MISIR DOSYASI : TurcIa nolumus ! (Türkiye’yi istemiyoruz)

Ortadoğu denkleminin dışında kalmamak için İsrail ve Irak’la normalleşme sürecine giren Türkiye’ye bu kez Mısır üzerinden ‘istenmiyorsun’ mesajı veriliyor. Ankara-Kahire arasındaki diplomatik krizi fırsata çeviren ise İran ve Şii Hilali unsurları.

23 Kasım sabahı ekranlara son dakika flaşıyla yansıyan haber ‘malumun ilamı’ydı aslında! Mısır, Türkiye ile diplomatik ilişkilerin düzeyini düşürdüğünü, Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı’yı ‘persona non grata’ (istenmeyen adam) ilan ettiğini duyuruyordu. Ankara, ‘lüzumsuzca ağır’ bulduğu çıkışa jet hızıyla cevap verdi. İlişkiler mütekabiliyet esası çerçevesinde maslahatgüzarlık düzeyine indirilip Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin ‘istenmeyen adam’ ilan edildi. Elçilerin karşılıklı çekilmesi, temeli 1925’e kadar uzanan köklü ilişkilere hâliyle gölge düşürdü. Türkiye gibi Mısır da sorunun hükümetler arasında yaşandığını vurguladı. Halklar arası ilişkilerinin süreceğine işaret etti. Ancak reel dünyada ikili ilişkiler halklar üzerinden gitmiyor. Kahire-Ankara hattındaki kaza devlet dışı aktörleri de (yatırımcılar, sivil toplum kuruluşları, öğrenciler…) etkileyecek.

Keşke kaza iki ülke paydasında kalsa! Maalesef artçı sarsıntılarla yayılacak. Ortadoğu’da pamuk ipliğine bağlı dengenin oynaması bölgedeki mevcut krizlere çarpan etkisiyle tesir edecek. Zira taraflardan biri Arap âleminin ‘ağabeyi’, diğeri Ortadoğu’nun etkili aktörlerinden… Dolayısıyla Ankara-Kahire hattının tıkanmasının, ‘Filistin’ gibi mücavir unsurları, sorunlu iki ülkeden daha fazla yıpratması muhtemel. Diğer taraftan, Mısır’da Arap Baharı sürecini darbeyle akim bırakan darbecilerin bölgedeki değişim sürecini başından bu yana destekleyen Ankara’ya ‘posta koyması’, hâliyle değişim motivasyonuyla sokağa inenleri yaralayacak. Mısır gibi dönüşümde gelgitlerin yaşandığı Suriye, Yemen, Tunus ve Irak’taki otoriter unsurların elini güçlendirecek. Ankara en çok da bu duruma üzülüyor.

Bir üst düzey Türk yetkiliye sürecin perde arkasını soruyoruz. 3 Temmuz’daki darbenin ardından başlayan gerilmenin bu noktalara gelmemesi için çaba sarf ettiklerini aktarıyor. 4 yıllık görev süresi Muhammed Mursi döneminde dolan Büyükelçi Botsalı’yı darbe sonrası Kahire’ye geri göndererek darbeyle iktidara gelen Orgeneral Abdülfettah El Sisi ile mevcut dengeyi korumaya çalıştıklarını belirtiyor. Ancak Türk hükümetinin seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi ile meşru Müslüman Kardeşler hareketinin haklarını görmezden gelmemesinden dolayı söz konusu krizin patlak verdiğine işaret ediyor.

Aynı yetkili, 1954’te de Mısır’la benzer bir diplomatik krizin çıktığını hatırlatıyor. Dönemin Türk Büyükelçisi Fuad Hulûsi Tugay’ın basit gerekçelerle ‘persona non grata’ ilan edildiğini, ilişkilerin eski hâline dönmesinin 20 yıl sürdüğünü vurguluyor: “Sorunun kısa zamanda çözülebileceğini söylemek güç! Türkiye Müslüman Kardeşler’i desteklemeyi sürdürüp darbe karşıtı tavrını korumada kararlı. En azından darbecilerin seçime gitmesini bekleyecektir Ankara. Batılı başkentlerden de aynı tavrı bekliyorduk. Maalesef onlar Mısır’daki dönüşüm çabasını küçük çıkarlarına kurban ettiler. Darbeye ‘darbe’ demediler. Darbeyle iktidarı ele geçirenlere meşruiyet kazandırdılar. Batı geri adım atınca Türkiye demokrat duruşuyla öne çıktı. Mısır ordusu da bundan rahatsız oldu.”

Söz konusu krizin ekonomik yansımalarını soruyoruz. Türk hükümetinin Mısır halkı ile sorun yaşamadığını vurguluyor. Ankara’da yatırımları geri çekme gibi bir tavrın olmadığını belirtiyor: “Türkiye’nin Mısır’da 2 milyar dolar kadar yatırımı var. Biz bu yatırımların olduğu gibi sürmesini istiyoruz. Çünkü Mısır halkı ile problemimiz yok. Halklar arasında tarihî, kültürel bağları koruma arzusundayız. Ancak askerî idare altında olan ülkenin ekonomisi hızla kötüleşiyor. İleriki dönemde kötü ekonomik gidişattan ötürü diğer Batılı yatırımcılar gibi Türkler de Mısır’dan ayrılma kararı alabilir. Türk hükümetinin bu noktada yapabileceği bir şey de olmaz.”

Kriz en çok Mısır’ı yıpratacak

Diğer taraftan diplomatik krizin Mısır’ı daha çok yıpratacağı da ortada. En başta Türkiye gibi eski bir müttefiki kaybetmek Mısır’ın bölgedeki siyasi ağırlığını kıracak. Diplomatik manevra alanını daraltacak. Mesela İsrail-Filistin arasındaki esir değişimini Ankara ile birlikte kotarmıştı. Yaşanan sorun yeni müttefikleri konumundaki Körfez ülkeleriyle kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyecek. Diğer taraftan ekonomik kayıpları olacak. Finansal sıkıntıları göz önüne getirildiğinde Türkiye’ye dönük 1,5 milyar dolarlık ihracatın zarar görmesi Kahire yönetimini zayıflatacak.

İpek Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hakkı Taş, darbe yönetiminin iç dayanışmayı sağlamak için Türkiye’yi ‘istenmeyen ülke’ ilan etse de uzun vadede bu adımın kendilerini vuracağını öngörüyor: “Kısa vadede Türkiye’yi öcü göstermek, iç dayanışma adına darbe yönetimince kullanılabilir; ancak orta vadede Mısır, ‘laik ve demokrat Müslüman ülke’ olarak kendine yön çizecekse, Türkiye’yle daha kuvvetli ilişkilere ihtiyaç duyacak.”

Darbe sürecini Mısır’dan izleyen Taş, Ankara ile yaşanan krizin ekonomik açıdan Kahire’ye bedelinin ağır olacağını ifade ediyor: “Çünkü bugünlerde Körfez’den gelen maddi destek uzun soluklu olmayacak. Mısır ülke ekonomisini rayına oturtmak için bölgesiyle ilişkilerde normalleşme arayacak. Yakın geçmişe dair ekonomik rakamlara bakıldığında Türkiye ekonomik açıdan Mısır için önemli görünüyor. Zira ekonomik ilişkiler 2005’te imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ve 2008’deki Afrika açılımı sonrası büyük ivme kazandı. 2012’de ihracatımız 3,6 milyar doları aşarken, ithalat 1,5 milyar dolara ulaştı. Darbeden 1,5 ay önce, Türk-Mısır İş Konseyi toplantısında 5 milyar dolarlık ticaret hacminin kısa sürede 10 milyar dolara çıkarılması konuşuldu. Hâliyle diplomatik kriz ivmeyi donduracak. Türk girişimciler için artık Mısır riskli yatırım bölgesine dönüşecek. Hele ki Serbest Ticaret Anlaşması’nın bile tehlikede olduğu konuşulurken…”

Peki, Ankara-Kahire hattındaki tıkanma Ortadoğu’yu nasıl etkiler? Negatif etkileyeceği ortada! Bölgenin iki etkili ülkesinin konuşmuyor olması en basit hâliyle mevcut krizlerin çözülmesini zorlaştıracak. En başta Arap Baharı rüzgârıyla Mısır, Suriye, Tunus, Libya ve Yemen’de demokrasi mücadelesine giren unsurların direnci kırılacak. İran ve Hizbullah gibi sahadaki otoriter oyuncuların eli güçlenecek. Filistin, Hamas gibi mücavir unsurların İsrail karşısındaki yalnızlığı artacak.

Filistin yalnızlaştı, İran alan kazandı

Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Ertosun ise krizden en çok Filistin’in zarar göreceğini iddia ediyor. Müslüman Kardeşler desteğini kaybeden Gazze’nin İran nüfuzuna terk edildiğini vurguluyor: “Mısır’daki askerî yönetim Hamas’a karşı ciddi bir tavır içinde. Gazze’nin hayat damarlarının birini İsrail, diğerini Mısır kesti. Böylece Hamas, İran’ın kucağına itildi. Hamas, halkın ihtiyaçlarını gidermek için Tahran’a mecburen yanaşacak. Aksi hâlde meşruiyetini kaybeder. Bölgedeki ağabeyleri onu İran’ın eline bırakmayabilirdi. Yapamadılar! Türkiye, Mısır ile iyi ilişkiler içinde olsaydı Hamas’a karşı tavrı bir nebze de olsa yumuşatabilirdi. Maalesef ilişkilerdeki kopuş buna imkân vermiyor.”

Ortadoğu uzmanı Ertosun, geçmişte olduğu gibi bugün de Ortadoğu’daki çıkarları gereği otoriterlerle iş tutan Batı’nın bizzat kendi eliyle ‘hasmı’ İran’a alan açtığına işaret ediyor: “Batı, her zaman olduğu gibi bölgedeki çıkarlarını en iyi nasıl sağlayacaksa ona bakar. ‘Zamanın ruhu’ darbecilerle, monarşilerle ve İran’la işbirliğini gerektirdiği için şu an bu yönde adım atıyor. Bundan dolayı Ortadoğu’da son bir yıl içinde yaşananlardan sonra en çok İran’ın yüzü güldü. Tahran’ın bölgede etki alanını genişletme siyasetine Türkiye, Mısır ve Katar birlikte karşı duruyordu. Mısır’ın bu duruşu 3 Temmuz darbesiyle yara aldı. Türkiye ile diplomatik ilişkiler kopunca da ortadan kalktı. Meydan darbecilere, Ortadoğu monarşilerine ve İran’a kaldı. Türkiye, Müslüman Kardeşler, Filistinliler ve Ortadoğu’ya demokrasi gelmesi hayalini kuranlar kaybetti.”

Mısır politikası akort edilmeliydi

Gelinen noktada öne çıkan soru şu: Diplomatik kopuş kaçınılmaz mıydı? Zira darbeciler yola çıkarken ‘Türkiye ile ilişkileri dondurmak’ gibi bir politikaları yoktu. Dolayısıyla kaza daha çok süreç içinde, Türkiye’nin aldığı pozisyon ve konjonktürel gerilimlerden ötürü yaşandı.

Aksiyon’a konuşan uzmanlar, ‘Ankara’nın darbe karşıtı duruşuyla birlikte diplomatik ilişkilerini sürdürebileceğini’ söylüyor. Ancak bunun için ilkesel olarak doğru olan darbe karşıtı duruşun ton ve söyleminin küresel konjonktür nazarından yeniden ayarlanması gerektiği fikrini savunuyorlar. Bir bakıma Ankara politik söylemini yeniden akort etmeliydi. Buna karşın Ankara, askerî rejim karşıtı söylemlerini artırarak devam ettirdi. Askerî yönetim de bunu kendine yönelik hayati tehdit olarak algıladı. Açıkça tavır koyma gereği duydu. Sonuç ortada, sıkıntılı ilişkiler iyice koptu. Hâlbuki Türkiye eylül ayı itibarıyla tavrında ayarlamaya gitse bu kriz çıkmayacaktı.

Hırsızın hiç mi suçu yok! Elbette var. Mısır’daki askerî darbe ve Müslüman Kardeşler’e yapılanlar kınanmalıydı. Ankara da kınadı. Ancak bu tavrı sürdürüp darbe yönetiminden rasyonel diplomatik karşılık beklemek hataydı. Darbe yönetimine karşı daha hesaplı hareket edilmeliydi. Türkiye, darbe yemiş Müslüman Kardeşler gibi duygusal davrandı. Hâlbuki Kahire ile köprüler atılmasaydı Müslüman Kardeşler’in haklarını daha fazla savunabilirdi. Müslüman Kardeşler daha da yalnızlaşmazdı.

Son tahlilde, Türkiye-Mısır diplomatik ilişkilerindeki kopuş taraflara kazandırmadığı gibi mücavir unsurlara da kaybettiriyor. Kriz atmosferi bir kez daha sadece İran ile Şii Hilali unsurlarına (Esed, Maliki, Hizbullah) kazandırıyor. İsrail ve Irak krizleri tam aşılmadan Mısır’la diplomatik iletişimin kopması Türkiye’yi bölgede daha da yalnızlaştıracak hâliyle. Yaşananların perde arkasına bakıldığında, birilerinin bölgeye ‘ağabeylik’ yapma hissiyatında olan Türkiye’ye ‘Turcia nolumus!’ (Biz Türkiye’yi istemiyoruz) mesajı verdiği hissediliyor. Bu örtülü duruşu doğru okuyup sinsi tuzağı bozmak isteyen Ankara, önce İsrail, ardından Irak ile normalleşme süreçlerine hız verdi. Benzeri bir tamir süreci Mısır’la da yaşanacak. Ancak bunun için önce darbeci yönetimin 2014’teki genel seçimlere girip halktan meşruiyet alması beklenecek. Aksi hâlde ilişkileri yeniden rayına oturtmak pek mümkün gözükmüyor!

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: