Günlük arşivler: Aralık 1, 2013

TARİH : ”Titanic Batırıldı !” Haberlerine Sebep Olan Kitapt an 10 Tahmin

Titanic gemisi nam-ı diğer “Batmaz Gemi” arkasında bir trajedi bırakarak 1912 yılında derin sulara gömüldü. Tarihin bu olayını gerek Hollywood sayesinde gerek hayatta kalanlardan elde edilen bilgilerle artık çok iyi biliyoruz.

Bir insan var ki bu olayı kaleme alması için görmesi gerekmedi. Morgan Robertson 1898 yılında “Futility or the Wreck of the Titan” kitabını kaleme aldığında, Nostradamus’un kemikleri sızladı. Morgan 1912 yılında batan RMS Titanic gemisi ve hikayesini nokta atışı denebilecek kadar doğru tahminlerle ele almış.
Sizler için hazırladığımız bu listede Morgan’ın kitabı ile Titanic arasındaki benzerlikleri listeledik.

Her iki gemide de üç pervane bulunuyordu

titanic-pervaneleri

Her iki gemi de “Unsinkable” “Batmaz Gemi” olarak tasvir edildi

batmaz-gemi-titanic

Her iki gemi de batana kadar Dünya’nın en büyük gemileriydi

titanic-gemisinin-buyuklugu
Kitapta geçen geminin uzunluğu 800 feet Titanic’in uzunluğu ise yaklaşık 882 feet

Her iki geminin de filikalarının kapasitesi gemi kapasitesinin yarısından azdı

titanic-filikasi-uzerinde-kazazedeler

Kitapta bahsi geçen gemi ile Titanic gemisinin yolcu kapasiteleri yaklaşık olarak 3000 kişi

titanic-yolcu-kapasitesi

Her iki gemi de bir buz dağına çarparak batıyor

titanic-gemisini-batiran-buz-dagi

Titanic çarpma esnasında 22,5 deniz mili hızla giderken kitaptaki gemi 25 deniz mili hızla gidiyor

titanic-tam-hiz

Titanic 14 Nisan gecesi batıyor, kitapta bahsedilen gemi ise bir Nisan gecesi batıyor

titanic-buz-dagina-carpiyor

Titanic battığında gemideki 2200 kişinin yarısından çoğu ölüyor, kitapta bahsedilen gemi battığında 2500 kişinin yarısından çoğu ölüyor.

titanic-batarken

Son olarak, kitapta bahsi geçen geminin adı “Titan”

geminin-ismi-titan
Ya bu Morgan Robertson büyük kahindi ya da geminin mühendisleri Morgan Robertson’un kitabının en sıkı okuyucularıydı.

SANAT DÜNYASI : Sadece Evden Uzakta Denk Gelinebilecek 17 Akusti k Performans

Evden Uzakta bir akustik müzik programı.” Sayfalarındaki tanıma baktığımız zaman karşımıza çıkan cümle bu kadar net. Birbirinden değerli müzisyenlerin açık havada çekilmiş akustik ya da akustiğe yakın performans videolarından oluşan müthiş bir müzik dizisi bahsettiğimiz. Asena Bulduk’la beraber yapımcısı oldukları bu projede Levent Sevi aynı zamanda yönetmen koltuğunda, sesle ilgili işler ise Yiğit Yemez’in kontrolünde. Böyle bir çekirdek kadro olduğu zaman da (bazılarınız Long Way From Home Istanbul Acoustic Sessions‘ı hatırlayacaktır) ortaya kötü bir iş çıkma ihtimali sıfıra yakın.

Şu ana dek 17 bölümü çekilen program perşembe günleri netd‘den yayınlanıyor. Her bölümün yaklaşık 20 dakika sürdüğü programda müzisyenler genelde bu süreye 4 ayrı performans sığdırıyorlar. Biz de bu müthiş müzik programını sizlerle tanıştıralım diye düşündük ve şu ana kadar çekilmiş her bölümden sizlere birer şarkı seçtik. Bir gün tüm sevdiğimiz grupları bu programda görmek dileğiyle!

Biz – Hepimiz Birimiz

biz-hepimiz-birimiz
Bu bölümden tavsiyemiz, Hepimiz Birimiz. Güzel insanlardan müteşekkil grubumuz Biz’in konuk olduğu bu bölüm, Evden Uzakta serisinin en favori bölümlerinden biri. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 12. Bölüm – Biz.

The Secret Trio – The Invisible Lover

the-secret-trio-the-invisible-lover-yine-mi-cicek
Bu bölümden tavsiyemiz, The Invisible Lover. Bizim bildiğimiz adıyla, Yine mi Çiçek. Ara Dinkjian’ın muazzam eserini çalan The Secret Trio ise yaşayan efsaneler Ara Dinkjian, Tamer Pınarbaşı ve İsmail Lumanovski’den oluşuyor. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 11. Bölüm – The Secret Trio.

Jehan Barbur – Gidersen

jehan-barbur-gidersen
Bu bölümden tavsiyemiz, Gidersen. “Gidersen bana da bir dengini yolla.” gibi müthiş bir cümleyle başlıyor şarkımız. Dikkatli gözler/kulaklar fark edeceklerdir ki videonun en başında Murat Çopur, Cenk Erdoğan ve Jehan Barbur birlikte Tanju Duru’nun müthiş eseri Raylar Boyunca’yı mırıldanıyorlar. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 10. Bölüm – Jehan Barbur.

Kardeş Türküler – Yanıyorum

kardes-turkuler-yaniyorum
Bu bölümden tavsiyemiz, Yanıyorum. Birbirinden güzel performanslarından seçim yaparken bayağı zorlandık açıkçası. Siz en iyisi bu bölümü baştan sona izleyin; ne siz yorulun, ne de biz. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 15. Bölüm – Kardeş Türküler.

Emir Yargın – Şeytan Azapta

emir-yargin-seytan-azapta
Bu bölümden tavsiyemiz, Şeytan Azapta. Emir Yargın’dan bir alıntı yapalım: “Dünyada 2 tip insan vardır: Bir, Tarkan sevenler; iki, Tarkan sevmiyorum diye yalan söyleyenler.” Serinin açık ara en şakalı/komikli bölümü. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 4. Bölüm – Emir Yargın.

İlhan Erşahin’s Wonderland ft. Hüsnü Şenlendirici – Göçmenler

ilhan-ersahins-wonderland-ft-husnu-senlendirici-gocmenler
Bu bölümden tavsiyemiz, Göçmenler. İlhan Erşahin sizi Harikalar Diyarı’na davet ediyor, tek yapmanız gereken sizin için seçtiğimiz şarkıyı dinleyerek ilk adımı atmanız. Bölümün tamamı: Evden uzakta 14. Bölüm – İlhan Erşahin’s Wonderland ft. Hüsnü Şenlendirici.

Elif Çağlar – Universal Love

elif-caglar-universal-love
Bu bölümden tavsiyemiz, Universal Love. Geçtiğimiz günlerdeki underground şarkılar listemizde de pek naif başka bir performansıyla yer alan Elif Çağlar’ın Evden Uzakta performansı da mükemmel. İyiliği, güzelliği yaptığı işe yansıyor adeta, tatlı bir gülümsemeyle izliyoruz. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 16. Bölüm – Elif Çağlar.

Yüzyüzeyken Konuşuruz – Sen Taştan Biz Ağaçtan

yuzyuzeyken-konusuruz-sen-tastan-biz-agactan
Bu bölümden tavsiyemiz, Sen Taştan Biz Ağaçtan. Bir başka pek sevdiğimiz, pek anlamlı sözlere sahip Yüzyüzeyken Konuşuruz parçası. Güzel sözler yazıyor gençler vesselam. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 6. Bölüm – Yüzyüzeyken Konuşuruz.

İlkay Akkaya – Çav Bella

ilkay-akkaya-cav-bella
Bu bölümden tavsiyemiz, Çav Bella. Efsane bir sesten efsane bir şarkı, unutmayın “Güneş doğacak, açacak çiçek!”. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 5. Bölüm – İlkay Akkaya.

İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions – Selim

ilhan-ersahins-istanbul-sessions-selim
Bu bölümden tavsiyemiz, Selim. Zaten Selim’i dinleyince ağzınız açık diğer performansları dinlemeye devam eder bulacaksınız kendinizi. Sözün bittiği, müziğin başladığı yer. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 2. Bölüm – İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions.

Şirin Soysal – Uyurgezer

sirin-soysal-uyur-gezer
Bu bölümden tavsiyemiz, Uyurgezer. İkinci albümü Ziyaret’i daha bu ayın içinde yayınlayan Şirin Soysal’ın da Evden Uzakta performansı pek keyifli, özellikle bu videoda gitarla birlikte bir solo atıyor ki şahane. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 8. Bölüm – Şirin Soysal.

Yok Öyle Kararlı Şeyler – Nefret Söylemi

yok-oyle-kararli-seyler-nefret-soylemi
Bu bölümden tavsiyemiz, Nefret Söylemi. Keyifli müzikleriyle dinlemekten bıkmayacağımız gruplardan, bu arada Educatedear’ı canlı görmemiş olanlar trampet fırçalayan arkadaşa dikkat kesilebilirler. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 9. Bölüm – Yok Öyle Kararlı Şeyler.

Yasemin Mori ve Boğaziçi Caz Korosu – Venüste Uyandım

yasemin-mori-bogazici-caz-korosu-venuste-uyandim
Bu bölümden tavsiyemiz, Venüste Uyandım. Gerek dünya çapındaki başarıları, gerek pek çok önemli konuda gösterdikleri duyarlılıklarıyla takdirlerimizi toplayan Boğaziçi Caz Korosu bu kez de Mori’nin arkasında, pek keyifli bir performans. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 1. Bölüm – Yasemin Mori ve Boğaziçi Caz Korosu.

Ceylân Ertem – Nazım’a

ceylan-ertem-nazima
Bu bölümden tavsiyemiz, Nazım’a. Garipçe’de çekilmişti bu bölüm, eskiden salaş kahvaltıcılarıyla hatırlarken artık 3. köprü inşaatıyla hatırladığımız bir Boğaz köyümüz. Dedikleri gibi: “Asla suskunsan işime yaramazsın.” Bölümün tamamı: Evden Uzakta 3. Bölüm – Ceylân Ertem.

The Away Days – Your Colour

the-away-days-your-colour
Bu bölümden tavsiyemiz, Your Colour. İlk denk geldiğinizde “İngilizce konuşulan diyarların hangisinden geldi acep bu adamlar?” diye düşündürten, buralı olmalarına zerre ihtimal vermediğiniz ancak buralı şaşırtıcı indie grubu. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 7. Bölüm – The Away Days.

Mabel Matiz – Söylese O Ben Söyleyemem

mabel-matiz-soylese-o-ben-soyleyemem
Bu bölümden tavsiyemiz, Söylese O Ben Söyleyemem. Mabel Matiz’i tahminen Kadıköy-Moda sahil hattında çektikleri bu bölümde kendisinin Rumeli türküsü tadındaki bu parçasını size layık gördük. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 13. Bölüm – Mabel Matiz.

Güntaç Özdemir – Suç Bende

guntac-ozdemir-suc-bende
Bu bölümden tavsiyemiz, Suç Bende. Doksanların beynimize en işlemiş eserlerinden, bir Mustafa Sandal klasiği. Güntaç Özdemir yorumunu dinliyoruz. Kendisi Benimle Yan klibinde Maritsa’yla oynamasından bu yana dikkatimizi bir daha çekememişti, kısmet bugüneymiş. Bölümün tamamı: Evden Uzakta 17. Bölüm – Güntaç Özdemir.

Bonus: Umut’un akustik bas gitarı

umutun-akustik-basi
İzlediğiniz videoların bir kısmında bu siyah akustik bas gitarı görmüş olmanız muhtemel. Hayır hayır, size subliminal bir mesaj vermeye çalışmıyoruz. Müzik piyasası o kadar dar, o kadar gariban ki, bir tane akustik bas gitar bulunca kırana kadar çalıyorlar çok afedersiniz. Bu listenin oluşumunda farkında olmadan çok büyük katkılar sağlayan Umut’a ve akustik bas gitarına biz buradan teşekkürümüzü edelim: Bugün bu topraklarda envai çeşit müzik yapılabiliyorsa, bunda senin de payın var Umut kardeş! Yaşa!

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Gülen’in Nobel Barış Ödülü almasın ı da engellemişler !

gulennobel1

“Ne alaka” veya “kel alaka” demeyin. Konu çok önemli. Hem de şu Erdoğan-Gülen çekişmesi için bir bardak suda fırtına koparıldığı, Erdoğan’ın Gülen cemaatinin “bitirilmesine” onay verip bunun uygulandığı yolundaki “bi-haber”lerin ayyuka çıktığı bir dönemde…

Bilindiği üzre Gülen cemaati, Mehmet Baransu aracılığıyla “2004 yılı Ağustos ayındaki MGK toplantısında cemaati bitirme kararı alındı ve bu kararın altında Erdoğan’ın, Gül’ün de imzaları var” diyerek feryat figan ediyor. Erdoğan ve kurmaylarının “Evet imza vardı ama uygulanmadı” sözlerine karşın cemaat aşağıdaki belgeyi gösterip “Hayır yok etme kararını da uyguladınız. İşte kanıt” diyor.

omerdincer1

Tabii ne Gülen ve saz arkadaşları ne de Erdoğan, bahsedilen tarihlerden sonra cemaatin Emniyet, Yargı ve Ordu’daki örgütlenmesinden, yapılan ortak operasyonlardan, al gülüm ver gülüm muhabbetlerinden bahsetmiyor.

Neyse bu tartışmaya burada bir yekün tutalım ve gelelim şu Nobel konusuna..

Genelkurmay Başkanlığı İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Daire Başkanlığı 31 Ekim 2005 tarihinde “İrticai Örgüt-Gruplarının Son Dönem Faaliyetleri” başlıklı bir rapor hazırlıyor.

Bu rapor da o dönemki MGK toplantılarında görüşülüyor.

Rapor çok ilginç tespitlerle dolu… Ve bakın o raporda neler söyleniyor:

· Fethullah Gülen Nurcu grubunun son dönem faaliyetleri ile ilgili olarak;

· Anılan grup güdümünde faaliyet gösteren “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı” tarafından onursal başkanları Fethullah Gülen’in uluslararası alanda daha fazla tanınması ve 2007 yılında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesini sağlamaya yönelik bazı planlamalar yapıldığı bu kapsamda:

· ABD’deki Washington Post gazetesinin 4 Ekim 2005 tarihli sayısında Gülen hakkında yayınlanan makalenin diğer yabancı basın kuruluşlarında da yayınlanması için girişimde bulunulacağı,

· Grup mensuplarının organizesiyle 10 Kasım 2005′te Chicago’da ve 12 Kasım 2005′te Teksas Rice Üniversitesinde ”F. Gülen” konulu konferanslar düzenleneceği,

· Anılan gruba ilişkin yazı dizisi hazırlamak amacıyla çeşitli televizyon, gazete ve dergilerden gelen röportaj tekliflerinin değerlendirileceği,

· Grubun yurtdışındaki okulları ve faaliyetleri hakkında, bazı siyasi ve akademisyenlerin izlenimleri ile sosyolojik değerlendirmelerin yer aldığı, “Barış köprüleri-Dünyaya açılan Türk okulları” adlı kitaptan 500 bin adet basılarak ücretsiz dağıtılmasının planlandığı (6 Mart 2005 tarihli İç İstihbarat Raporu’ndaki haberleri teyit etmektedir),

· Yurtdışında okul açma faaliyetleri ile başlayan uluslararası açılımı, Danimarka’da faaliyete geçireceği okul ile pekiştirmeyi amaçladığı değerlendirilmektedir.

Özetle Genelkurmay Başkanlığı Fethullah Gülen’in 2007 Nobel Barış Ödülüne aday gösterilme olasılığından 2005 yılında rahatsız olduğunu ortaya koyuyor. Bu konu da MGK gündemine yukarıdaki rapor üzerinden geliyor.

Fakaaat, Gülen’in Nobel adaylığı gerçekleşmiyor. Hatta ve hatta kendisine “Eski ABD Başkanı Bill Clinton sizi aday göstermeyi düşünüyor” içerikli bir mesaj gelmesine rağmen.

Gülen’in yakın çevresi, adaylığın gerçekleşmemesini, Türkiye’deki gelişmelere ve Ankara’dan gelen bazı mesajlara bağlıyorlar.

Baransu’lu gazete manşetlerinden yola çıkıldığında şu sorunun sorulması elzem oluyor:

MGK’nın sözde “cemaati bitirme kararı”nın AKP tarafından uygulanmasının bir sonucu da Fethullah Gülen’in Nobel adaylığının gerçekleşmemesi olmuyor mu?

O Aristo mantığıyla yani…

TARİH : VAHDETTİN’İN “ATATÜRK’Ü İDAM FERMANI” SAHTE ÇIKTI

1476301_476853002423135_1587868910_n.jpg

VAHDETTİN’İN "ATATÜRK’Ü İDAM FERMANI" SAHTE ÇIKTI

Kurtuluş Savaşı sırasında son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in 11 Mayıs 1920/ tarihinde Mustafa kemal Paşa hakkında İstanbul Divanı Harp Mahkemesinin idam kararına “Olur” vermesi ile ilgili tarihi belgenin metni üzerinde araştırmalar yaptım. 24 Mayıs 1920 tarihi itibarı ile Sadrazamlık makamından Harbiye Nezaretine gönderilen belgeye göre “Selanikli Mustafa Kemal Efendi” nin işlediği suçlar hedef gösterilerek Kara Vasıf Bey, Dr. Adnan, Halide Edip, Fuat Paşa hakkında padişahın onay vermesi anlamına gelen“İrade-i seniye” sözleri bahsi geçen belgenin baş kısma yazılarak düzenlenmiş.

Osmanlı bürokrasi sistemine göre Padişahın onay kararı öncelikle Sadrazam tarafından en üst makama sunulan belge üzerine gerekçeli notlar yazılarak onay verilir. Vahdettin’in onay verdiği ileri sürülen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idamı ile ilgili üst kısmına “irade-i seniye” belgesinde sadece Vahdettin’in gerekçeli açıklaması değil onun “imzası taklit edilerek” belgenin düzenlendiği anlaşılıyor.

Padişah onayı süsü verilen belgedeki “idam kararı” uygulanmak üzere Sadrazamlıktan Harbiye Nezaretine gönderiliyor. Burada çelişkili ve ilginç olan durum ise belgenin düzenlendiği tarihte hem Sadrazam ve hem de Harbiye Nazır Vekili Damat Ferit’tir. “sözü edilen idam karar belgesi kişinin kendi kendine uydurarak verdiği ve üzerine de padişah kararı anlamına gelen “İrade-i Seniye” yazısı bulunan belge Osmanlı bürokrasisinin Padişah adına belge düzenlenmesi kurallarının dışında kurgulanmış (düzenlenmiş) sahte bir “idam karar” belgesidir. Osmanlı Divanı Harp idam karar belgeleri Osmanlı kanunlar ve kararları denetleyen Şurayı Devlet Meclisinde görüşüldükten sonra sadrazam tarafından padişaha sunulmasını gerektirir. Ancak görülen odur ki, bahsi geçen belge padişahın imzası taklit edilerek İngiliz istihbaratı tarafından düzenlenmiştir.

ATATÜRK’ÜN NUTUK KİTABININ ORJİNAL BASKISINDA DA “İDAM KARARI” BİLGİSİ YOK

Kurtuluş savaşının temel kaynağı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın nutuk kitabının 1927 yılında yapılan Osmanlı harfli ilk baskısında 1920 yılı mayıs ayı içindeki olaylar bölümünde kendisini hedef alan “idam kararından bahsetmemesi” Vahdettin onaylı Osmanlı Devleti’nin böyle bir hukuki yaptırıma başvurmadığını göstermesi bakımından da önemli.

VAHDETTİN, İŞBİRLİKÇİ DAMAT FERİT’İ GÖREVİNDEN ALDI

Son Osmanlı Padişah Vahdettin, kendi iradesi dışında baskı ve tehditler ve istihbarat oyunları ile hakkında düzenlenen sahte belgelerle Mustafa kemal ve arkadaşlarının Anadolu’da geliştirdiği milli mücadele hareketinin amacına varması için İngiliz yanlısı Damat Ferit’i görevden alarak 21 Ekim 1920 ve 4 kasım 1922 tarihleri arasında Teyfik Paşa’yı sadrazam olarak görevlendirmiştir. Vahdettin bu hareketi ile milli mücadeleye “dolaylı” destek vermiştir.

Cezmi YURTSEVER, Tarihçi

KAYNAK OLARAK BURDAN BAKABİLİRSİNİZ:http://cezmyurtsever-atatrk.blogspot.com/2013/02/vahdettinin-ataturku-idam-fermani-sahte_14.html

YANDAŞ MEDYA /// TARİH : Osmanlı Arşivi, Bulgaristan’a nasıl sat ıldı

1426640_554850157934679_895371819_n.jpg

Osmanlı Arşivi, Bulgaristan’a nasıl satıldı?

Atatürk’ün gizlenen bir vasiyeti var mı? Bana göre yok, birilerine göre var, hem de 400 sayfalık bir hacimde. Son zamanlarda alevlenen tartışma bakalım nereye bağlanacak?

Türk Tarih Kurumu 2005 yılında Latife Hanım’ın mektuplarını açıklayacaktı, ailenin müdahalesiyle açıklanamadı. İşin tuhafı, ne zaman açıklanacağı da belli değil. Bu açıklama Türkiye’deki arşivlerin güvenilirliğini tartışmalı hale getirmişti.

Tabii bütün arşivler için değil söylediklerimiz. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı ATASE arşivindeki kısıtlamalar, Dışişleri Arşivi’ndeki tasnifin bir türlü bitmek bilmeyişi, İçişleri-Emniyet arşivlerinde gizlenen belgeler gibi örnekler insanları kuşkuya düşürüyor haklı olarak.

Bu arada Türk Tarihi Kurumu’nun sabıkasının epeyce kabarık olduğunu belirtelim. “Türk Tarihi”ni ortaya çıkarmak üzere kurulan bir kurumun bizzat gerçekleştirdiği Mimar Sinan’ın mezarının açılması hakkında herhangi bir kayıt tutmamış olması çok tuhaf değil mi sizce de? İşte Atilla Oral’ın bir sahaftan bulduğu Atatürk’ün “sansürlenen” mektubunun aslı normalde TTK’da olmalıydı, zira oraya yazılmıştır. Ancak yoktur. Kurumun eski müdürlerinden Uluğ İğdemir’in şahsi arşivinden kopyası çıkan mektubun aslını bakalım ne zaman okuyabileceğiz?

Mektupta neler var peki? Mesela şu cümleler yeterince ilginç:

“Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden ‘İkrebismi rabbi’ safsatasını esas tutmuş olan Araplar medeni cihanlarda, bilhassa Türk zengin medeni muhitlerinde bu iptidai (ilkel) ve cahiliyet devrinin timsali olan düstura yaslanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır.”

Başka ne var Atatürk’ün sansürlenen mektubunda? Hz. Ömer aleyhindeki şu cümleye dikkat buyurunuz: “…Ömer’in (…) gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık malumunuzdur.”

Ya halifeleri alaya aldığı şu sözü nasıl yorumlamak gerekir: “(Türkler) En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine ram etmişlerdir.” (Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu, 2013, s. 67-68.)

Bunlar apaçık ortadayken Atatürk’ün etrafında kıyamet kopartılan gizlenen vasiyetinde 50 yıl sonraki yöneticiye halifeliği getirme emrini verdiğini söylemiyorlar mı? İnsaf. Bu direktifi verecek kişinin sağlığında hiç değilse Halifeliğin kurulmasına yönelik bir iması olmaz mı?

Balya balya belge

Asıl meselemiz sansürleme, saklama, gizleme değil, resmen gümbür gümbür satılmış olan arşiv belgelerimiz. Bizzat Atatürk’ün Ayasofya’da mozaiklerin sıvaların altından çıkarılması için emir verdiği 1931 yılında geçiyor olay. Birilerine göre “Altın Çağ”da…

“Altın Çağ” da, kime göre? Tarihimiz ve kültürümüze göre Altın Çağ olmadığı kesin. Tuğralar ve kitabelerin yok edildiği, camiler ve tekkeler gibi vakıf eserlerinin haraç mezat satıldığı bir döneme Altın Çağ denilebilir mi? Siz karar verin.

Başbakanlık Devlet Arşivleri tarafından 1993’te basılan “Bulgaristan’a Satılan Evrak…” adlı kitapta “Arşivin bir milletin tarih ve kültür hazinesi olduğunu idrak eden ecdadımız, bunun içindir ki, kurduğu arşiv teşkilatına “Hazine-i Evrak” adını vermiştir.” diye yazılı. Yani Osmanlı döneminde arşivin adı, “Belge Hazinesi”dir.

Bakalım bu hazine 1931 yılında nasıl satılmış? Aynı kitaptan okuyoruz: “1931 yılında, asla affedilmesi ve unutulması mümkün olmayan bir gaflet neticesi, bilebildiğimiz kadarı ile dünya arşivcilik tarihinde bu konuda tek örnek olarak çoğu maliyeye ait Osmanlı dönemi arşiv malzemesi, milli hafızamızın bir bölümü, sorumsuz, milli kültür ve şuurdan habersiz bir iki kişinin gayretiyle Bulgaristan’a hurda kâğıt olarak satılmıştır.”

Ancak Muallim Cevdet ve İbrahim Hakkı Konyalı hadisenin üzerine gidince satışlar durdurulmuş, satılanların hurda kâğıt değil, tarihî arşiv belgeleri olduğu anlaşılmış ve giden balyalar geri istenilmişse de, Bulgaristan bu sayede en büyük Osmanlı arşivlerinden birini kurmuş, bize de birkaç çuval işe yaramaz belgeyi iade etmiştir. Bulgaristan bu gaflet ve hatta hıyanet yüzünden bugün Osmanlı tarihi çalışanların uğramak zorunda oldukları duraklardan biridir.

Peki olay nasıl ortaya çıkmış? Bunu Konyalı’nın 4 Haziran 1931 tarihli “Son Posta” gazetesine yazdıklarından takip edelim. Evrak satılırken arşivde gördüğü manzara şöyleymiş:

“Koridor harman halinde dökülmüş kâğıtlarla dolu idi. Arkada yüzlerce torba kâğıt yığılmıştı. Torbaların üzerine çıktım. Çok kıymetli vesikalar, defterler göze çarpıyordu…”

Kadrini bilemediğimiz değerlerden Muallim Cevdet ilk duyduğunda inanamamıştır bu hoyratlığa. Gazeteleri ve resimleri görünce yıldırımla vurulmuşa döner ve hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ardından kalkıp gider Sultanahmet Meydanı’na. Manzarayı gözleriyle görür. Ve yarım saat sonra bir kucak dolusu belgeyle döner. “Bunları beşer kuruşa çocukların elinden aldım, tarihî evrak bu hale getirilir mi?” der ve gözyaşları ıslatır bu defa belgeleri.

Ardından Başvekil İsmet İnönü’ye mektup yazıp faciayı haber verir. 400’e yakın sandık ve balya dolusu belge, kilosu üç kuruştan Bulgaristan’a satılmıştır. Demek ki, Türkiye’nin en zengin arşivinin yarısı imha edilmiştir! Ve hiç sakınmadan öldürücü sorusunu sorar: “Biz vahşi miyiz?”

Vahşi miyiz, değil miyiz? Tarih bunu yazmıştır ve daha bilmediğimiz daha neleri yazacaktır?

Tarih yağması

İşte Muallim Cevdet’in taşınırken yere düşen ve sokaktaki çocuklar tarafından toplanan belgelerden her birine 5 kuruş ödeyerek satın aldığı belgelerden bazıları:

1. Viyana seferine dair parçalanmış yol masrafı defteri.

2. Uygurca metinlerin çözülmesi için hayati değerde bir anahtar.

3. Orhaniye zırhlısının mühimmat defteri.

4. Sırbistan’da ilk fethettiğimiz Niş Kalesi’ne ait kayıtlar.

5. Gazi Mihal evladının Plevne’deki vakfına ait bir kayıt.

6. 1700’lü yılların başına ait Hatice Sultan’ın mührünü taşıyan bir mutfak defteri ki, o dönemdeki yemeklerin nasıl yapıldığını vs. öğrenmek için birinci el kaynak.

7. Maliye memurlarının mühürleriyle vergi nişanlarını içeren bir defter.

8. Divan edebiyatının yıldızlarından Şeyh Galib’in evlatlarına verilen bir ferman ve daha neler neler…

Muallim Cevdet’in ısrarı ve basının rezaletin üzerine gidişiyle mızrak çuvala sığmayacak, Bulgaristan’a belge sevkiyatı duracak ama giden de gitmiş olacaktır. Sonunda Başvekil İsmet Paşa satışın durdurulması ve arşivin korunması talimatını verir ama iş işten geçmiştir. Yine de Muallim Cevdet bu faciaya “cinayet” demeye devam edecek, gazeteler ise şu başlığı atacaklardır: “Türk tarihinden beş asır yağma edilmiştir.”

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// SAYGI ÖZTÜRK : “İstihbarat, Cumhurbaşkanı’ndan önce Fethullah Hoca’ya gider”

Saygı Öztürk

saygi

Bazı kritik bilgileri öğrenir ancak bunun belgesine ulaşamadığınız zaman açıklamalarınız da kısıtlı olur. Hatta birileri “yok hükmündedir, uygulanmadı” diye sizi yalanlar. Doğru bilgiye ulaşmak için milletvekiliyseniz, Başbakan ya da ilgili bakana TBMM Başkanı aracılığıyla soru yöneltirsiniz. TBMM İçtüzüğü’nün 96. maddesine göre yazılı sorulara 15 gün içinde cevap verilmesi gerekiyor.

Hükümet-Fethullah Gülen cemaati arasında yaşanan kavga giderek kızışıyor. Bu sayede yeni ve bilinmeyen belgeler ortaya konuluyor, bazı davaların nasıl dayanaksız ve temelsiz olduğu da ortaya çıkıyor.

Başbuğ, cezaevinde söyledi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, kendisini cezaevinde ziyaret eden milletvekillerine yargılandığı dava ile ilgili 3 sayfalık bilgi notu veriyordu. O notta, Başbuğ, 29 Ağustos 2012 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararına ek olarak, 28 Ekim 2004’te “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisine Ek Eylem Planı”na göre işlem yapıldığını belirtiyordu.

MGK kararı da, buna bağlı olarak çıkarılan ek eylem planı da ellerinde yoktu. Eski savcı olan CHP Milletvekili Ali Özgündüz, bu kritik bilgiden yola çıkıp, 29 Ağustos 2012 tarihinde Başbakan’ın cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Önergede, “28 Ekim 2004 tarihli ‘İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisine Ek Eylem Planı’ ile Başbakanlık tarafından, Genelkurmay Başkanlığı’na irticayla mücadele konusunda görevler verilmiştir. Bu strateji planlarıyla kendine verilen görevleri yapmakla yükümlü olan Genelkurmay Başkanlığı’na 28 Ekim 2004 tarihinde gönderilen Ek Eylem Planı’na ilişkin aydınlanmamış çok sayıda nokta bulunmaktadır” açıklamasını yapıyor ve ardından soruları yöneltiyordu.

15 aydır açıklanmadı

Özgündüz, “2004 tarihli planların kamuoyuna açıklanması düşünülmekte midir? Bu planların orijinal nüshasından alınan birer örneklerinin, önerge yanıtına ek olarak gönderilmesini talep etmekteyim” diye önergesini sonlandırdı.

Milletvekili Özgündüz de az değil hani, bilgi verilmesiyle yetinmeyip, belgelerin fotokopisini de istemiş. Aylarca beklemesine rağmen sorusuna cevap verilmeyince 15 Mayıs 2013’te Başbakan’a aynı soruları yine yöneltti.

Aradan tam 15 ay geçti. Sorulara yine cevap verilmedi. Bu bile bilgilerin gerçek olduğunu ortaya koyuyordu. Başbakan, bu bilgileri milletvekilinden gizledi ama gazeteci bu belgelere ulaştı ve okuyucularıyla paylaştı.

Başbakan’ın danışmanı, “yok hükmündedir” derken, irtica ile mücadele eylem planının uygulamaya konulduğu da yine belgelerle ortaya döküldü. Bu belgeler yayımlanmamış olsaydı, birileri meydana çıkıp “Biz o kararları uygulamadık” demeye devam edecekti.

Veren’in açıklaması

Gizli olan belgeler ortaya döküldü. Bu belgelerin “cemaat” tarafından sızdırıldığı öne sürülüyor. Eğer cemaat aracılığıyla sızdırıldığı gerçekse, bu da cemaatin, devlet içindeki gücünü ortaya koyar, bu konuda cemaat hakkındaki iddiaları da doğrular.

Bir dönem Fethullah Gülen’in en yakınında olan ve “sağ kolu” diye nitelendirilen Nurettin Veren’in, Doğan Kitap’tan çıkan “Okyanus Ötesindeki Vaiz” isimli kitabım için yaptığı açıklamadan bir bölüm şöyle: “Fethullah Gülen’e haber taşıyan üst düzey görevlerde bulunan yüzlerce kişi var. Bakanlardan, subaylardan, istihbarattan, polisten çok sayıda tanıdığı var. Bakanların 4’te 3’ü kendisini tanır, birlikte çay kahve, çorba içmiş insanlar. Ona, haber veren yüzlerce insan var. Olayı Cumhurbaşkanı’ndan daha iyi duyar. Onun görevi o. Haber vermeleri de gayet normal. Çünkü yıllardır böyle devam ediyor.”

Çok iyi bir istihbaratçıdır

Nazlı Ilıcak, ‘Fethullah Gülen çok iyi bir istihbaratçı. En iyi bilgiler onda toplanır’ diye yazmıştı. “Biz Fethullah Hoca ile bir eğitim seferberliği için 1966 yılında yola çıkmıştık. Ben 16, Fethullah Hoca 26 yaşındaydı. Eğitim için yola çıkmışken, şimdi Fethullah Gülen Amerika’dan Türkiye’nin JİTEM’ine, Emniyet’ine, istihbaratına, hükümetine yön vermeye çalışıyor. Şimdi sen Amerika’da Türkiye Cumhuriyeti’nden daha fazla bilgi mi alıyorsun ki onları uyarıyorsun? Bu bizim işimiz mi?

Biz devlete, siyasete bulaşmayacaktık! Hani biz siyasetten uzak duracaktık! Hani devlete talip değildik! Peki şimdi niçin devletin en hassas kurumlarının işlerine burnumuzu sokuyoruz? Amerika’dan, Türkiye’nin işlerine karışmak, mesaj vermek, tam bir hastalıktır.”

Cemaatin yalnız Emniyet’te değil, Veren’in açıklamasına göre her kesimde etkili olduğu anlaşılıyor. Başında da belirttiğimiz gibi bu belgelerin basına yansımasında cemaatin rolünün bulunup bulunmadığını bilmiyoruz.

MGK kararlarını açıklamak suç. En azından 10 yıl hapis cezasını gerektiren, üstelik paraya çevrilemeyen, ertelenemeyen bir suçtan söz ediyorum. Taraf Gazetesi Yazarı Mehmet Baransu’yu ortaya koyduğu belgelerden dolayı kutluyorum.

Kutlanacak diğer kişi ise 15 aydır bu belgelerin izini süren ve hep gündemde tutmaya çalışan CHP Milletvekili Ali Özgündüz’dür.

YANDAŞ MEDYA CEMAAT VE AKP ÜZERİNDEN SAVAŞA DEVAM EDİYOR /// Hükümet Cemaat polemiği Sabah’ta ka vga çıkardı

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak’ın isim vermeden eleştirdiği gazeteci, Sabah Özel İstihbarat Müdürü çıktı. O gazeteci de twitter’dan Ilıcak’a verdi veriştirdi.


Sabah
yazarı Nazlı Ilıcak‘ın dün gazetesindeki köşesinde "Bir deli kuyuya taş atıyor, bin akıllı çıkaramıyor" diyerek yazdığı yazıda itham ettiği gazeteci, Twitter’dan çok sert yanıt verdi.

ELEŞTİREN DE ELEŞTİRİLEN DE SABAH’TA

İşin ilginç yanı, Hanefi Avcı’yla ilgili olan ve Cemaat-Hükümet gerilimine dair bir ayrıntı diye dile getirilen iddiaları ortaya atan, Nazlı Ilıcak‘ın da ismini anmadan eleştirdiği o gazetecinin de Sabah’tan olması.

Gazetenin Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, Twitter’dan Nazlı Ilıcak’a "bu güne kadar benden aldığınız belgelerle köşe yazısı yazmadınız mı?" diye sordu ve ekledi "Şimdi deli saçması oldum, muhteşem köşkünüzdeki özel partilere beni davet etmediniz mi?"

İşte Sabah gazetesini birbirine katan o polemik:

ILICAK DÜN NE YAZMIŞTI?

"Bir gazeteci, Twitter’da Hanefi Avcı’nın bir iddiasına yer verdi:

"Bu ülkede neler oluyor neler… Dinlemeler içeren eski tip kasetleri Hanefi Avcı’nın makamına gizlice koyan polislere soruşturma açtığı için Eskişehir Başsavcısı düz savcı oldu."

Bu iddianın ardında "Cemaatçi HSYK, soruşturmayı karartmak amacıyla savcıyı cezalandırdı" suçlaması var.

Dört Bir Taraf’ta Nagehan Alçı o tweet’i ciddiye alıp bahsetmeseydi, ben de gerçeği meydana çıkaramayacaktım.

Türkiye’de maalesef komplo teorileri hakikati gölgeliyor; Türk insanının beyni de, komplocu mesaiye çok yatkın.
(…)
Atamasını beğenmeyen ya da bürokrasideki rakibini saf dışı etmek isteyen herkes, her an bir kılıf uydurabilir. Ama gazeteci, arka plandaki gerçeği okurlarıyla paylaşmak zorundadır.

SABAH ÖZEL İSTİHBARAT BİRİMİNDEN YANIT

Sabah gazetesinde haber merkezine paralel bir şekilde oluşturulan Özel İstihbarat’ın müdürü olan Abdurrahman Şimşek, gazetesinin yazarı Nazlı Ilıcak’ın bu yazısına sert bir şekilde yanıt verdi.

Şimşek Nazlı Ilıcak’a şöyle seslendi:

Hanefi Avcı ile ilgili attığım twetleri Nagehan Alçı, CNNTURK’te dile getirince, SABAH Yazarı Nazlı Ilıcak, köşesinde bana çakmış++

+Beni bir deli kuyuya taş atmış ve gerçekleri manipüle ettiğimi iddia etmiş.Şimdi soruyorum; benden aldığınız dosyalarda mı deli saçmasıydı?

BENDEN ALDIĞINIZ BELGELERİ KÖŞENİZDE YAZMADINIZ MI?

Ey Nazlı Ilıcak, medya mensupları Ergenekon dosyalarını haber yapmak için mumla ararken, benden aldığınız belgeleri köşenizde yazmadınız mı?

Sayın Nazlı Ilıcak, beni günlerce arayıp Ergenekon konusunda;"bana brif verirmisin"diyen siz değilmiydiniz! Benden dosya dosya almadınızmı?

Nazlı Hanım, benden aldığınız istihbarat raporlarını köşenizde özel bilgiler olarak okurlarınıza sunmadınızmı? Sonra da bana çakıyorsunuz!

Gazeteci sınırları içinde size her türlü desteği vermedim mi? Şimdi deli saçmasımı oldum?Ergenekonu benden ve dosyalarımdan öğrenmediniz mi?

KÖŞKÜNÜZDEKİ PARTİLERE BENİ DAVET ETMEDİNİZ Mİ?

Nazlı Hanım, O dönem yazdığınız her köşe yazısı olay olmuyormuydu? Hatta muhteşem köşkünüzdeki özel partilere beni davet etmediniz mi?

Ey Nazlı Hanım, size özel haber kaynaklığı yapan birine, Gülen Hareketine yaranmak için şimdi "kuyuya taş atan bir deli" mi oldum!

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: