ZİHİN KONTROLÜ : BİLİNEN AMA ÜZERİNE GİDİLMEYEN TELEGRAM

Reha Suvari

Cihazlı Zihin Kontrolü konusunda Türkiye’de yıllardır bir karmaşa yaşanmakta. Meseleyi ülke gündemine sokan Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun ilk çıkışlarından bugüne çok şey tartışıldı, hâlâ da tartışılıyor. Bu vesileyle, daha 10-15 yıl öncesine kadar pek bilinmeyen yahut hakir görülen mevzu, bugün öyle yerlere gelip dayandı ki hayret etmemek mümkün değil. Hayretimiz, meselenin –etkisi itibariyle- elle tutulur gözle görülür hâle gelmesine, önemli şahıs ve kurumlarla anılır olmasına karşılık, hâlâ ciddi mânâda ele alınıyor olmamasından kaynaklanıyor.

Son yıllarda gündemi meşgul eden Ergenekon, Balyoz gibi meşhur davalarda, ismi Zihin Kontrolü ile özdeşleşen ve akademik unvanı olan şahsiyetlerin beyanları bile Türkiye’de askeriye ve istihbaratın bu konuda çalışmalar yaptığını doğrulamakta.

Örnek vermek gerekirse, Ergenekon tutanaklarında Ümit Sayın’ın şöyle bir ifadesi var:

– “(Emekli Tuğgeneral) Nejat ESLEN Zihin Kontrolü üzerine çalışmaları olan biri olduğunu ve zaman zaman bu konuda fikir alış verişinde bulunduğunu, 2004 yılında Aktüel Dergisinin kendisi ile aynı konu üzerine yapmış olduğu bir röportajı çarpıtarak Nejat ESLEN`e Zihin Kontrolünden bahsettiğini, bu haber üzerine Nejat ESLEN`in de, kendisinin söylemiş olduğunu düşünerek kızmış ve enstitüye vermiş olabileceğini, Bahse konu dilekçedeki konuların Nejat ESLEN`in kızgınlığının bir sonucu olduğunu, Dilekçede geçen iddiaların asılsız olduğunu…” (*)

Bunun dışında, geçtiğimiz yıllarda basında da tartışılan ve ASELSAN’daki mühendislerin ölümü ile alâkalı yönüyle de dikkat çeken Ümit Sayın-Emin Gürses arasındaki görüşmeyi ihtivâ eden Ergenekon iddianamesindeki “1540 sayılı iletişim tespit tutanağı”nda, konu şöyle gündeme geliyor:

– “GÜRSES: Deniyor ki bu çocuklar durup dururken intihar etmediler. Bunları belli bir hazırladılar intihara yani.

SAYIN: Öyle yöntemler var. INFRATEST duyulmayan eşik altı seslerle, mikrodalgalarla var öyle yöntemler.

GÜRSES: Şimdi onun için ben onları size yönlendirdim. Benim anladığım bir konu değil ki.

SAYIN: Ben cinayet olduğunu düşünüyorum bunların. Adli Tıp Kurumu`ndakiler de öyle düşünüyor.

GÜRSES: He ama üç tane cinayet arka arkaya olunca, nasıl oluyor diye şüpheleniyorlar.

SAYIN: Bir tanesi en azından cinayet olarak düşünülüyor. Kesin deliller varmış ellerinde Birinci Kurulun.

ASELSAN`daki paşalarla konuştum. (…) ASELSAN`daki paşalar rahatsız oluyorlar bu konudan. Yani ASELSAN yönetim kurulundakiler.

GÜRSES: Paşalar niye rahatsız oluyor, incelesinler. Doğru iş yapsınlar, sen ne yapacaksın paşaları.

SAYIN: Valla geçen yıl beni çağırdılar aslında o cinayetlerden sonra. Bilinmezliğin kontrolüyle ve de bu İNFRATEST ile ilgili bir sunum yaptım orda yönetim kuruluna. İnsanlarda işte depresyon, intihar, şey, ağır psikolojik bozukluklar yapmanın mümkün olduğunu kanıtlarıyla ve görsel materyalleriyle anlattım filmlerle. He kafalar karıştı da. Onlar ASELSAN`daki olayı intihar diye yorumluyorlar.

GÜRSES: Bunlar Eşref Bitlis`in ölümüne de sebep.

SAYIN: Evet doğrudur. Bitlis olayı kesin suikast.

GÜRSES: Ona bile kaza diyorlar hâlâ. Rapor da veren işte o tümgeneral. Bu var ya ASELSAN’da konuşan paşanın danışmanlarından…”

Yerine göre “farmakoloji uzmanıyım!” diyerek işin içinden sıyrılmayı bilen Ümit Sayın’ın Cihazlı Zihin Kontrolü’nde temel unsurlardan “infratest” başta olmak üzere birçok alanı da içine alan konularda, Kayseri Komando Tugayı’nda “sunum”lar yaptığını biliyoruz.

Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ne birçok patentli buluşunu hediye eden “dahi” profesörlerimizin “Elektronik İstihbaratın Kurucusu” olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Bu ülke, aynı zamanda, Mirzabeyoğlu ve “Telegram” bahsiyle ilgili kendilerine birşeyler izah etmeye giden insanlara, “sakın o konuya girmeyin! Haklıyken haksız duruma düşersiniz!” diyen “bakan”ların ülkesi.

Tüm bunların yanında, Başbakanlık Başdanışmanı’nın “ben eminim ki, birçok merkezde telekinezi, uzaktan etkileme ve daha birçok yöntemle Recep Tayyip Erdoğan’ın ölmesi için sürekli çalışma yapılıyor” açıklaması var bir de.

Bu açıklamadan sonra –yerlisi bir tarafa- Batı basınının işin cılkını çıkarma, alaya alma tavrı pek hoş. Bizim açımızdan önemli olan ise, yapılan açıklamada birçoğunun takıldığı “Telekinezi” kısmı değil, onun da anılarak “uzaktan etkileme ve daha birçok yöntem” kısmı. Açıklamanın ardından, bir süre sonra bunu açıklayanın “başdanışman” yapıldığına dikkat!

Yalnızca geçmişte yaşanan hukuksuzlukların giderilmesi bakımından değil, bu açıklama çerçevesinde de her yönüyle "cesaret ve ciddiyet" testi olarak gördüğümüz “Başbakanın 30 Eylül açıklaması”nı sabırla bekledik. Bekledik de ne oldu. Dağ fare doğurdu. Demek ki “artık yeni şeyler söylemek lâzım”…

http://tr.wikisource.org/wiki/Ergenekon_iddianamesi/BÖLÜM_V_ŞÜPHELİLERİN_BİREYSEL_DURUMLARI_İKİNCİ_GRUPTAKİ_KİŞİLERİN_BİREYSEL_DURUMLARI_41-Şüpheli_HABİB_ÜMİT_SAYIN

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: