-sebze-motor
Bu güler yüzlü karı kocanın -değildilerse bile bu yolculuktan sonra oldular- halden yükledikleri motoru semt pazarına doğru sürdükleri aşikâr. Taşıdıklarının çiçek mi, yoksa kurutulmuş sebze mi olduğu yönünde tartışmalar süredursun, oluşturdukları bu görsel şölen için biz kendilerini tebrik ediyoruz. Gölgelerinin de tamı tamına bir salyangoz gölgesiyle aynı olabilme ihtimali yüzlerimizi gülümsetmiyor değil.

Motosiklet yan gelip yatma yeri değildir

yatak-motor
Şu motosikleti görüp de bu cümleyi kurabilecek siyasilerimizin varlığı ne kadar elem vericiyse, bu ağabeyimizin, evde hanımın ve çocuklarından gürültüsünden bıkıp “İki dakika uyutmadınız lan!” diye yatağı yüklenip yollara dökülmesi de bir o kadar elem verir görene. Yorganı, nevresimi, ikiz yatağı ve battaniyesiyle her türlü iklim koşulunda uyuyabilir, her ortamda evindeymiş kadar huzur bulabilir artık.

Ağzıyla kuş tutmaya ramak kala

yumurta-motor
Fotoğrafta gördüğünüz adamcağız hesaplarımıza göre 1.000′e yakın yumurta taşımak için motor gibi riskli bir araç seçmiş. Hoş gayet de başarılı görünüyor şimdilik. İstanbul trafiğinde denemesi halinde varacağı yere omlet olarak ulaşması muhtemel ama belli ki Vietnam’da aşırı fazla kullanılan motosikletler, halkın bu yönde bir duyarlılık kazanmasına sebep olmuş; motor sürücüleri ilk hedef değil en azından.

Bonus: “10 takla falan attığımı hatırlıyorum, daha sonrasını hatırlamıyorum”

Bizim ülkenin yiğitleri “yük taşıma out, modifiye in” demişler herhalde ki artık Vietnam’dakine benzer daha az fotoğrafla karşılaşıyoruz. Bizden size dost tavsiyesi. Siz motosikletle ne gereksiz yük taşıyın, ne yarış yapın. En fazla alın arkadaşınızı ya da sevgilinizi, takın kasklarınızı, şehirden uzak, doğayla içiçe bir yere pazar gezmesine gidin.

MİZAH : Etrafınızda En Az Birini Gördüğünüz 29 Klişe Dövme

Dövme denince işi felsefeye ne kadar uydurabileceğinizi bilseniz siz de şaşarsınız. Anlamı olması gerektiği düşünülen dövmeler, anlamı olmasa bile hoş olabilecek dövmelere anlam yükleme çalışmaları… İş sıkıntı yani. Sadece eğlencesine çizdirsek? Orası da pek olmuyor.

Birkaç cümleyle bu olmazlığı örnekleyelim:

  • “Bu kuş dövmesi benim kuşlar kadar özgür olduğumu gösteriyor…”
  • “Sevgilimle birbirimizin adlarını dövme yaptırdık. Çünkü aşkımız sonsuz.”
  • “Bir ok geriye çekiliyorsa bu hayattaki zorlukları temsil eder. Ama ok eninde sonunda ileri gider. Yani hayatımız güzel, samanlıklar seyran olur. Bu yüzden ok dövmesi yaptırdım.”

Eh yeter ulan diyesinizin geldiğini biliyoruz. Bu sebeple ıslak odunla kovalanması gereken dövmeleri masaya yatırdık. Verdik veriştirdik.

Bıktıran, kusturan sonsuzluk işareti

infinity_tattoo__by_alessiarm-d6kfk8w
Eskiden tek bir varyasyonu vardı, artık klişeliğini yok etmek adına üretilen çeşitlemeleri dahi klişeliğin tahtına oturdu. Sonsuzluk işareti adeta matematik dilinden bile kaldırılsa yeridir artık.

Kelebek ve türevleri

Best-Butterfly-Tattoo-Designs-600x400
Üniversiteyi yeni kazanan açılım sevdalısı kızımızın bir aralık dövme sevdasına kapılıp dosyadan seçtiği ilk şeydir kelebek. Ha ikincisi nedir derseniz, yıldızdır, tüydür, kara hindibadır.

Sahte özgürlük sembolü olarak kuşlar ve türevleri

24-small-bird-tattoo1
O siyah ve siluet halindeki kuşlar, büyükten küçüğe, kol gibi.

Tüy dövmesi yaptırmanın dayanılmaz hafifliği

tumblr_mj9j54T1aj1qzabkfo1_500
Daha çok zeytinyağı reklamına yakışırdı bu sanırım. Hafifim, hafifsin, hafif. Tek bir farkla tabi; iç huzur dediğimiz şey tüy dövmesi yaptırarak elde edilebilecek bir kabiliyet değil maalesef.

Kara hindibayı kim unutabilir ki?

dandelion-tattoo-on-front-shoulder
Bir bu, bir de bunu üflerken çekilmiş fotoğrafınız varsa tamamdır, adres alır kapılara kadar gideriz.

Bir dönemin motto’su olarak “Carpe Diem”

2134-carpe-diem-con-lazos-y-estrellas_large
Anı bile yaşayamaz olduk sizin yüzünüzden… Bu dövme tipi kesinlikle vurun kahpeye listesinde bir numara.

Küçük Prens

32958782_d9a3caa892_b-001
Sarı saçına, melül bakışlarına 100 yıldır vurulduğunuz yetmedi mi!

İçimizdeki denizciye yelken açtıralım

29-tattoo-of-rosary-anchor
Bir denizcilik fetişi olarak çapa dövmesi acilen, çabuk çabuk bitmesi gereken dövmelerden.

Ra’nın Gözü

Eye of Ra
Biraz ilkokul seviyesi Mısır mitolojosi bilgisi ve bir zamanlar mutlaka Pazar bulmacanızda denk geldiğiniz Mısır’da Güneş Tanrısı sorusuna verdiğiniz cevaptan bahsediyoruz. Artık biraz solmaya yüz tuttu ama 90′larda pentagramdan sonra en popüler sembollerden biriydi şüphesiz.

Yerli Mitoloji 101: Dreamcatcher

1402066_454289441350128_1938604808_o-600x400
Dilimize naçizane rüya yakalayıcı olarak çevirebileceğimiz, artık neredeyse her hediyelik eşya dükkanında bulunabilen Kızılderili kültürüne ait bu objeyi, saçını tepede topuz yapmış kızlarımızın boynunda görürseniz o boynu tokatlamanızı gerektiren türde klişe bir dövme. Evet.

Bir şirinlik göstergesi olarak kurdele dövmesi yaptırmak

6-Ribbon-Tattoo
Daha çok hediye paketi görüntüsü verse de “Aman önemli olan vücudumda güzel durması” akımının baş temsilcilerinden biri kendisi.

Samanyoluna kadar yolu var. Yıldızlar, gezegenler…

star-tattoo-1
Bu da bir “bıkmadınız” serisinin meşale taşıyanlarından. Kafasını bir türlü anlayamadık.

İrlanda milliyetçiliğinin mihenk taşı: Yonca

clover-leaf-tattoo
Yoncanın dövmede kullanılmasının iki sebebi olduğunun kararına vardık: İlk sebep; yılda bir kere “St.Patrick’s Günü, abov!” diyerek yeşillere bürünen, İrlanda kültürüne sebebi bilinmez bir fetişle bağlı insanlar. Diğer sebep; herkesçe bilinen uğur getirme özelliği tabi ki. Uğur getirir diyerek ejderha dışkısı yiyebilecek insanlardan söz ediyoruz, aman dikkat.

Envai çeşit kanat geldi haanııım

tumblr_lrmo779WAg1qgm0v0o1_1280
Kanat vardır doğanı padişaha götürür; kanat vardır kuzgunu leşe götürür, kanat vardır kız bileğine süs olur sevgili okur. Şüphesiz ki uçma isteğiyle yanıp tutuşan insanoğlunun madde bağımlılığından önce başvurduğudur kanat dövmesi. Israrla yok edilsin istiyoruz.

Uğur böceği

Cute-Ladybug-Tattoo-Designs
Yine şans getiren objeler furyasına kapılıp gitmenin sonucu olan bu dövmeye de ne yazık ki klişe etiketini yapıştırmak zorundayız.

Orta yaş krizi geçiren anne dövmesi

breast tat4
Göğüs çizgisi başlangıcına resmedilen gül veya ikili kiraz olarak vuku bulan bu dövme annenizin menopozdan önceki son atraksiyonu olabilir, aman dikkat.

Bir kar tanesi ol, kon tenimin ucuna

l
Bir kar tanesi kadar eşsiz olmak, kar tanelerinin birbirine benzememesi gibi temalardan yola çıkılarak sahip olduğunuz bu dövmeye bakarak demek istiyoruz ki, her insan zaten halihazırda birbirinden farklıdır, oranıza buranıza yaptırdığınız sıradan kar tanesi dövmesi durumu ancak daha kötü yapabilir. ListeList kişisel gelişim servisi sundu.

Tatlıcık baykuşlar, cici baykuşlar

10-most-painful-places-to-get-a-tattoo1215243062-jun-24-2013-1-600x400
Daldaki baykuş da şüphesiz ki bir omuz kenarı süsü, bir üst kol olmazsa olmazı. Çabuk çabuk bitse güzel olabilirlerden.

Alt kola ne idüğü belirsiz alfabe döşemek

tattoo-chinese-script
İşte bu hiç bitmeyecek bir dövme ekolü sevgili okur. Adımın Sanskritçesi neyse onu yazıver abi denmiş olması muhtemel olmakla birlikte Japonca, Çince ve türevleri de hiyeroglifvari yapısıyla gönüllere, değil kollara taht kurmuştu.

Sol anahtarı, İngiliz maymuncuğu

283392_f520
Boyna doğru uçuşan sol anahtarı, notalar, bir müzik sevdalısının alt metni. “Ben müzisyenim, bu dövme o yüzden var.” İtiraf edin hadi hadi.

Kalp

tumblr_mj7tq04atI1s4gvfio1_500
Bunun bir üst adımı smiley yaptırmak olsa gerek. Ama durun, o da çok var etrafta zaten.

Güller kırmızı, menekşeler kırmızı

Flower_by_JetTattoo
Durun lan, bahçe yanıyor! Çiçek dövmeleri kullanıla kullanıla eksilseydi, şu ana kadar milyonlarca kere bitmiş olurdu. Ama öyle olmuyor tabi.

Bel altı tribal

Tribal-tattoo-ideas
Gönlümüzün sürtük mührü, erkek omzu başucu kitabı, alt kol kaplayıcısı, dikenli dikensiz, iç içe geçen, oradan buradan çıkan çizgiler… Evet bebek? Hayır bebek.

Ben bir mal mıyım?

unique-barcode-tattoo-designs-for-free
Evet gerçekten, espri anlayışı filan ama… Neden barkod? Kapitalist dünyanın esirleriyiz demenin aşırı aptalca yolu mu? Olabilir. Ya da kısaca, “Ben bir malım.”

Her türlü kişisel gelişim mesajı

Let_it_be
Çoğunlukla İngilizce formlarda ve çevrilmiş halleri şu şekilde olan mesajlardır; oluruna bırak güzelim (let it be), ana gibi yar olmaz (forever young), acı yok Rocky (no pain no gain), pantolonunu çok sevdim çıkar onu bebeğim (now or never), düşsek de kalkarız daha ölmedik ya (i refuse to sink) gibi…

Barış işareti

ankle-peace-sign-tattoo-designs-1
34 Taksim Greenpeace Merkez, Kafasına Göre Herkezz!

Felsefesi klişe: Kola isim yazdırmak

yazi-isim-dovme-FyYnOyMl
Barkod dövmesinin egoist, narsist versiyonu. Adeta bir “Golumlan gonuş”.

Bonus: Klişe Aday Adayı Ters Üçgen

ellie-goulding-triangle-tattoo-detail1-500x500
Mor olanı İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından Yahudi insanları sınıflandırmak için, pembe olanı da Soykırım boyunca bastırılan homoseksüel insanların kullandığı bir sembol olsa da çoğu insan şüphesiz ki “Ters üçgen, ters üçgen, cool” şeklinde ediniyor bu sembolü, orası kesin.

O kadar klişe ki neresinden tutacağını bilemediğimiz bonusu: Only God…

profile-Da-Jagger-Meister-234_63088
Yetmez ama “judge me”.

DOĞAL YAŞAM : Modern Yaşamı Reddedip Vahşi Doğaya Dönen Bir Grup İnsan

ABD’li fotoğrafçı Lucas Foglia‘nın objektifinden vahşi yaşama geri dönen ve kabileler gibi yaşamaya karar veren medeni insanlar…

Lucas Foglia, 2006 yılında vahşi yaşama dönen bir grup insanla tanışır ve ‘Natural Order’ (Doğa Kanunu) adında bir proje ortaya koyar

re-wilding-vahsi-yasama-donus

Amerika’nın güney eyaletlerinde yaşayan bu insanlar…

avlanarak-yasiyorlar-vahsi-yasama-donus

Modern yaşamı, şehir hayatının bağlayıcı ve yorucu düzenini reddedip evlerini terk ediyor ve…

inek-memesinden-sut-icmek-vahsi-yasama-donus

Doğanın kalbine daha doğrusu vahşi yaşama geri dönüyorlar

kucuk-bebek-vahsi-yasama-donus

Modern yaşamın komplike halinin insan genlerine aykırı olduğu düşünüyor…

lucas-foglia-vahsi-yasam

Sadece geliştirmek istedikleri yön ve kısımları kullanıyorlar

orak-vahsi-yasama-donus

Aslında bir bakıma ilkel insana geri dönüş yolculuğunu başlatıyorlar

evler-vahsi-yasama-donus

Neredeyse ilk insan gibi evlerini tamamen doğal malzemelerden üretip…

ateslik-odun-tasiyorlar-vahsi-yasama-donus++

Doğal kaynak sularını tüketiyor ve…

derelerde-yikaniyorlar-vahsi-yasama-donus

Yiyeceklerini de doğadan toplayarak ya da avcılıkla ediniyorlar

toplamacilik-vahsi-yasama-donus

Topluluğun kendi arasında uyguladığı yazılı ya da sözlü bir hukuk kuralı bulunmuyor

vahsi-yasama-donus

Natüralist yaşam biçimi dışında da herhangi bir felsefeye inanmıyorlar

lucas-foglia-2

MİZAH : Tanımadığınız İnsanlarla Sohbete Girmeniz İçin 8 Kl işe Method

Gün geçmiyor ki hayat bizi hiç tanımadığımız insanlarla farklı farklı ortamlarda başbaşa bırakmasın, bizi yepyeni birileriyle muhabbete zorlamasın. Bazen dünyanın zirvesine çıkacakmışçasına bitmeyen bir asansör yolculuğunda, bazen bindiğimiz bir takside, bazen gittiğimiz bir etkinlikte, bazen bir berberde, bazen bozulan metrobüsten inmiş Zincirlikuyu’ya yürürken, bazen bir kuyrukta sıramızı beklerken, bazen iki arada bir derede, kapı önü sigara kaçamağında…

Bu tip durumlarda gözünüzü aslında hiç olmayan bir noktaya dikmek ya da hayatta okumayacağınız bir şeyleri okumak (ezbere bildiğimiz asansörün kullanma talimatı gibi) veya susup tanıdığınız dünyaya dönmeyi beklemek yerine sosyalleşmeniz ve bir iki kelam etmeniz için aklımıza gelen konu başlıklarını sıraladık size. Odun olmayın, iletişim önemli, kafanızda bambaşka bir şeyler varsa bile göreceksiniz ki hiç tanımadığınız birileriyle konuşmak bir an olsun ufkunuzu açacak ve iletişimin gücü damarlarınızda dolaşacak. Tabi ufkunuzu bir daha hiç açılmamak üzere kapatacak bir cümle duyma ihtimaliniz de hep var ama risk budur, riski severiz, macera ve bilinmezlik bizi hep çeker.

İlk silahımız: Nezaket

gulumseme
Ne olursa olsun nezaketi elden bırakmıyoruz dostlar. Yabancısı olduğumuz bir ortamda yabancısı olduğumuz biriyle karşı karşıyaysak öncelikle hiç olmazsa bir gülümseme takınıyoruz. En az konuşmak kadar etkileyici bir şeydir gülümseme, bazen bir “iyi günler”den çok daha anlamlıdır. Baktınız karşınızdaki de gülümseyiverdi hemen patlatın “merhaba”yı. Korkmayın yahu merhaba deyip de saldırıya uğrayan eminim çok az insan olmuştur dünyada. Zaten karşıdan alacağınız cevap ya da tepkisizlik ortamın muhabbet açılabilirliğini size gösterecektir. Baktınız karşıdan da bir “selam” geldi, o zaman ister hal hatır sorma faslına geçersiniz, isterseniz direkt olarak aklınızdaki konuyu patlatırsınız. Birinci bölümü başarıyla geçtiniz, tebrikler.

Ne yapacağız bu havalarla bilmem

soguktan-donmus-adam
Karşıdaki insanın tanımadığımız biri olmasından mütevellit kurulabilecek en risksiz ikinci cümle hava durumuyla ilgili olacaktır şüphesiz. Evet kulağa klişe gelebilir ama her zaman işe yarar bu yöntem. “Eee sonunda kış geldi çattı.” dediğiniz anda havaların soğumasıyla ilgili en az bir cümleyle sizi cevaplamayacak insan yoktur şu dünyada! Şu an farklı yarım kürelerdeysek sıcaklardan da muhabbet açabilirsiniz tabi ama Türkiye’de bu mevsimde “Ay sıcak bastı.” gibi bir cümle ya farklı anlaşılmalara ya da tekme tokata sebebiyet verir. Soğuk hava insanları geriyor malum. Girebileceğiniz yüzde 99 ortamda ve denk gelebileceğiniz yüzde 99 insana karşı çalışıyor bu yöntem, o kalan yüzde 1′lik ortamlara da insanlara da denk gelmeyin bir zahmet.

Hepimizin içindeki siyasetçiler

marmaray-acilis-toreni
Malum ülkemiz pek çok benzeri gibi siyaseten her an size konuşacak konu verebilecek güçte bir gündeme sahip. Ya da yaşadığımız her olayla ve karşılaştığımız her yenilikle ilgili siyasi bir yorum yapma şansımız var. Eğer karşınızdakinin siyasi eğilimini üç aşağı beş yukarı kestiremiyorsanız yuvarlak bir giriş cümlesi seçebilirsiniz. Örnek: “Marmaray da neymiş be arkadaş.” Bu tip bir cümle karşıdakinin ağzını açacak, vereceği cevap ve veriş tarzı karşınızdakinin siyaset konuşabilir ya da konuşulamaz biri olduğunu belli edecektir. “Evet büyük ihtiyaçtı, 2 haftada milyonlar bindi, çok makbule geçti.” şeklinde bir cevapla “Allah sonumuzu hayır etsin, boğulup gideceğiz.” tipi bir cevap arasında dağlar kadar fark var. Bu fark sizin heves ve heyecanınıza göre konuşmayı sürdürüşünüzü ya da konuyu değiştirme ihtiyacınızı belirleyecektir. Üst kuşağa denk gelirseniz kaşla göz arasında birilerinin meydanlarda sallandırılması muhtemeldir, kuşak çatışmasının gereğidir bu durum. Az tanımanın verdiği saygıyı kaybetmeden muhabbete devam edebilirseniz, henüz tanıştığınız bu insanla artık saatlerce hatta günlerce konuşacak malzemeniz var.

Konser, sinema ve çeşitli etkinlikler

tarkan-gercek-bir-star
Kulağımıza ya da gözümüze çalınan etkinlikler muhabbet açmak için bire birdir. Yolda gördüğünüz bir tiyatro afişi, daha önceki gece jeneriğini izlediğiniz bir vizyon filmi veya çok ses getireceğinden şüphe duymadığınız bir konser kurmanız gereken olası ilk cümle için biçilmiş kaftandır. “Tarkan haftaya Kuruçeşme’ye çıkacakmış, kesin gitmek lazım.” tadında bir cümle size sonsuz bir müzik muhabbetinin kapılarını açabilir misal. “Tarkan’ı pek sevmem.” gibi bir olumsuz cevap alırsanız şayet zaten o insanla gerçekten de iletişime geçmeyin, o insan ki dünyada pek çok şeyi yanlış anlamıştır. Yeni konu bile aramayın, susup tepkinizi koyun, ne de olsa bir süre sonra yollarınız ayrılacak. Tarkan’ın sevilmemesi ihtimali bile gördüğünüz üzere bizi sinirlendirmeye yetti.

Gözlem ve iltifat

enteresan-sac-modeli
Karşınızdaki şahısı göz ucuyla da olsa iyi gözlemleyin. Giyimi, ses tonu, cümle vurgusu, o an içinde bulunduğunuz ortamın detayları bile size konuşulabilecek olası konular hakkında onlarca ipucu verecektir. Eğer iyi gününüzdeyseniz ve karşınıza çıkan insan hoşunuza giden bir ayrıntıya sahipse (bu kostümü de olabilir, saç modeli de) ona iltifat edebilirsiniz. Karşınızdakine güzel bir şey söylemek gerçekten büyüleyici bir şeydir ve insanların birbirine karşı taktığı kalkanların neredeyse yarısını bir anda etkisiz hale getirir. Tabi hemcinslerinize iltifat etmek kolayken karşı cinse iltifat etmek biraz “Bu bana yazıyor mu?” şüpheleri doğurabilir ancak kendinize güveniniz ve samimiyetiniz bu noktada tek dayanağınız. Hem baktınız karşılıklı bir elektriklenme var, yazınız efendim. Tabi insan gibi.

Hayat tarzına müdahale

lafa-giren-teyze
Bu yöntem çok sempatik bir imajınız yoksa size göre bir yöntem değil. Yeterince sevimli olmadan kurulacak her cümle karşıdaki insanın yüzde 15′lik iletişime geçme ihtimalini de sıfırlar. Ya çok şirin olun ya da kendinizden daha genç ama ergenlik döneminde de olmayan -ergenlik tehlikeli- bir aday seçin. Üst kuşaklar bu konuda müthiş rahattır mesela. Karşınıza herhangi bir ortamda çıkan ortalama bir teyze ya da amcanın çat diye “Yavrum o tişörtle donmuyor musun bu havada?” diyerek muhabbete girmesi an meselesidir. Bu eleştiriyi olgunlukla karşılamak ve sevimli bir cevap vermek ise sizi keyifli bir sohbete taşıyacaktır muhakkak. Yapıcı bir eleştiri de muhabbete girmekte işinize yarayacaktır tabi karşınızdakinin keyfini yerle bir etmediğiniz sürece. “İçme şu zıkkımı!” diye konuya girerseniz olmaz yani.

Ateş, sakız, selpak vb. temel ihtiyaçları istemek

selpak-kullanan-kadin
İçine düştüğümüz olası mağduriyet durumu hepimizin içinde bulunan acıma duygusunu tetikleyecektir. Dudağından sarkan bir dal sigarayla ateş arayan adam, kırmızı bir burunla hapşurma arifesindeki bir kadın, lahmacunun dibine vururken katılacağı toplantıyı unutmuş bir beyaz yakalı bir gün hepimizin karşısına çıkabilir. Hatta hepimiz an gelir kendimizi bu tip ihtiyaçlar içerisinde de bulabiliriz. Bu durumda ihtiyacımızı isterken ya da karşıdakinin ihtiyacını elimizden geldiğince karşılar ya da karşılayamazken kuracağımız nüktedan cümleler bizi çok keyifli sohbetlere götürmenin anahtarıdır. Artık tarzınıza göre “Vayt burun çilek gibi kızarmış.” mı dersiniz, “Ben 27 sene içtim bu mereti.” mi dersiniz o size kalmış. Abartmadan, tenkit etmeden, kibar ve sevimli sevimli attığımız her adım, karşınızda size koşan insanlar oluşturacaktır.

En tehlikeli bonus: Fıkra

Fıkra dipsiz kuyu, o ana gerçekten uygun bir fıkranız yoksa, denemeyin bile. Yukarıdaki kadar zor bir duruma düşmezsiniz belki ama her türlü karşınızdakinin gözünden düşersiniz. Düşenin de dostu olmaz, tanımadık bir insan kazanacağım derken hali hazırdaki dostluklarınızı da kaybetmeyin. Tanımadığınız kişilerle sohbet etmenizin olası ilk adımlarını biz bu şekilde sıraladık, bu konuda bol bol pratik yapıp çevrenizi mi genişletirsiniz, yoksa arada bir deneyip macera mı arasınız o size kalmış. Sosyal varlıklar olduğumuzu unutmayalım, gün gelir hepimiz iki muhabbete muhtaç kalabiliriz.

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : Kafayı kuma gömmek

illuminati-mason-chp-mhp-akp.jpg

Kafayı kuma gömmek!

Bizde bazen Ankara’ya gidip vekil olmak, siyasete atılmak, bir partinin başına geçmek, olabiliyorsa iktidar, en kötü muhalefet olmak ve sonunda bir plaka ile emekli maaşı almak çok önemlidir!
Bunun için can atanlar çoktur!

Ama "CHP ve MHP gibi önemli partiler neden hep muhalefette?" diye sorduğunuzda alacağınız tatmin edici hiçbir cevap yoktur!
Kötü niyetten değil!
Bilmezler çünkü!

MİT’i içe kapatmış, küçültmüş ve sıradanlaştırmış birini ya da büyükelçilik görevini yaparken hiç sesi duyulmamış birini DANIŞMAN olarak almak sorunu çözmez!
Bizim muhalefet hep içeri bakar!

Ya da CHP gibi sınırların dışına çıkacağı zaman gidip Musevi SERMAYESİ ile Amerika’da kucaklaşır!

Ama inanın neler olup bittiği konusunda yine de bir fikirleri yoktur!
Kaldırılan şarap kadehleri arasında büyük fotoğrafı görmezler!

Bakın Ukrayna karışık!
Orada birileri bir şeyler yapıyor!
"Bunun bizimle ne ilgisi var?",
"Bize sıçrar mı?",
"Kaosun arkasında kim var? gibi sorularla ASLA VE KAT’A UĞRAŞMAZLAR!

Bütün olayların arkasında YEREL bir sebep ararlar! En büyük yanılgıları da budur!

Ukrayna’ya geleceğim ama önce biraz açılalım! İngiliz Başbakanı David Cameron RESMİ temaslarda bulunmak üzere Çin’e gitti! Çin’i var eden ve Londra’dan emir alan güç de hemen yanıbaşındaydı!

Jumbo uçağa sığan dev sermaye temsilcileri belki de tarihin en pahalı uçuşunu gerçekleştirdi! Pekin’e inen 131 dev şirketin temsilcisi adeta gövde gösterisi yaptı! Tarımdan bankacılığa, sağlıktan turizme ne kadar önemli ŞİRKET varsa CAMERON’un yanındaydı!

BARCLAY, ERNST&YOUNG, HSBC, ICAP, BRUNSWİCK GROUP, INDEX VENTURES, BP, ROYAL DUTCH, SIRIUS MINERALS, JAGUAR LAND ROVER, ROLLS ROYCE, SHELL, MC LAREN, ARUP, BRITISH FILM INSTUTE, CALOSTONE, SWEET MANDARİN, EXCALIBUR, TALK TALK TELECOM, PREMIER LEAGUE… gibi çok büyük şirketler büyük ortaklıklara imza attı!

Zaten birçoğu birlikteydi!

Yani içeriden birileri çıkıp "Yahu sizin ne işiniz var Kuzey Irak’ta?" diye feryat ederken, Londra, Pekin’le birleşiyordu! Daha doğrusu birleşmeyi perçinliyordu! Dünyaya duyuruyordu!

Toplantıların sonunda İngiltere hiçbir ÇİNLİ’den VİZE istenmeyeceğini ima ediyordu!

Çin, Amerika’nın içinde büyüyüp Londra ile DERİN ilişkileri bulunan Musevi sermayesinin alternatif güç olarak hazırladığı bir projeydi! Çin komünistti ama nedense dünya markalarının yetiştiği alandı! Tabii bizim SOL’cular ile SOL partiler bunları hiç sorgulamazdı!
Neyse…

New York-Londra-Pekin arasında kurulan ama bizim bilmediğimiz bir HAT vardı! Bu HAT, Obama-Putin-

Erdoğan’a karşıydı! Tek dertleri ORTADOĞU’nun enerjisini ve geçiş yollarını ele geçirmekti! Böyle olduğu an Amerika DOLARI kaybedecek, Putin, kovduğu OLİGARKLARA yenilecek, Türkiye de Erdoğan’dan önceki GAYR-I MİLLİ pozisyona geri dönecek ve Ortadoğu’dan gelecek olan enerji rüyadan öteye geçmeyecekti!

İçerideki bütün tartışmaların temelinde bu vardı!
Altını çizerek söylüyorum, bütün tartışmaların!

Ama bizim muhalefetimiz ve muhalefet yapanlarımız bunları bilmez!
Amaç MİLLİ TÜRKİYE’nin önünü kesmektir!

Bunu da isminde MİLLİYETÇİ ve HALK olan partilerle yapmak onlar için çok anlaşılırdı! Bir de bunların yanına BÜYÜK SERMAYEYİ ekleyin!

Perde arkasında onlar var! Herkes el ele Ankara’yı yıkmak için uğraşıyor! Dünyada sadece burada görebileceğiniz bir koalisyon kendi devletini yerle bir etmek için çırpınıyor!

Çin, Londra için, New York için böylesine önemliyken hiç görmediğimiz ve üzerinde durmadığımız başka gelişmeler de oldu!
Geçtiğimiz günlerde ÇİN, şimdi ayaklanma ile uğraşan Ukrayna’dan toprak aldı!

Evet! Yanlış duymadınız!

3 milyon hektarlık toprak alan Pekin yönetimi yılda 2.6 milyar dolar KİRA ödemeyi kabul etti! İşletme de "Xinjiang Production and Construction Corps" isimli şirket tarafından üstlenildi! Şirketin başındaki isim gariptir Rothschildler’in eskiden beri güvendikleri isim olan HUA SHİFEİ’di!

Kiralanan topraklar Belçika, Ermenistan ve İsrail’den büyüktü!
İşte daha öncesinde Rothschildler’in adamı SOROS’un girdiği Ukrayna şimdi PEKİN tarafından da menzile konuldu!

Madenleri, toprakları ve enerji geçiş yolu olması nedeniyle çok önemli bir ülke olan UKRAYNA bizim GEZİ’deki gibi karıştı!

Ülkeyi ele geçirip Rusya’ya gol atmak isteyen LONDRA bütün gücüyle KİEV’e girdi! Amaç Doğalgazda Avrupa’yı avucunun içine alan Rusya’nın gücünü zayıflatmak…

Çünkü Irak’ı kendisine bağlayan Ankara, gazı elinde tutan Moskova ile bölgenin tek hakimi olacak! Bu MUSEVİ BARONLARIN ÇİN’i yeşertme planının çökmesi ve bitmesi anlamına geliyor!

Ukrayna’dan Putin’e saldıranlar, çeşitli nedenlerle Erdoğan’a saldırıyor!
Bizim muhalefet de hiçbir şeyi görmediği ve bilmediği için yerinde sayıyor!
1960 model siyaset yapıyor!
Ama BARONLAR boş durmuyor!

CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’na SARIGÜL ismini Amerika’da açıklattırıyor!

Sayın İshak Alaton "Aklı elbette Museviler’den alacaksınız!" anlamına gelen sözler söylerken İnan Kıraç da Galatasaray Lisesi’nin kuruluş yıldönümünde "Lise ülkeye LAİK sitemi getiren kurumdur! Bundan ödün vermedi!
Ülkeye yön veren okuldur!
Şimdi buna eskisinden daha çok ihtiyaç vardır!" sözleriyle görev tanımı yapıyor!

Belki bu isimler de neye hizmet ettiğini bilmiyor!
Olabilir!

Ama nedense hep Avrupa ve LONDRA merkezli oluşumun işine yarayacak işlemlerde buluşuyorlar!

Arkadaşlar!

Saldıranları sebep ne olursa olsun NOT EDİN!

Oyunu görelim ve uyanık olalım!

İç siyasetin hiçbir önemi yok!

O parti, bu parti hiç fark etmez!
Önemli olan TÜRKİYE!

Birileri ülkemizi bizden almak için büyük koalisyon kurmuş durumda!
Ya biz yeneceğiz ve çok büyük olacağız ya da şehit kanlarıyla sulanan topraklarımızı eskiden olduğu gibi GÖRMEDİĞİMİZ YABANCILARA bırakacağız!

Unutmayın adamların koalisyonunda yok yok!
Şunu bilin ki bu milletten çok korkuyorlar!
Gücümüzün farkındalar!

Tek yapacağımız ÇOK BÜYÜK olduğumuzu hatırlamak!
Gerisi kolay!

Ergün Diler

YANDAŞ MEDYA : Yeni bir Gezi Ayaklanması tertipleniyor

taksim-gezi-park-akp.jpg

Yeni bir Gezi Ayaklanması tertipleniyor!

15 Temmuz 2013 tarihinde, "Polisin şiddeti, eylemcilerin niyeti" başlığıyla bir yazı kaleme almış ve şu önemli ayrıntıya dikkat çekmiştim. "Son yıllarda Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde "Psikoloji Dersleri" verilmeye başlandı. Bu derslerde kullanılan teknikler çok ilginçtir.

Ancak asıl ilginç ve bir o kadar da korkunç olan, elde edilen sonuçlardır. Örneğin; 2 aylık bir terapi dersi sonucunda 1 yaşındaki bebek hakkında, "O çok kötü biri. Şeytan o, şeytan" konusu işlenmiş ve derse katılanların 3’te 2’lik çoğunluğu masum bebeğin kötü biri olduğuna inanmaya başlamıştır.

Türkiye’de de bu dersler ve derslerdeki ilginç teknikler son yıllarda bazı üniversitelerde uygulanmaya başlandı. Örneğin Gezi Parkı olaylarından aylar önce Başbakan Erdoğan konuları bu derslerde sıkça işlenmeye başlandı.

Ve eylemlerden hemen önce 4 üniversitede ve hem de aynı zamanda psikoloji dersi öğrencilerine, "Recep Tayyip Erdoğan’ın hastalığı nedir?" sorusu soruldu.

Doğru şık olarak hangisi kabul edildi, biliyor musunuz? "Diktatör" Peki bu sınavdan sonra ne olduğunu biliyor musunuz? O öğrenciler, Gezi Parkı olayları patlak verdiğinde okudukları üniversitenin önünde bekletilen otobüslere tıka basa doldurularak bizzat Taksim’e taşındı. Niye? "Diktatörü devirmeleri için…" ***

O günlerde yerim dar olduğu için, detaya fazla girememiştim. Bugün o dönemlerde neden böyle bir çalışma yapıldığını… O çalışmanın startını kimin verdiğini… Erdoğan’a ilk kez "diktatör" diyen kişinin kim olduğunu….

Ve bugün bu çalışmaların devam edip etmediğini anlatmaya çalışacağım. Çoğu kişi bilmez ama, bu sözü ilk söyleyen kişi, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Aslında ilk başlarda onun aklında da "Diktatör" demek gibi bir düşünce yoktu.

İlkin "Padişah Erdoğan" diyerek başladı çalışmalarına. Bu sözleri aleyhde haberlerle günlerce bazı gazetelerin de manşetlerine taşındı. Ama ters giden birşeyler oldu.

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Baktılar ki halkın Osmanlı İmparatorluğu’na büyük bir sempatisi var ve "Padişah Erdoğan" sloganı AK Partililerin de hoşuna gitti ve slogan oldu.

İşte o gün, Kılıçdaroğlu bu sözü terkederek yerine "Diktatör" tanımını kullanmaya başladı. Yapılan şey, algıda seçiciliği sağlamaktı. Sağlandı da…

Kendisini destekleyen ve oy veren bazı kesimler bile o dönemde Erdoğan’ın her konuşmasında diktatörlük emareleri aramaya başladı. Özellikle hayatları şarkılardan ve sonradan uydurulmuş ulusal kahramanlık masallarından ibaret olan öğrenciler bu tufaya en çabuk düşenler oldu..

O günlerde Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da "Arap Baharı" adı altında diktatörleri deviren halktan kahraman gibi bahsedilmesi onları daha da bir şevklendirdi. "Kahraman olma" hevesiyle çıktıkları yolda birer sokak eşkiyası damgası yiyerek evlerine döneceklerinden bihaberdiler.

Takım taraftarları ve hatta lise öğrencileri bile bu eylemin içine çekildi. Olanlar oldu, ölenler öldü. Bize ise olanları acı içinde seyretmek düştü. O günlerin üzerinden 6 ay geçti. Peki o günden sonra "diktatörlük algısı yaratmak için yapılan çalışmalar" durdu mu? Hayır…

Birileri, kanmaya müsait kesimlerin kulaklarını yine diktatörlük palavralarıyla dolduruyor bugünlerde.. Eskiden kapalı kapılar ardında yapılan çalışmalar artık gizlenmiyor bile.

"Bu iktidarın seçimle gitmeyeceği belli. Ne yapıp yapıp sandık dışı çalışmalarla göndermeliyiz" çalışmalarını toplumun gözü önünde yapmaya başladılar. Neler yapıldığını görmek için sadece CHP’ye bakmanız bile yeter.

İktidarla küçük bir tartışmaya giren hangi kesim, hangi grup varsa hemen onunla yakınlaşma çabaları…

BDP ile gizli ittifa çalışmaları…

MHP’ye yerel seçimde ittifak için cilve yapmalar… Düne kadar düşman gördüğü cemaatle aynı safta yer almalar… AB ülkelerine "Erdoğan’ın diktatörlüğünden kesitler" kitapçıkları, ABD’ye ise gezi parkı broşürleri götürmeler. Ve tabi ki eline mikrofon geçen her yerde "Bu diktatörden kurtulacağız" naraları..

Erdoğan’a, "Eskilerin kaderini yaşamak istemiyorsan bizim dediklerimizi yapacaksın" tehdidiyle diz çöktürebilmek için elinden geleni ardına koymuyor. Anlayacağınız, askeri kanadın artık yapamadığı darbeyi siviller ve gençler üzerinden yaptırabilmek için gecesini gündüzüne katarak çalışıyor CHP’nin lideri…

Tek bir amaç var. Türkiye’de yeni bir ayaklanma yaşandığında, "Ama adam diktatördü" diyerek dünyanın da algısını bu yönde değiştirip, darbeyi meşrulaştırmak! Tıpkı Kaddafi’ye yapılanı yaptırabilmek. *** Yandaşları da yok değil hani…

Bir yanda 200 TL karşılığında sokakları yangın yerine çevirmeye çalışan paralı askerler. Diğer yanda şehir meydanlarına tırlarla taşınan biraları içip kendinden geçenler. Bir de Sanatçılardan ve gazetecilerden oluşan bir kesim var. Hepsi önceden prova edilmiş sözlerle diktatör dedikleri adama ve ona oy veren seçmene en ağır cümlelerle küfür ve hakaretleri sıralıyor.

Gözlerinden kin, sözlerinden nefret saçılıyor. Kurdukları her cümle savaş ve kan kokuyor. Kaldırımların dibindeki oluklardan kan akıncaya kadar durmak istemiyorlar. "Fikir özgürlüğü ile küfür özgürlüğü aynı şey değil" diyerek bu çirkinliğe karşı çıkanlar ise bir anda, "Bak beni hedef gösteriyor" sözleriyle sindirilmeye çalışılıyor. "Özgür insanlar kiminle isterse, onunla at sürerler" düşüncesine zerre kadar saygıları yok.

"Benim küfretme özgürlüğüm var. Ama senin kınama veya tepki gösterme özgürlüğün yok" gibi utanç verici fikirleri savunabiliyorlar. Bu bir psikolojik harp. Hem kendi yandaşlarını, hem karşısındakileri yazdıklarıyla birer barut haline getiriyorlar bilinçlice. İkinci infilak anı geldiğinde başarıya ulaşmak amacıyla ellerinden gelen alçaklığı yapıyorlar.

Oysa kendileri de çok iyi biliyor. Karşılarına dikilenler, "Birileri istemiyor diye seçimle gelen bir iktidarı sürgün etme dönemi sona erdi. Eğer bu iktidar gidecekse, geldiği güzergahı takip ederek gidecek. Bu işi sizin kirli ellerinize bırakmayız" diyor. "Yalaka, bidon kafalı, makarnacı, kömürcü, göbeğini kaşıyan adam, Erdoğan’ın kıçının kılı, koyun sürüsü…" Bu aşağılama sözlerini duymalarına rağmen, inandıkları değerlere sıkı sıkıya sarılan bir kesim var artık bu topraklarda…

Onlar, hiç de çabuk ve hiç de kolay olmayan bir yoldan geldiler. Korkunun, kılıçtan daha derin yaralar açtığını yaşayarak ulaştılar bugünlere. Yaşamayı umduğu hayatı, darbe hileleriyle ellerinden alınanlar, bahtının ipini bir kez yakaladı ve kolay kolay bırakmayacak. Eylemler, sözlerden daha gerçektir. Gururu için kan, hırsı için makam isteyenlerin çağı sona erdi.

Ülkeye sadakati, sözlerden öte eylemleriyle gösterenlerin devri başladı. Adnan Menderes suçsuz günahsız yere ipe götürülürken çaresizce izleyenlerin torunları, Özal zehirlenerek öldürülürken biçare kalanların çocukları bir kez daha aynı zulme uğramamak için en kutsal savaşını veriyor.

Tarih, Menderes’in asılmasını da, o haksızlık karşısında susanları da yazıyor. Bugün kimi lanetle, kimi rahmetle andığımız belli. Bu dünya neleri geçiştirmedi. İçinde bizler olsak da olmasak da yerkürenin öyküsü devam edecek. Bugünler de geçip gidecek, birer mide bulantısı gibi…

Birileri "Tarih sizi birer koyun sürüsü olarak yazacak" diyedursun. Doğrudur… Tarih bugünleri de yazacak… Kimilerini darbe hevesiyle, ülkenin istikbaline kastedenler olarak.

Kimilerini ise gerçek diktatörlerin torunlarının karşısında onur ve yaşam mücadelesi verenler olarak. Bugünleri görenler de anılacak gelecekte… Kimileri lanetle, kimileri rahmetle…

twitter.com/slymnoz facebook.com/slymnoz http://www.internethaber.com/yeni-bir-gezi-ayaklanmasi-mi-geliyor-15309y.htm

Ekleyen: Süleyman Özışık

KOMPLO TEORİLERİ /// ERGÜN DİLER : CHP’nin yolu

chp-mason-illuminati-musevi.jpg

CHP’nin yolu

CHP çok eleştiri alırdı!
Özellikle Ankara’nın doğusuna gitmediği için!

Ama 2013 yılı kendilerine yaramış olacak ki CHP ve Kemal Bey uçmaya başladı! Günlük yaşadığımız için unuturuz! Arşivler yardımımıza yetişir… Hakkari’ye gitmeyen, Şırnak’a inmeyen, Diyarbakır’ı pas geçen Kılıçdaroğlu birdenbire KADRAJI genişletti!

Önce Musevi BARONLARIN gizli kalesi olan ÇİN’e gitti! Bir uçak dolusu gazeteci ve alınan çakma eşyalarla geri gelindi! Çin’deki temaslar Erdoğan’ın politikalarını eleştirmekten öteye geçmedi! CHP heyeti geldi ama boş durmadı!

Arkasından ESAD’a gidildi. Orada neler konuşulduğu sır değil zaten! Hızını alamayan CHP, NATO’nun merkezi BRÜKSEL’e uçtu!
Sayın Kılıçdaroğlu, isminin bile doğru yazılamadığı bir kürsüden konuşma yaptı!

Mesajlarını Londra-Pekin-Tel Aviv ve New York’tan duyulacak kadar yüksek bir sesle verdi! Artık CHP Türkiye’ye sığmıyordu! Hemen hazırlıklara başlandı!

MALİKİ ile görüşmek için çıkılan Bağdat seferinin eksiksiz olmasına özen gösterildi!
Bütün bu temaslardan sonra da herkesin bildiği gibi Amerika gezisine çıkıldı!
Ama durun bir dakika!
Bundan önce araya sıkışan ve gözden kaçan 4 günlük LONDRA gezisi vardı!
Çünkü bütün buralara gidebilmek için LONDRA’nın devreye girmesi şarttı!

Özellikle MUSEVİ BARONLARLA görüşebilmek için İstanbul sermayesinin araya girmesi ve bunun için de EMRİN Kraliçe’nin adamlarından gelmesi gerekiyordu!

Neticede geldi ki gidebildi!
Peki neden Amerika’ya gitti!

Kılıçdaroğlu’na bakarsanız kendilerini anlatmak için!
Oysa kendilerini anlatmaya hiç gerek yok! Çünkü o adamlar zaten partinin ta kendisi!

Partinin mayasında Musevi Baronlar’ın katkısı çok!
Tabii bunları bizim BARONLARIN üzerinden yaptıkları için kimse gerçeği görmüyor, göremiyor!

İşler laiklik, yaşam tarzı, andımız, dershane üzerinden yürüyor!
Oysa Kemal Bey’i göreve getiren, Deniz Bey’i kenara iten güç bambaşka bir AKILLA sahneye çıkmıştı! Kemal Bey neden CHP’nin bir numarası olduğunu bilmese de BARONLARIN oyunu çok açıktı!
Kılıçdaroğlu’nun gittiği yerlere baktığınızda Türkiye’nin şimdi rol aldığı coğrafyadan kovulmasını isteyenlerle işbirliği içinde olduğunu çok rahat bir şekilde görürsünüz!

Cumhuriyet’i kuran CHP anlayışından, Türkiye’yi içeride tutmaya, küçültmeye çalışan bir CHP anlayışına Kemal Bey’le geçilmiştir!
Üzülerek görüyorum ki Kemal Bey’e verilen ROL budur!
Rolleri dağıtanlar da maalesef TÜRK değildir!

Türk’ün karşısına dikilen ve ülkeyi yıllardır kontrol eden güçtür!
Bu gücün bir ayağı Boğaz’da, öteki ayağı New York’ta, AKLI ise BUCKINGHAM’dadır!

Deniz Bey 1995’te hükümetten çekilirken karşılaştığı "Neden bu kararı aldınız?" sorusuna "Partiler gider, tekrar gelir! Ama devlet giderse bir daha asla gelmez!" sözleriyle karşılık vermişti!
CHP’de şimdiki anlayış bunun tam tersidir!
Bu da "Erdoğan da, devlet de gitsin; yerine eski patron MUSEVİ SERMAYESİ gelsin!"dir!

Bunu çıkıp söyleyemezler!
Açıklayamazlar!
Ama AKIL bunları pas geçmiyor işte!
Her şey ortada!

Ankara’daki hükümeti alaşağı etmek için MUSEVİLER’e yalvaran bir CHP lideri kime ne kadar huzur ve keyif verir bilmiyorum! Türkiye’nin büyümemesi için çırpınan bir CHP kimi motive eder kestiremiyorum!

Ama tablo ortada!

CHP bu! "Kendini HALKA değil de Museviler’e anlatma derdinde olan!" bir oluşumun ülkeye nasıl bir fayda sağlayacağı, hala cevabını bulamadığım bir soru!

Bakın! Kemal Bey gittiği her yerde bilerek ya da bilmeyerek Ankara’nın yaptığı her işi kötülüyor!
Bildiğinden değil, ROLÜ bu!
En son NATO’ya sahip çıkmış!
Güldüm!

İngiliz Lord Ismay’ın deyişi ile "Rusya’yı dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş hâlde ve ABD’yi içeride" tutmak için kurulan NATO’yu savunmak Kılıçdaroğlu’na kalmış!
Garip ama gerçek!

Osmanlı’ya ve Mustafa Kemal’e diz çöktüren İNGİLİZLERLE oturup kalkmak, onların her dediğini "ŞIP" diye yapmak, Ankara’nın önüne takoz olmak, Kürtler’i dışarıda tutmak için her yola başvurmak, ülkenin menfaatlerini budamak için sınır tanımamak, tarihini inkar etmek için yollara düşmek inanın Kemal Bey’in de açıklayabileceği bir şey değil!

Bugünkü CHP de bunu açıklayamaz!

CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyon üyelerinin peşinde koşarak bu ülke büyümez!

Bizim ÜÇ YILDIZLI BARONUN bir dediğini iki etmeyen anlayış en fazla ülkeyi küçültür! Kardeş kavgasını körükler!
Farkında olmasalar da yapmaya çalıştıkları bu!
Çektikleri kürekle gidilecek tek nokta burası!
Tamam, Deniz Bey dışarıda kaldı!
Yahu hiç mi akıllı bir adam yok o partide!

Bilmeden devletine, milletine kılıç çekmiş Kemal Bey’i uyaracak biri de kalmadı mı?

Sarıgül’ü hazırlayan BARONA sessiz kalan, onun gösterdiği istikamette gece gündüz giden CHP ne kadar MİLLİ?

Cevap verilmesi gereken soru bu!

CHP’nin ittifaklarına baktığınız zaman bu sorunun cevabından rahatsız olmadığını görürüz!

Türkiye’nin DEV olması için tarih 100 yıl sonra rövanş fırsatı verdi!
Geçmişimizi çivileyip rafa kaldıran İNGİLİZ elini kesip atmak varken CHP bunu engellemek için yoğun çaba içinde!
Galiba sorun içeride!

Bize dışarıdan düşman gerekmiyor!
Biz bize yetiyoruz!

Çünkü içeridekilerin kim olduğunu hala tam olarak bilmiyoruz!
Bu nedenle ayağa kalktığımız yerde yıkıldık hep!
Baksanıza şimdi de yerli görünümlü YABANCI koalisyon tam olarak karşıda!

"Kimler mi var?"

Lafın tamamı deliye söylenir!
Biraz dikkat yeter de artar bile

Ergün Diler

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: