Günlük arşivler: Kasım 25, 2013

BANGLADEŞ : SUYUN YAKTIĞI TOPRAKLARDA

Burada her yerde su var. Bangladeş, dünyanın kilometrekare başına en fazla nüfus yoğunluğunun olduğu ülkelerden biri. Başkent Dakka, şimdi 17 milyon nüfusuyla dünyanın en hızlı kalabalıklaşan kenti, yaşayacak alanlar giderek daralıyor.

Suyun olmadığı toprak parçalarının neredeyse tamamında evler, bu evlerde yaşayan kalabalık aileler var. Nüfusun çok büyük bir bölümü, günde 1 avrodan daha az para kazanarak yaşamaya çabalıyor. Kalabalık ailelerde erkekler çalışarak çocukların ve kadınların karınlarını doyurma çabasında. Yorulmaya, vazgeçmeye hayallerde bile yer yok. Kavruk tenli, çelimsiz rikşa sürücüleri, susadıkça, doldurdukları plastik şişelerden siyanür yudumluyor, zira her yanı su olan bu ülkede, içilebilecek suların neredeyse tamamında yüksek oranda siyanür bulunuyor. Uzmanlar 2050 yılına geldiğimizde dünyada 250 milyon insanın göç edeceğini öngörüyor. Sadece hayatlarını devam ettirebilme amacıyla yer değiştirecek çaresiz insanların 20-30 milyonunun Bangladeş’ten olması bekleniyor.

Dakka’nın merkezindeki bir yerleşim alanında, kadınlar ve çocuklar, yakınlarındaki tek su kaynağından günlük ihtiyaçlarını karşılıyor. Dakka, her yeni gökdelenle silüetini geliştiredursun, yüksek binaların hemen yanı başında, fakirlerin yaşadığı yeni yerleşim alanları oluşuyor.

Seller, kuraklıklar yüzünden ve yiyecek alabilecek para kazanma umuduyla evlerini terk etmek zorunda kalan insanların çoğu, başkentin yolunu tutuyor.

Kalabalıklar ve su… Gözlerinizi nereye çevirseniz bu ikisinden birini görüyorsunuz. Dakka’ya 2 saat mesafedeki bir köyde bayram namazı, bütün sıkıntılara rağmen insanları bir arada kılıyor.

Muson yağmurları nedeni ile sular altında kalmış tuğla fabrikaları ve şehre elektrik taşıyan hattın yakınında yıkanan insanlar. Sular çekildikten sonra fabrikalar yeniden işlemeye ve üretmeye başlayacak.

Dakka’da 7 milyondan fazla insan, tren yolu hattının iki yanında, bataklık kenarlarında ya da ev kurabilecekleri herhangi bir zeminde, korumasız ve yalnız yaşamlarını devam ettiriyor.

Bangladeş’te, hava sıcaklığı 10 santigrat derecenin altına hiç düşmüyor, yılın belli döneminde yaşanan bu sıcaklıkta bile yoğun nem nedeniyle çok sayıda evsiz, donarak yaşamlarını yitiriyor.

İklim değişiklikleri ile birlikte sel ve kasırga gibi felaketlerin de giderek artırması bekleniyor. Bangladeş’te 2007 yılında meydana gelen kasırgada 3 binden fazla kişi ölmüş, milyonlarca kişi de evsiz kalmıştı.

Bir çocuk, kendi yaptığı küçük botunu su üzerinde yüzdürerek çöplerden paraya çevirebileceği şeyler arıyor. Şehrin bu gibi bölgelerinde çöplerin toplanması ve imha edilmesi neredeyse imkânsız görünüyor.

Başkentte ucuz iş gücü nedeni ile dünya çapında isim yapmış birçok giyim markasının taşeron işletmeleri bulunuyor. Buradaki işçiler, 38 dolar kadar bir ücret karşılığında bir ay boyunca çalışıyorlar. Bu tip atölyelerin bulunduğu bir binanın çökmesi sonucu geçtiğimiz aylarda yüzlerce işçi ölmüştü.

SAĞLIK DOSYASI : ABD’DE GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BİTKİ ÜRETİMİ ARTIYOR

ABD’de yetiştirilen pamuk, soya fasulyesi ve mısır gibi bitkilerinin yaklaşık yüzde 90’ı GDO’lu. Geçen günlerde Çin gümrük birimleri, ABD’den gelen mısır yüklü bir kargoyu genetiği değiştirilmiş ürün ihtiva ettiği için geri çevirdi.

SURİYE DOSYASI : Çocuk felci krizi

Suriye’de 2,5 yılı deviren iç savaş hâli masum çocukları vurdu. Ülkede 14 yıl aradan sonra yeniden çocuk felci salgını baş gösterdi.

Gelişme üzerine açıklama yapan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Türkiye, Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Filistin ve İsrail’de 5 yaşın altındaki 22 milyon çocuğa 6 ay içinde aşı yapılacağını duyurdu. Alman enfeksiyon hastalıkları uzmanları da Suriye’deki çocuk felci salgınının Avrupa’yı da tehdit edebileceğini açıkladı. Bu arada Rusya’nın Suriye rejimi ile muhalifleri Moskova’da buluşturma çabası akim kaldı. Rus Dışişleri Bakanlığı, Suriye muhalefetinin Moskova’da hükümetle bir araya gelme teklifini reddettiğini duyurdu. Lübnan Hizbullah’ı lideri Hasan Nasrallah da Esed rejimini sonuna kadar savunacaklarını yineledi: “Suriye’de tarihî ve stratejik başarıyı gerçekleştirmek için son çeyrekteyiz. Eğer Suriye’ye gitmeseydik, Lübnan ikinci Irak olurdu.”

GENELKURMAY : Henüz TSK almadı ama 2014 başında ihraç edilecek

İlk yerli piyade tüfeği SAR223, 2014 yılı ocak ayından itibaren yurtdışına da satılacak.

İmalatçı firma Sarsılmaz Silah Sanayii’nin Yönetim Kurulu Başkanı Latif Aral Aliş, 4 yıl süren Ar-Ge çalışmaları sırasında TÜBİTAK’tan ciddi destek gördüklerini belirtiyor. Önümüzdeki yıl “Yaptığımız ürün emsallerinin en iyisi ve en üstü” diye nitelediği silahı 5 ülkeye ihraç etmeyi planladıklarını söylüyor. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) henüz bu silahı yeğlemiyor. Devlet lisansıyla Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nda (MKE) üretilen MPT’yi satın alıyor. TSK için MPT lisansıyla fason imalata hazır olduklarını da dile getiriyor Aliş: “İlla bizim ürettiğimiz alınsın diye bir ısrarımız yok. Sevindirici olan ithal alalım gitsin zihniyetinin yerine içeride ürettiğimiz silahı hem TSK’da, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü’nde kullanalım hassasiyetinin olmasıdır.”

EĞİTİM DOSYASI : Dershaneleri yasaklamak imkânsızdır

Dershaneleri kapatma girişimi ister istemez, tam üyelik müzakeresi yürüttüğümüz Avrupa Birliği (AB) ve üyesi olduğumuz diğer sosyal içerikli uluslararası kuruluşlarca da yakından izleniyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı’nın (UNESCO) Karşılaştırmalı Eğitim Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Mark Bray, “Sektörün kontrolsüz büyüdüğü ülkelerde (Mısır, Kore, Japonya vs.) hükümetlerin yasal düzenlemeler yapması gerektiğine inanıyorum. Ancak genel yasaklar getiren yasa çalışmaları başarısızlığa mahkûm.” diyor. Kendilerine bağlı Uluslararası Eğitim Planlama Enstitüsü’nün (IIEP) ‘Gölge Eğitim Sistemiyle Yüzleşmek’ adlı tavsiye raporunu hazırlayan heyete başkanlık da eden Bray, Güney Kore ve Kamboçya gibi devletlerde askerî rejimlerin bile dershaneleri yasaklama teşebbüsünde akamete uğradığını belirtiyor: “Güney Kore’de 50’li yıllarda askerî hükümet tüm dershaneleri kapattı.

Bu yasakları uygulamak için de büyük çaba sarf etti. Ancak uygulamanın anayasaya aykırı olduğu ve bu tür yasakların hayata geçirilemeyeceği ortaya çıktı. Aksine, Güney Kore’de bu sektör yasaklama çabalarının ardından çok daha hızlı büyüdü.” Bray en nihayetinde şu kanaate varıyor: “Bu kurumları yasaklamak basit bir şekilde ifade etmek gerekirse imkânsızdır.” AB’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Avrupa Komşuluk Siyaseti’nden sorumlu üyesi Stefan Füle de şunları söylüyor: “Türkiye’de konuya ilişkin sürmekte olan tartışmayı takip ediyoruz. Bakanlar Kurulu’na sunulan bir taslaktan haberdar değiliz. Bu tür konular mümkün olan en geniş mutabakatı gerektirir. İlgili taraflarla danışma hayatidir.”

BALYOZ DAVASI /// YANDAŞ MEDYADAN PAŞALARA SALVO ATIŞI DEVAM EDİYOR /// YAZI AŞAĞIDA ///

28 ŞUBAT DURUŞMALARINDA ANDERSEN MASALLARI !

Ankara 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen 103 sanıklı 28 Şubat davasında birbirinden ilginç ifadeler dile getiriliyor.

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal, Jandarma Genel Komutanı Fevzi Türkeri ve Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Çetin Saner’in söylediklerinden bir bölümü itiraf, bir bölümüyse topun kendilerinden uzaklaştırılmasından ibaret. İnandırıcılık boyutuna katkı amacıyla ‘niyetimiz kötü olsaydı başka şeyler yapardık’ montajları da var aralarda. Ama 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında askerlerin sunduğu irtica brifinginin nerede olduğuna ilişkin ipucu yok cümlelerinde. Emekli Korgeneral Saner’e hâkim soruyor: “28 Şubat’ta verilen brifingi biz hazırladık, dediniz. İrtica konulu brifing dosyada yok. Nerede olabilir?” Saner’in cevabı şöyle: “Orada sekretarya var. Her şey kayda alınır. Bunun saklanması imkânsız. Olacak şey değil.” Saner’e göre, yargı ve basın mensuplarına yönelik brifingin açılışında Genelkurmay başkanı adına kaydettikleri ‘askerin ayak sesleri’ diye değerlendirilemez: “Ben, ‘Bu mücadelede siyaset yok. TSK’yı siyaset dışında tutmak için ne gerekliyse yapılacaktır.’ dedim.” Batı Çalışma Grubu’nda (BÇG) dahli bulunmadığını kaydeden Saner, hâkimin ‘BÇG kapsamındaki istihbarat faaliyetleri sizin alanınıza girmekte.

Yasaya uygun mu diye görüşünüz alındı mı?’ sualine karşı da “Fişlemelerle ilgim yok.” diyor. Öte yandan devrin İçişleri Bakanı Meral Akşener hakkında sarf ettiği galiz (yağlı kazıklı) cümlelerden büyük pişmanlık duyuyor: “ Bana yakışmadı, hicap duyuyorum. Özür de diledim. Benim üslubum bu değil. Ben kibar İstanbul çocuğuyum.” MGK’daki sunumun icracısı emekli Orgeneral Fevzi Türkeri ise, irticai bilgilerin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından iletildiğini; BÇG’yle bağlantısı olmadığını ileri sürüyor. Metinde “siyasi İslam’ın kadrolaşma faaliyetleri” ile “İslami sermaye” türünden umumi kritikler yer almaktaymış! İçerik Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’ce de olurlanmış, aynı kaygıların paylaşıldığı vurgulanmış! Ona göre, BÇG, Başbakanlık’ta MGK sonrası oluşturulan ‘izleme kurulunun’ Genelkurmay’daki iz düşümü: “BÇG yasa dışı bir yapı değildir. Mevcut hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik kesinlikle bir çalışma içerisinde olmamıştır.” Emekli Orgeneral Hikmet Köksal, Türkeri ve Saner’in aksine ironiyi yeğliyordu duruşmada: “Sincan’a doğru giderseniz, Ankara’yı arkanıza alırsınız. Meclis’e doğru mu gidelim?” Yanlışa düşmediklerini kanıtlamak için mübalağa sanatından da yararlanıyordu: “Niyetimiz kötü olsaydı bizi kolay kolay kimse durduramazdı.” Yani: “Bir emir veririm, tüm kara kuvvetlerini çıkarırım. Bunu emir gereği yaparım, kimseye de sormam.” Bu arada Genelkurmay Başkanlığı, mahkemeye gönderdiği yazıda, irtica sunumuna dair ellerinde herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığını bildirdi.

TEKNİK TAKİP : Merkel’i 5 ülke dinlemiş

Alman Başbakan Merkel’in cep telefonunu Amerikalılarla birlikte en az 5 ülke istihbaratı daha dinlemiş.

Alman Başbakan Angela Merkel’in cep telefonunu Amerikan istihbaratı NSA’nın dışında Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İngiltere istihbarat teşkilatları da dinlemişler. Haftalık ‘Focus’ dergisinin ismini zikretmediği resmi güvenlik yetkililerinin analizlerine dayanarak verdiği haberle ilgili olarak Federal hükümetten bir açıklama yapılmadı.

Derginin verdiği habere göre Berlin’de geçen yıl 100 Alman politikacı, devlet memuru, asker, menajer ve bilim insanlarına çeşitli ülke ajanları tarafından bilgi kaynağı olarak çalışmaları için teklif yapıldı. Bu kişiler de durumu Alman güvenliğine bildirdiler.

Rusya’nın Büyükelçiliğinde ve diğer diplomatik temsilciliklerde 120’den fazla istihbarat görevlisi çalıştırdığı kaydedildi. Bunlardan 60’ı Almanya’da bilgi kaynağı olabilecek kişileri aramakla görevlendirilmiş.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: