DERSHANELER DOSYASI : Kapatmanın faturası ağır

‘Dershaneler kapatılacak’ tartışması bile eğitim sektörüne yeterince zarar verdi. Yeni öğrenci kaydı olmadığı için bazı dershaneler, 2014 Haziran’ını göremeyecek. Usulüne uygun kapatmanın maliyeti ise en az 900 bin lira. Ticaret mahkemelerini zor günler bekliyor.

Yazın en sıcak zamanları. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde bir dershanenin matematik zümresi. Hararetli bir tartışma yaşanıyor. Konu, o yıl ilk defa dershane ile tanışıp üniversite sınavına hazırlanacak çocukların seviye tespitlerinin yapılması. Okulların açılmasına daha çok var ama yazı da boş geçirmemek lazım. Sınıflar çocukların matematik bilgilerine göre ayrılacak. Bir önceki yıl mezun olup da herhangi bir yükseköğretim kurumuna yerleşememiş öğrenciler bahis konusu olan.

Geçen yılın en kolay deneme sınavının matematik sorularından bir test yapalım, teklifi kabul görmüyor. Gerekçe net: Bir önceki yıl benzer bir metot uygulanmış ama büyük çoğunluk ‘0’ net yapmış. Uzun ve hararetli tartışmanın sonunda, kayıt yaptıran 96 lise mezunu öğrenciye 6. sınıf müfredatından sınav yapılması uygun görülüyor. Sonuç: 37 öğrenci 30 soruluk bu sınavda 4 net dahi yapamıyor. Sınav bu sefer lise müfredatı üzerinden 20 soru şeklinde yapılıyor. Sonuç daha da vahim: Öğrencilerden 71 tanesi, 1 net bile çıkaramıyor. Dershaneye gitmemeleri hâlinde üniversite sınavlarında 1 milyonu aşkın rakipleriyle bu şartlar altında yarışacaklardı.

Farz edelim ki dershaneler kapatıldı. Peki, iş bununla bitecek mi? 2013-14 öğretim yılı bittiği gün kapılarına kilit vurulacak dershaneler hayatımızdan sessiz sedasız çekip gidecekler mi? Haydi, öğrencilerin mağduriyetini ve kurumda çalışan öğretmen yahut diğer personelin bir anda işsizler ordusunun yeni neferleri olarak sosyal hayatımıza katılacakları gerçeğini de bir kenara bırakalım. Mesele gerçekten kapanacak mı? Bu müesseselere ciddi yatırım yapan iş adamları işlerini tasfiye etmenin maliyetini nereden karşılayacak?

Eskiden iyi bir yatırım aracı olan dershanecilik, günün şartlarında hiç mantıklı görünmüyor. Bundan 10 yıl önce ortalama 3 bin TL’ye öğrenci kaydeden dershaneler bugün de bu rakama çok yakın ücretler talep ediyor. (Piyasada bu rakamın altında ücret isteyen dershaneler de mevcut, özel birtakım şartlar vadedip fazlasını isteyen de…) Günümüzde başarılı olarak bilinen ve çevresinde isim yapmış bir öğretmenin Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki resmî görevinin yanında evinde ya da öğrencinin evinde özel ders vererek ayda 7-8 bin lira gibi bir gelir elde etmesi pekâlâ mümkün. Peki, bu öğretmen çalıştığı kurumdan ayrılıp şöyle orta hâlli (600 öğrencisi olan) bir dershane kurmaya kalksa ne olur? Rakamları birazdan açacağımız şekilde, bu öğretmenin yaklaşık 500 bin lira harcayarak kuracağı dershaneden elde edeceği aylık gelir bir önceki gelirinin 2 bilemediniz 3 katı ya olur, ya olmaz. Nasıl mı?

600 öğrencinin maliyeti…

Dershanelerin bütçelerini öğrenmek istedik ve dershane işleten öğretmenler ile 600 öğrencisi olan İstanbul’un orta hâlli bir semtindeki dershanenin bütçesini sorduk. Tabloda da ayrıntılarla görebileceğiniz bütçe yaklaşık rakamlarla oluşturulan aylık bir bütçe. 12 ay kira ödeyip 10 ay ücret alındığı, öğretmenlerin 10 ay, personelin 12 ay ücret aldığı gibi hususları da dâhil etmeden yaptığımız kaba hesap gösteriyor ki bugün yeni bir dershane yatırımı yapmak zaten çok zor. Bu yüzden geçen yıl kapanan dershanelerin sayısı yeni açılanların tam üç katı.

Kaba bir tahminle İstanbul’da 600 öğrencili bir dershane yıllık 3 bin liradan öğrenci kaydediyor. 10 aylık eğitim süresince öğrenciler her ay 300 TL ödüyor. Bu aşağı yukarı ayda 180 bin lira demek. Haydi, üzerine 10 bin lira da kantin geliri ilave edelim. Toplam gelir aylık 190 bin lira. Gelin bir de giderleri hesaplayalım. 600 öğrenci için bir kurumda istihdam edilmesi zorunlu personel var. 150 öğrenci için bir temizlikçi, 1 güvenlikçi, kayıt kabul ve muhasebe için 4 kişi, rehber öğretmenler, müdür ve müdür yardımcıları gibi personeli topladığınızda öğretmenler hariç 18 kişi çalışmalı. Bunların aylık maaşlarının toplamı yaklaşık 22 bin lira. 20 kişilik sınıflarda eğitim gören öğrenciler en az 30 sınıf ediyor. Bu kadar öğrenciye ders verebilmek için farklı alanlarda 34 öğretmene ihtiyaç duyuluyor. Öğretmenlerin maaş ve diğer giderlerinin toplamı ise 60 bin TL düzeyinde. Peki, bitti mi? Nerdee? Hesaba devam ediyoruz…

Kirası var, stopajı var. SSK primi, asgari geçim indirimi var. Çocuklara ücretsiz dağıtılan yayınlar; bir de elektrik, su, doğalgaz gibi sabit giderleri var. Tabii bütün bunların bir de KDV’si var. Giderler çıkarılınca geriye kalan paranın (yaklaşık 15-20 bin liranın) üstüne yüzde 20’lik gelir vergisini unutmayalım bu arada. Bütün bu hesabın üzerine 2014 LYS’de sorulacak olsa “1 net cepte” denilecek soru geliyor? İstanbul’da 600 öğrencisi olan ve yaklaşık 50 kişiyi istihdam eden bir dershane sahibi aylık ne kadar para kazanır? Sorunun cevabı hiç de uçuk bir rakam değil: 10-20 bin lira arası. Bina kendininse ya da çalıştırdığı personele bizim verdiğimiz rakamlardan daha azını veriyorsa, kâr biraz daha yüksek olacak.

Yatırım önceden yapıldığı için eskiler devam edebiliyor ancak 500 bin TL civarında yatırım yaparak dershane kurmak, sonrasında da kâra geçmeyi hayal etmek pek mantıklı değil. Büyük dershane sahipleri de dershanecilikten çok franchise (isim hakkı) verdikleri küçük kurumlardan para kazanıyor. Bu işin kârlı olduğu 1980-90 ve hatta 2000’li yılların başındaki dershaneciler güzel birikimler, yatırımlar yaptılar. Bu birikim ve yatırımları korumak için bugün dershanelerin kapatılması gündeme geldiğinde seslerini çıkarmaya tereddüt ediyorlar. Zaten çoğu isim hakkı olan ve kendilerine ait olanların da eskisi gibi iyi kârlarla çalışmadığı ortamda küçük bir gelirden olmamak için seslerini çıkardıklarında başka alanlarda yapmış oldukları büyük yatırımlarına anlamlı anlamsız cezalar kesilmesinden korkuyorlar. Bunun günümüzde örneklerini görmek elbette mümkün.

Kapatmasalar da kapanır

Dershanelerin kendi kendilerini döndürebilmesi aynı zamanda sıcak para akışına bağlı. Sürekli kayıt ve sürekli nakit döngüsü sayesinde dershaneler yollarına devam edebiliyor. Hükümet herhangi bir kanun çıkarmasa dahi gündemi bu şekilde devam ettirdiği takdirde ocak ayından itibaren maddi gücü az olan dershaneler hızla kapanmaya başlayacak. Çünkü konunun kamuoyunda tartışılır hâle gelmesinden bu yana hiçbir dershane yeni kayıt yapamadı. Üzerine bir de 2014 Ocak ayından sonra yeni kayıt alınmasının yasaklanacağını da ekleyin. Böyle bir ortamda doğal olarak veliler 3 ay sonrasının belli olmadığı bir kuruma çocuğunu gönderip para vermek istemiyor.

Nakit akışı kesildiği anda kiralar ödenememeye, maaşlar aksamaya başlayacak. Böyle bir durumda dershanecilerin önünde iki seçenek kalıyor. Birikimi olanlar 300-500 bin lira zararı göze alıp haziran ayına kadar ayakta kalmaya çalışacak. Birikimi olmayanlar ise çarkı döndüremedikleri için ocak ayından itibaren kurumlarını usulsüz olarak kapatmak zorunda kalacak. Usulsüz kapatma sonrasında velilere yapılması gereken birçok geri ödeme, kıdem ve ihbar tazminatları, kira kontratlarındaki yükümlülükler ve diğer ödemeler nedeniyle hapis cezaları ile karşılaşacaklar. Her eğitim öğretim yılı döneminin sonunda karşılaşılan yüzde 20 oranında velinin son iki taksiti ödememesi durumu bu yıl ocak ayında başlarsa çökme daha da hızlı gerçekleşir. Eksiklerini tamamlama konusunda dershaneye güvenip, tam sınav öncesi sokak ortasında kalmasının psikolojik maliyeti de cabası.

Dershaneciler kapatmanın hukuksuzluğu konusunda eminler ve kararın mahkemelerden döneceğine kesin gözüyle bakılıyor. Haklarını tüm ceza mahkemelerinde ve ticari mahkemelerde arama hatta Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gitme konusunda kararlılar.

Yine İstanbul’da ortalama 600 öğrencisi olan ve 5 yıldır hizmet veren dershane üzerinden gidelim. Olası bir kapanma durumunda ortalama 5 yıldır çalışan bu öğretmenlere ve personele her yıl için ortalama 1 brüt maaş verildiğinde 5 yıl için 540 bin TL civarında bir tazminatı dershanenin ödemesi gerekecek. Dershanelerin kira kontratları ise en az 5 yıllık yapılıyor. Kiraya veren, olası bir tahliye durumunda kiracıdan kontrat bitimine kadar olan kiraları isteme hakkına sahip. Hatta şimdiden birçok bina sahibi dershane sahiplerini arayıp tahliye durumunda bunu da hesaba katmalarını istemiş. Yargıtay’ın örnek teşkil edebilecek kararlarına göre ortalama 1 yıllık kiranın ödenmesi durumunda kiraya verenden kurtulabiliyorsunuz. Bir yıllık kira ise stopajları ile birlikte 350 bin TL civarında. Bir de 600 öğrenci için alınan 300 sıra, tahtalar, eğitim malzemeleri, depoda kalan kitap ve eğitim dokümanları ile binaya yapılan tadilatlar var.

Dershane sahiplerinin olası bir kapatma durumunda nakit olarak ödemeleri gerecek 800-900 bin TL civarında bir borcun altında ezilecekleri açık. Yeni kayıt gelmediği ve nakit döngüsü bozulduğu için 2014 Haziran ayına çıkamayıp ocak ayından sonra kepenkleri indirecek birçok kuruluşun olacağını söylemiştik. Yanı sıra 900 bin lira nakit ödeyerek usulüne uygun bir şekilde kapanmaya küçük dershanelerin hiçbirinin gücünün yetmeyeceği aşikâr. Böyle bir durumda kayıplar, kaçaklar, ortada kalacak öğrenciler, ticari hayatı sonlanan ve ömür boyu ödemeye çalışsa dahi bitiremeyeceği borçlar altında kıvranan binlerce girişimci-öğretmenin sosyal bir yara olacağını tahmin etmek zor değil. Atanamayan öğretmenlerden sonra derdest edilen girişimci öğretmenlerin hikâyelerini de gazetelerin üçüncü sayfalarında okumamamız için dershane kapatma kararına bir de bu yönden bakılmasında büyük fayda var.

Hukuk kapatmanın önünü kapatıyor

Haklı itirazlara rağmen dershaneleri kapatma ısrarını sürdüren hükümetin, meselenin hukuki boyutunu göz ardı ettiği anlaşılıyor. Zira kapatma, hem Anayasa hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine açıkça aykırı.

İBRAHİM KÖKSAL

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kararımızı çoktan verdik, kapatacağız.” sözü dershaneleri Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi yaptı. Konu üç haftadır tartışılıyor. Dershane sahipleri, hem kendileriyle görüşmeye gelen bakanlık yetkililerine hem de kamuoyuna itirazlarını dile getiriyor. Toplantılarda bakanlık yetkilerinin istişare ya da müzakere gibi bir amaçları olmadığını, aksine ellerindeki taslağı kabul ettirmek için ikna turları yaptıklarını ifade ediyorlar. Dershanecilere göre bunun sebebi bakanlığın elinde kapatma konusunda tutarlı ve sağlam hiçbir gerekçenin olmaması. Dershane sahiplerini en çok rahatlatan konu kapatmanın önünde birçok hukuki engelin olması. Nitekim 3000 dershane adına açıklama yapan ÖZ-DE-BİR Başkanı Faruk Köprülü, “Bütün mücadelemize rağmen kapatma yasalaşırsa yurt içinde ve dışında her türlü hukuki yola başvuracağız. Meseleyi gerekirse AİHM’ye kadar taşıyabiliriz.” demişti. Aynı şekilde Final Dershaneleri Genel Müdürü İbrahim Taşel, “Liberal demokrasiyi ve özelleştirmeyi savunacak, sonra da dershaneleri kapatacaksınız. Özal’ın, Menderes’in açtığı yolda ilerlediğini ifade eden yönetim anlayışına bu yakışmaz. Her türlü hukuki yollardan hakkımızı ararız.” ifadelerini kullanmıştı.

Peki, teşebbüs hürriyeti ve eğitim hakkı gereği arz-talep denklemine göre açılan dershanelerin kapatılmasına ne gibi hukuki engeller var? Kapatma kararı, her şeyden önce, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) bazı hükümlerine aykırılık teşkil ediyor.

Hangi haklar ihlal ediliyor?

Anayasa’nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargıyı bağlayan temel hukuk kurallarından oluşuyor. ‘Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü’ başlıklı maddenin devamında “Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiş. Kanunda yapılacak değişiklik sonucu dershanelerin kapatılması durumunda Anayasa ile güvence altına alınmış eğitim ve öğretim hakkı, kanun önünde eşitlik ilkesi, çalışma hürriyeti, etkili başvuru hakkı gibi birtakım hakların ihlalinin söz konusu olacağı belirtiliyor.

Eğitim ve öğrenim hakkı en temel insan haklarından biri. Anayasa’nın 42. maddesi“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükmüne yer veriyor. AİHS 1 No.lu Ek Protokolü’nün ‘Eğitim Hakkı’ başlıklı 2. maddesi de “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükmüyle bu hakkı güvence altına alıyor. Dershanelerin kapatılması hükmü, Anayasa ve AİHS’de tesis edilen eğitim ve öğretim hakkının ihlali anlamına geldiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilebilir.

Ortaöğretimden liseye, liseden üniversiteye geçişte merkezî sınav sisteminin uygulandığı Türkiye’de, yalnız okul eğitiminin başarı için yeterli olmadığı istatistiklerle sabit. Bu durumda öğrenciler hedeflediği eğitime kavuşmak için dershane eğitimine ihtiyaç duyuyor. Okula ek olarak alınan dershane eğitiminin, temel eğitim-öğretim hakkı kapsamında olduğu ifade edilip, muhtemel kapatılma durumunda iptal davasına gerekçe teşkil edebilir. Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Levent Köker, bununla ilgili olarak hiçbir hükümetin topluma ‘Senin şuna ihtiyacın yok, buna ihtiyacın var’ diyemeyeceğini, dediği durumda, demokratik idare olamayacağını söylüyor. Farklı seviyedeki eğitim ve öğretim kurumlarından sınava hazırlanan öğrenciler için dershanelerin sağladığı eşit şartlar, aynı zamanda anayasal bir ilke olan eşitlik ilkesini gerçekleştirmeye de katkı sağlıyor. TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Tarkan Kadoğlu, bununla ilgili yaptığı açıklamalarda “Dershaneleri kapatmak Doğu’da eğitime darbe olur. Şartlar ne olursa olsun, aynı sınavda Şırnak’taki öğrenci İstanbul’daki ile eşit değil. Önemli olan, bu sorunu ortadan kaldırmak. Zaten siz bunu sağlarsanız dershaneler kendiliğinden kapanır.” demişti.

Dolayısıyla dershanelerin kapatılması Anayasa’nın 42. maddesinde düzenlenen eğitim ve öğretim hakkını ihlal ettiği gibi, 10. maddede düzenlenen eşitlik ilkesiyle de ters düşeceği gerekçesiyle yine iptal davasına konu edilebilir. Dershanelerin kapatılıp, özel okulların, sürücü kurslarının açık bırakılması yine Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlaline de sebebiyet verecek. İzmir Dershaneler Birliği Derneği Başkanı Sezai Özel, bu konuda şu yorumu yapmıştı: “İkisini kapatır, diğerlerine ‘devam edin’ derseniz; bu hem Anayasa’nın eşitlik ilkesine hem de çalışma ve sözleşme hürriyetine aykırı olur.” Mevcut durumda İngilizce, TUS ve KPDS kursları da dershane statüsünde. Bu açıdan belli bir alana yönelik dershanelerin kapatılıp diğer kursların açık kalmasının da eşitlik ilkesine aykırı olacağı belirtiliyor.

Anayasa’nın 48. maddesindeki teşebbüs özgürlüğüne ilişkin düzenleme de dershanelerin kapatılmasına sebep olacak kanunun iptali için başvuru sebeplerinden biri yapılabilir. Çünkü 48. maddedeki “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” hükmü, özel teşebbüs olan dershanelerin kapatılması hakkındaki kanun ile çelişecek. Bu hürriyete getirilebilecek sınırlamalar, ancak kamu yararı ve millî ekonominin gereklerine dayandırılıyor. Mesela sigara yasağıyla ilgili olarak kahvehanelerin yerel mahkeme yoluyla açtığı davada Anayasa Mahkemesi, teşebbüs hürriyetinin ancak kamu sağlığıyla sınırlandırılabileceğini belirtiyor. Bu konuda yazar Gülay Göktürk, “Özgürlüğün kısıtlanabilmesi için, bu kısıtlamanın ‘kamu yararı’na olduğu ortaya konulmalıdır. Dolayısıyla bu yasaklama açıkça Anayasa ihlalidir.” diyor. Siyaset bilimci Prof. Dr. Atilla Yayla, kapatmayı gerçekleştirecek kanun hükmünün Anayasa’nın 48. maddesindeki çalışma özgürlüğüyle ihtilaf hâlinde olacağını ve hükmün iptaline sebebiyet vereceğini kaydediyor: “Dershaneleri bir kanunla kapatmak, teşebbüs özgürlüğüne aykırıdır. Dershanelerin kaldırılması devleti büyütür. Eğitim sistemindeki sınırlı çoğulluğu öldürür.” Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de buna paralel olarak devletin alternatifler getirebileceğini; fakat teşebbüs hürriyetini engelleyecek bir yaptırımda bulunamayacağını vurguluyor: “Dershaneleri kapatmayı bırakın, özel okulların faaliyetlerini kısıtlayıcı bir düzenleme dahi Anayasa Mahkemesi’nden döner.”

Kapatma kararı sonrası kanunun iptali davasına gerekçe olabilecek bir diğer husus Anayasa’nın 49. maddesinde düzenlenen ‘Çalışma hakkı ve ödevi’ hükmü. Kapatmayla birlikte dershanelerde çalışan her seviyede ve birimdeki personelin, Anayasa ile güvence altına alınmış olan çalışma haklarının ihlali sonucu ortaya çıkacak. Dolayısıyla kapatmayla zarar gören tüm personel anayasal hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle kanun aleyhine dava açabilir. Kapatma kanunu neticesinde, çalışma hakkı bağlamında oluşacak tüm zararları karşılamanın da devletin yükümlülüğünde olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası ve AİHS’nin 6. maddesi ‘adil yargılanma hakkı’nı düzenliyor. Kapatma kararına karşı tüm hukuki başvurular yapıldığı hâlde yine hak ihlali ve hukuka aykırılık giderilemezse bu sefer adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olacak. Bu durumda yine ilgili hükümlere dayanarak Anayasa Mahkemesi ve AİHM’ye başvuru hakkı doğacak. Şayet kapatma kanun yoluyla gerçekleştirilirse, AİHS’nin 13. maddesi ve Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlali gündeme gelecek. Etkili başvuru, hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilere, ulusal makamlara etkin sonuç alacak şekilde başvuru yapma imkânı veriyor. Dolayısıyla değişiklik kanun yoluyla yapıldığında hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişiler hukuk yoluna doğrudan başvuramayacağından bu kapsamda hakkını kullanacak ve doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne gidebilecek.

Anayasa Mahkemesi bir kararında hukukun genel ilkelerini; “… Medeni milletlerce kabul edilen ve temel hukuk prensiplerinden bulunan, iyi niyet, ahde vefa, kazanılmış haklara saygı, devletler hukukunun iç hukuka üstünlüğü ilkeleri ve yardımcı kaynak sayılan ilmî ve kazaî içtihatlar…” şeklinde sayıyor. Mahkeme; kazanılmış haklara riayet etmeyen bir devletin hukuk devleti olamayacağını vurguluyor. Ardından, devletin hukukun genel ilkelerini doğrudan uygulamakla yükümlü olduğunu ifade ediyor. Dershanelerin kapatılması neticesinde, en başta kurumun ruhsat elde etmesiyle birlikte, kazanılmış bütün haklara saygı ilkesine riayet edilmemiş olunacak. Anayasa Mahkemesi’nin bu gerekçeyle iptal ettiği ve emsal olacak kararları mevcut. Kaldı ki, dershanelere bugünkü kanuni niteliği veren 5580 sayılı kanun, 6 yıl önce (8 Temmuz 2007) bu hükümet tarafından çıkarılmış. Yüzlerce dershane sahibi de yatırımını bu kanun hükmüne göre yapmış. Şimdi kapatma kararıyla kişilerin faaliyetlerine son verilmesi ilgililerin uğradığı mağduriyeti de artırır nitelikte. Hakların ancak kanunla sınırlandırılabileceği Anayasa’nın 13. maddesinde kabul edilmiş. Fakat bu sınırlandırmada uyulması gereken; ölçülülük ilkesine aykırı olmama kriterleri de sayılmış. Dershanelerin kapatılması durumunda ise eğitim ve öğrenim hakkının özüne dokunulmuş, teşebbüs hürriyeti göz ardı edilerek kamu yararı ile bireylerin hakları arasında ölçülülük ilkesine riayet edilmemiş olunacak. Buna göre, mahkemenin verdiği emsal karar göz önüne alındığında dershaneleri kapatan kanunun da Anayasa’ya aykırı bulunma ihtimali yüksek.

Kapatmaya engel emsal karar var

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun, dershaneler 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun değiştirilmesi yoluyla kapatılırsa, buna sebep olan değişiklik kanun olduğundan, düzenlemeye karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabileceğini kaydediyor. Özbudun’un verdiği bilgilere göre, Yüksek Mahkeme’nin doğrudan kanun hükmünü denetleme yetkisi yok; mutlaka başvuru olması gerekiyor. Başvuru neticesinde mahkeme, ‘somut norm’ ve ‘soyut norm’ olarak adlandırılan yollardan biriyle denetimi gerçekleştirebiliyor. Soyut norm denetimi, kanunun şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla doğrudan iptal davası açma yoluyla yapılıyor. Bu davayı herkes açamıyor. Doğrudan iptal davası açabilme hakkı Anayasa’nın 150. maddesi gereği, cumhurbaşkanı, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelerine tanınıyor. Dolayısıyla dershane sahiplerinin, öğretmen, öğrenci ve velilerin, kısacası ‘paydaşların’ kapatmaya karşı bu yolla itiraz etmesi mümkün değil. Ama konunun Anayasa Mahkemesi önüne ulaşmasının tek yolu bu değil.

Kapatmadan etkilenen paydaşlardan herhangi biri, maddi veya manevi zarar gördüğü gerekçesiyle kanunun uygulanmasına ilişkin idari işlemlere karşı idare mahkemelerine dava açabiliyor. Söz konusu dava kapsamında da kapatmayla ilgili kanunda yapılan değişikliğin aynı zamanda Anayasa’ya aykırı olduğu itirazında bulunabiliyor. İdari mahkeme, itirazı ciddi ve yerinde bulursa, ‘bekletici sorun’ yaparak dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne havale edebiliyor. Bu aşamada idare mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kanun maddesi ile ilgili hüküm vermesini bekliyor. Başvuruyu değerlendirme süresi 5 ayla sınırlandırılmış, bu zaman zarfında bir karar çıkmazsa idari mahkeme kendi işlemine devam ediyor. İdare mahkemesi hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine kendisi varırsa davacının başvurusuna gerek kalmadan da hükmü Anayasa Mahkemesi’ne gönderebiliyor ve aynı süreç işliyor. Bu da hukukta ‘somut norm denetimi’ diye geçiyor.

Bu denetim yoluyla kanunun Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiği vaki. Yüksek Mahkeme, kapatılmasının yasal zemini hazırlanan dershaneler için de emsal olacak nitelikte bir karar verdi (9.6.2011). Mesleğine bir süre ara verdikten sonra yeniden sigorta eksperi olmak için başvuran bir kişiye kanun değiştiği gerekçesiyle ruhsat verilmedi. Bu tasarrufa itiraz eden şahıs, Ankara 14. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. İdare Mahkemesi, kanunun Anayasa’ya aykırı olduğunu değerlendirdi ve konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme, kanunun Anayasa’nın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti’, 13. maddesindeki ‘temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ve ölçülülük’ ile 48. maddesindeki ‘serbest teşebbüs ve sözleşme hürriyeti’ ilkelerine aykırı olduğuna hükmederek kanun maddesini iptal etti.

Dershanelerin kapatılması, idarenin düzenleyici işlem yapmasıyla da gerçekleşebilir.

Millî Eğitim Bakanlığı, bir karar ya da yönetmelik çıkarmak suretiyle dershaneleri kapatabilir. Ancak bakanlığın bu işleminin genel hukuk ilkeleri uyarınca, normlar hiyerarşisine uyması gerekiyor. Yani yönetmeliğin ‘üst norm’ olan kanuna aykırı olmaması gerekiyor. Buna rağmen bakanlık karar ya da yönetmelikle dershaneleri kapatırsa, bundan zarar gören paydaşlar, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na aykırılık iddiasıyla Danıştay’a ilgili işlemin iptali için dava açabilir. Bu durumda dava gerekçesi Anayasa’da teminat altına alınan alt normun üst norma uyma zorunluluğu ilkesi olacak. Danıştay’ın bu gerekçeyle iptal ettiği sayısız düzenleme var.

Dershanelerin kapatılması üzerine açılacak davalardan sonuç alınamazsa Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru konusu gündeme gelecek. Yüksek Mahkeme’ye bireysel başvuru hakkı; 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum sonucu Anayasa’da yapılan değişiklikle elde edildi. Diğer hukuk yollarından olumlu sonuç alınamadığı takdirde iç hukukta en son başvuru yolu olarak düzenleniyor. Bireysel başvuru, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler kapsamındaki herhangi bir hakkın, kamu gücü tarafından ihlal edilmesi hâlinde yapılabiliyor. Başvuru neticesinde mahkeme, esas incelemesi yapıp, bahse konu hakların ihlal edilip edilmediğini araştırıyor. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına hükmediyor; ancak ilgili kanunu tamamen kaldıramıyor.

Son iç hukuk yolu olarak görülen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurudan da sonuç alınamadığı takdirde, mağdur taraf Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuruda bulunulabiliyor. Uluslararası bir teşkilat olan Avrupa Konseyi’ne bağlı kurulan mahkemeye ancak AİHS hükümlerinden birine dayanarak başvuruluyor. Prof. Ergun Özbudun, AİHM’nin vereceği kararın genelde tazminata ilişkin olduğunu hatırlatıyor: “Ancak temel insan haklarından birinin ihlal edildiği belirlenirse mahkeme ilgili devletten bununla ilgili bir düzenleme yapması talebinde bulunabiliyor.” Öz-budun’un anlattıklarına göre, AİHM, ihlali gerçekleştiren devletin düzenlemeyi kaldırması yönünde karar veremiyor. Çünkü bu, muhatap devletin egemenlik haklarına saldırı anlamına geliyor. Ama insan haklarına aykırılık teşkil eden düzenlemenin ıslahını yapmadığı takdirde ilgili devleti gözetim altına alıp yaptırım uygulayabiliyor. Özbudun Hoca, “Dolayısıyla temel haklardan olan eğitim ve öğretim hakkının, çalışma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM’ye başvurulduğunda dershanecilerin sonuç alabilme imkânı mümkün gözüküyor.” diyor.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: