Günlük arşivler: Kasım 23, 2013

SURİYE DOSYASI : Suriye’de savaşan 2 İsveçli genç hayatını kaybetti

Suriye’de Esed rejimine karşı savaşan 22 ve 26 yaşlarındaki iki İsveç vatandaşının hayatını kaybettiği belirtildi.Göteborg ve Trollhättan şehirlerinde yaşayan gençlerin aileleri, facebook üzerinden ,”şehitlik mertebesine ulaşarak…

Suriye’de Esed rejimine karşı savaşan 22 ve 26 yaşlarındaki iki İsveç vatandaşının hayatını kaybettiği belirtildi.

Göteborg ve Trollhättan şehirlerinde yaşayan gençlerin aileleri, facebook üzerinden ,”şehitlik mertebesine ulaşarak Cennet’te Allah’ın nimetlerine kavuştunuz” şeklinde mesaj yayınladı.

İsveç Milli İstihbarat Birimi Säpo şimdiye kadar Suriye’ye savaşmaya giden İsveç vatandaşlarından 10 kişinin çatışmalarda öldüğünü belirtti.

Kaynak: http://www.mersinim.net/dunya/suriyede-savasan-2-isvecli-genc-hayatini-kaybetti-h86727.html#ixzz2lVs1YTYy

MİZAH : Metroda Hiç Tanımadığınız Birinin Omzunda Uyumak

İşsizlikle yaratıcılık arasındaki ince çizgide yürüyen bir listeyle karşı karşıyasınız.

Tanıştıralım: George Ferrandi…

metroda-uyuyan-abla-tepkiler-1
En sağdaki abla.

New York’da yaşayan bir sanatçı olan George, en az kendisi kadar rahatsız arkadaşı Angela’yı da yanına alır ve…

metroda-uyuyan-abla-tepkiler-2

Biraz yaratıcı biraz işsiz bir projeye imza atar: Metroda yabancılarına omzunda uyumak

metroda-uyuyan-abla-tepkiler-3

Proje görüldüğü üzere oldukça basittir…

metroda-yabancinin-omzunda-uyumak-1

George ‘avının’ yanına oturur…

metroda-yabancinin-omzunda-uyumak-2

Uyuma taklidi yapar ve başını usulca hedefin omzuna yaslar

metroda-yabancinin-omzunda-uyumak-3

George’un amacı insanların verdikleri tepkileri yakalayabilmektir

metro-kadin-uyumak-1

Arkadaşı Angela da George’un karşısına oturup onun fotoğraflarını çeker

metro-kadin-uyumak-2

Fotoğrafların söylediği kadarıyla kadınların çoğu rahatsız olurken…

metro-kadin-uyumak-3

Erkekler bu durumdan hoşnuttur

metoda-uyumak-1

Yabancı birinin omzunda uyumanın o kişiyi tanıyormuş gibi bir hissiyat verdiğini söyleyen George…

metroda-uyumak-2

Projenin adını da “Sanki seni bir yerden tanıyorum” koyar

metroda-uyumak-3

Sanatçının diğer projelerine Geoergeferrandi.com‘dan ulaşabilirsiniz

metroda-uyumak-siyahi-eleman-2

Bu fotoğraf da bizim favorimiz

metroda-uyumak-siyahi-eleman-3

DANİMARKA : Tuhaf kraliyet tablosu !

danimarkakraliyet1

Tuhaf ve bir o kadar da ürkütücü…. Evet Danimarka Kraliyet Ailesinin 133 yıl sonra dört yıllık çalışmanın ardından yapılan tablosu, İlluminati tartışmalarına yeni bir boyut ekledi.

Tablo, Thomas Kluge adlı ressam tarafından yapıldı. Kongehuset (Kraliyet Ailesi) adlı tablo şu an Amalienborg Müzesi’nde sergileniyor.

Ressam Kluge’nin tablosu, eleştirmenler tarafından “ürkütücü” bulundu. Bunda da kuşkusuz Danimarka Kraliyet Ailesinin masonlukla çok yakın ilişkisi ve de İlluminati’yi oluşturan 13 aileden biri olduğu söylenen Dupont’larla akrabalığı büyük rol oynuyor. Komplo teorisyenlerine göre tablo, “karanlık simgeler” ile yüklü.

Tabloda Danimarka Kraliçesi Margrethe II ve eşi Prens Consort otururken, tahtın varisi Prens Frederik ile eşi Prenses Mary hemen kraliçenin sağ tarafında ayakta resmedilmiş. Prens Consort’un sol tarafında ise Prens Joachim ve Prenses Marie bulunuyor. Tablonun tam ortasında ve kral ve kraliçenin bile önünde duran ise Prens Frederik’ten sonra tahtın varisi olacak Prens Christian.

Danimarka Kraliyet Ailesinin 1880 yılında Tuxen tarafından yapılan ve ailenin Avrupalı akrabalarının da resmedildiği tablo şöyleydi:

danimarkakraliyet2

Kluge’nin bu tablodan esinlendiği söyleniyor.

ERGÜN DİLER : Yalan Rüzgarı

being_there-movie.jpg

Yalan Rüzgarı

Hiçbir zaman gerçeklerle buluşmadık! Birçok engel önümüze çıkarıldı! Laikliğin ölmez savunucuları MEDYADA başköşeleri tutup mangalda kül bırakmazken koskoca halk kandırılıyordu!

MEDYA bu nedenle vardı zaten! BÜYÜK YALANLARI kılıfına uydurup kadifelere sarılmış manşetlerle rotayı saptırmak için! Darbelerin, cuntaların, ekonomik krizlerin arkasındaki rollerine girecek değilim! Yazıldı, çizildi! Hoş daha asıl görevleri ortaya çıkmış değil…

Ama DERİN UYKUYU hiç fark etmedik! Devletin ayağını bağlayan, özgürlüğü bitiren, istikametini şaşırtan tarihi gerçeklerle yüzleşmek yerine medya yalanlarıyla yıllarımızı geçirdik! Bu nedenle Türkiye gibi ÖZEL ülkelerde herkes gazete-televizyon patronu olamazdı! Paran da olsa olamazdı! DOLARIN geçmediği ender alanlardan biriydi MEDYA! Sinemayla, diziyle, modayla, MTV ile, albümlerle, kılık-kıyafetle, Bugün Ne Giysem’le, paparazzi flaşlarıyla oyalanırken gerçek fotoğrafı hiç göstermediler!

Okullarda çocuklarımıza PARA öğretilmedi! Paranın nelere kadir olduğu, her kapıyı nasıl açtığı, iktidarların nasıl düşürüldüğü hiç anlatılmadı! Parayla ilişkimiz DOLAR çıkacak mı, EURO fırlayacak mı, borsa çökecek mi çerçevesinde kaldı!

Koca koca profesörler de ekranlardan sadece bunları aktardı! Banker NOTU demek olan BANKNOT’un ne anlama geldiği pas geçildi! Mesela Fransız DEVRİMİ bir MASON ihtilaliydi! SARAYA MAHKUM edilen Museviler BANKER olarak önce Avrupa’ya, ardından dünyaya yayıldı!

Saraya yerleşen Museviler parayı yönetmekle ünlüydü! Dışa açılım gerçekleşince dünya ellerinde oyuncak oldu! Goldschmidt, Oppenheimer, Seligmann gibi çok önemli hanedanlarının kurduğu finans imparatorlukları bu dönemde doğdu.

Bu finans imparatorluklarının en ünlüsü ve kuşkusuz en önemlisi ise Rothschildler’di… Ve bu aileler Osmanlı’yı BORÇ vererek çöktüren ailelerdi! Bunların ortaya çıkmasıyla İMPARATORLUKLAR çöktü! Herkes yeni bir dönemin başladığını düşündü! Elbette yeni bir dönem başlıyordu! Artık SARAYLARDA krallar, kraliçeler oturmuyor, BARONLAR yani bu ailelerin mensupları oturuyordu! Ve oturdukları yerlerin bizim oturduğumuz yerlerle hiçbir ilgisi yoktu!

Bizim saraylarımızı aratmayacak zenginlikte yerlerdi! Merak edenler araştırsın! Waddesdon, Halton, Mentmore, De Haar, Ferrieres ŞATOLARINA baksın! Dünyayı yönetmek için savaşların, krizlerin ölümlerin, felaketlerin arkasında kimlerin olduğunu çok rahat görebilirler!

Ama MEDYA bunların elinde olduğu için göremedik! Film şirketleri bunların parasıyla döndüğü için gerçekle buluşamadık! Rothschild ailesinin ARMASIYLA İngiliz Kraliyet ailesinin ARMASININ neredeyse birebir benzediğini gözden kaçırdık!

Neyse; bizler Hollywood yıldızlarının kimlerle çıktığını, bizim starlarımızın nerede nasıl eğlendiğiyle ilgilenip derin uykuda olmaya devam edelim…

NOT: Bir dostum dün mesaj atıp Lozan’a gayrı resmi bir şekilde katılan HAHAM Haim Nahum’la ilgili ilginç iddialarda bulundu: O, Theodor Herzl’in ekibindendi! Lozan tercümanlarının yemeklerine müshil ve ateş kapsülleri koydu! Adam yokluğu bahanesiyle kendisini tercüman kabul ettirdi. Celselere katıldı. Hem sırların dışarıya sızmasını sağladı, hem de İngiliz himayesinde İsrail’in kurulmasını temin etti. Rıza Nur itiraz etti ama nafile, başkaca dil bilen adam yoktu… Düşünün bakalım! Ya doğruysa

Ergün diler

TEKNİK TAKİP : MİT’ten şok itiraf !

MİT, gazeteci ve yazarları sahte isimlerle dinleme faaliyetinin, yargıyı aldatarak değil, ‘hâkimleri koordine ederek’ yapıldığını kayda geçirdi.

Milli İstihbarat Teşkilatı; Taraf gazetesi yöneticileri ve bazı yazarları ile Prof. Mehmet Altan’ın telefonlarının dinlenmesi için sahte isimlerle mahkeme izni sağlamasına ilişkin olarak “hukuk devleti” adına tartışma yaratacak bir savunma yaptı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan imzasıyla, savcılığın soruşturma izni talebinin reddedilmesi için hazırlanan yazıda, “MİT’in, sahte isimlerle mahkemeleri kandırarak değil, hâkimleri koordine ederek dinlemekararları aldırdığı” belirtildi. Yazıda, “Kod isim uygulamasının (…) mahkemeleri aldatma kastı olmadığı gibi aksine, gizli servis faaliyetlerinin doğası gereği gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik edildiğinin anlaşıldığı, bunların kod isim olduğunun zaten talep yazılarında ve mahkeme kararlarında açıkça belirtildiği, dolayısıyla resmi evrakta sahtecilikten de söz edilemeyeceğinin değerlendirildiği” ifadesi kullanıldı.

Belgenin altında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın MİT Müsteşarlığı’nın talebini kabul ederek “ilgili MİT personeli adına talep edilen soruşturma izninin verilmediğine” ilişkin imzası da yer aldı. Prof. Mehmet Altan’ın avukatı Ergin Cinmen, hem takipsizlik kararına, hem bu karara imza atan hâkimlere, hem de Başbakanlığın soruşturma izni vermeyen kararına karşı başvurular yaptıklarını, davalar açtıklarını söyledi.

T24.com.tr, anayasal güvence altında bulunan “haberleşme özgürlüğü”ne karşı istihbarat teşkilatının yargıyı da kapsayan bir alanda nasıl çalıştığını gösteren ve hukuk devleti adına çok tartışma yaratacak bir belgeyi yayımladı.

2008-2009 yıllarında, o sırada Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Ahmet Altan, Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar, Yayın Koordinatörü Markar Eseyan, yazarlar Amberin Zaman ve Mehmet Baransu ile Prof. Mehmet Altan’ın telefonlarının, sahte isimlerle çıkarılan mahkeme kararları ile dinlendiğinin ortaya çıkması üzerine açılan davada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sorumluluğu görülen MİT elemanları hakkında soruşturma izni talep etti.

Savcılık, “casusluk faaliyeti” takibi yapılıyormuş gibi gazeteciler için sahte isimlerle yapılan başvurularla “yargıyı zan altında bıraktıkları, resmi evrakta sahtecilik yaptıkları, görevlerini kötüye kullandıkları” iddiasıyla MİT görevlileri hakkında soruşturma izni istedi.

Yabancılarla konuşan gazeteciler şüpheli

Soruşturma izni talebinin reddedilmesi doğrultusunda MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘ın imzasıyla mahkemeye gönderilen yazıda, “mahkemelerin yanıltılmadığı, sahte isimlerle dinleme faaliyetinin “gizli servis faaliyetlerinin gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik edildiği” belirtildi.

Yazıda, gazeteciler ile bir gazetenin istihbarat tarafından izlenmesinin gerekçelendirilmesindeki ifadeler de dikkat çekti. Bu bölümde; “Aralarında yabancıların da olduğu bazı gerçek ve tüzel kişilerle çok yoğun ilişkileri bulunan bazı gazeteci-yazarların ve bu gazeteci yazarların yönetiminde söz sahibi oldukları yeni bir basın yayın organının (Taraf) yabancı gizli servislerle temaslarının bulunup bulunmadığının, bilerek veya bilmeyerek yabancı gizli servislerinin amaçlarına hizmet edip etmediklerinin, bu yolla ülke güvenliği açısından risk veya tehdit oluşturup oluşturmadıklarının, varsa örtülü finans kaynaklarının ve devletin bazı gizli bilgi ve belgelerini hangi amaçlarla ve hangi yollardan temin ettiklerinin tespiti ve varsa ülkemiz aleyhine sürdürülen istihbari faaliyetlere karşı koyma görevi, yetkisi ve sorumluluğunun öncelikle bu ülkenin gizli servisine ait” ifadeleri kullanıldı.

MİT’in hâkimlerle koordinasyonu…

İşte Başbakanlık Makamına hitaben kaleme alınan ve Müsteşar Hakan Fidan’ın imzasını taşıyan MİT yazısının dava dosyasına giren tam metni:

T.C

Başbakanlık

Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı

Sayı: 10.2.001.01.000.320.201-572 07.05.2013

Konu: Soruşturma izni.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunun 18/10/2012 tarihli ve 2012/24021 sayılı yazısı ile 2008,2009 ve 2012 yıllarına ait bazı dinleme kararlarına ilişkin talep yazılarını düzenleyen/imzalayan dönemin İstanbul Bölge Başkanı ve diğer görevliler hakkında 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. Maddesi uyarınca soruşturma izni talep edilmektedir.

1. Konuya ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma dosyasının incelenmesinden özetle;

-“2008, 2009 ve 2012 yıllarında İstanbul Bölge Başkanlığı’nca düzenlenen ve MİT Müsteşarı adına imzalanarak İstanbul’daki bazı ağır ceza mahkemelerine sunulan yedi ayrı yazı ile casusluk yaptıklarından bahisle bir kısım yabancı uyruklu kişiler haklarında iletişime müdahale talebinde bulunulduğu ve ilgili mahkemelerden değişik tarihlerde kararların alındığı,

– Yapılan şikâyet üzerine kararlardaki isimlerin sahte olduğu, talepte bulunulan telefonların müşteki-mağdurlar Ahmet Hüsrev Altan, Markar Eseyan, Mehmet Baransu, Yasemin Çongar, Mehmet Hasan Altan, Amberin Zaman, Tuğba Altun, Nesibe Altun ve Züleyha Yusuf’a ait olduğu fakat sahte belge düzenlenerek dinleme kararı verilmesinin sağlandığnın anlaşıldığı,

– Suç tarihlerinde görevli Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Başkanı ve tutanaklarda tespit edilecek parafı, bilgi yazısı olan, Teşkilat görevlilerinin müşteki-mağdurların işledikleri herhangi bir suç olmadığını bildikleri halde, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkemelerin kendilerine dinleme ve izleme izni vermeyeceklerini, bunun kanuna aykırı olduğunu düşündüklerinden, Tuğba Altun, Nesibe Altun ve Züleyha Yusuf haricindeki kişiler için sahte kod adı ürettikleri ve sanki casusluk suçunu takip ediyormuş düşüncesini oluşturdukları, hatta bir kısım müştekiler için iki defa dinleme-uzatma kararı aldıktan sonra aynı numaralara farklı kod adıyla tekrar talepte bulundukları,

– Yapılan eylemin Türk Milleti adına yargılama yapmakta olan kararı veren mahkemeleri de zan altında bıraktığı, zira iş yoğunluğundan bildirilen numaraları inceleyemedikleri ve kuruma olan güvenlerinden dolayı ayrıca işin acil olması sebebiyle ibraz edilen sahte delillere itibar edilerek karar vermek zorunda kaldıkları,

– Söz konusu yazıları düzenleyen kişilerin “resmi evrakta sahtecilik”, “haberleşmenin ve özel yaşamın gizliliğini ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarının her bir kişi ve evrak yönünden ayrı ayrı işlediklerinin anlaşıldığı, iddiasıyla haklarında soruşturma izni istenildiği görülmektedir.

2. Bahse konu soruşma izni talebine ilişkin hususlar MİT Teftiş-Kurulu Başkanlığınca incelenmiş ve 10/01/2013 tarihli ve 32 sayılı inceleme raporu tanzim edilmiştir.

Bahse konu raporda özetle;

– “Savcılık Makamının, makul bir şüphe için yeterli delile ulaştığı – bir an için – kabul edilse dahi, Başbakanlık Makamına gönderdiği yazıda -adeta bir mahkeme hükmü gibi- bu derece net ifadeler kullanmasının, Teşkilatımızın göreve yetkileriyle ilgili mevzuatını oldukça farklı yorumlamaktan ve muhtemelen gizli servis faaliyetlerindeki usul, prensip ve tekniklerini araştıramamış olmaktan kaynaklanabileceğinin değerlendirildiği,

– Suç isnatlarına konu eylem ve işlemlerin açıklanabilmesi ve anlaşılabilmesi için öncelikle ilgili mevzuatın hatırlatılmasında yarar görüldüğü, “Devlet istihbaratının istihsali ve kullanılması ile MİT’in kuruluş, görev ve faaliyetlerine ait esas ve usulleri düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan 2937 sayılı Kanunun 4. Maddesinde MİT’in sadece “mevcut” faaliyetler hakkında değil, “muhtemel” faaliyetler hakkında da milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesi”nde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı gibi makamların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü kılındığı, aynı maddenin ikinci fıkrasında “MİT’in birimlerinin görev ve sorumluluklarının Başbakanca onaylanacak bir yönetmelikte gösterileceğinin” belirtildiği,

– 2937 sayılı Kanunun 5. Maddesiyle istisnasız tüm bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına “Devlet istihbaratının oluşumuna katık sağlama ve istihbarata karşı koyma “ görevi verildiği, “MİT mensuplarına hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında her türlü yardım ve kolaylığı gösterme” yükümlülüğü getirildiği,

– MİT’in yetkilerinin ise 2937 sayılı Kanunun 6. Maddesinde belirtildiği, anılan madde uyarınca yürütülecek iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması işlemlerini 5271 sayılı ceza muhakemesi kanununun (CMK) 135. Maddesi uyarınca yürütülen işlemlerden ayıran en önemli fark CMK’da “ bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma”, “suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe” ve “başka yolla delil elde edilmesi imkanı bulunmaması” koşularının birlikte varlığı aranırken, 2937 sayılı konunda “suç” , “delil” ve “soruşturma/kovuşturma” gibi ceza yargılamasına ilişkin kavramlara hiç değinilmemesi ve 4. Maddede sayılan görevlerin yerine getirilmesi amacının bu tedbirlerin uygulanabilmesi için yeterli görülmesi olduğu,

– Bu farkın, MİT’in polis ve jandarma gibi genel bir kolluk kuvveti değil, gizli servis olmasından kaynaklığı, nitekim bu yetkinin, gecikmesinde sakınca bulunulan hallerde Cumhuriyet Savcısının değil- yine görevin kendisine has özelliklerinden kaynaklanan nedenlerle MİT Müsteşarı ve yardımcısının emriyle dahi uygulanabildiği,

– Savcılık Makamının suç isnatlarına konu olan belgelerin düzenlendiği 2008 ve 2009 yıllarında yürürlükte olanlar da dahil olmak üzere MİT’in Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinde, MİT’in göreviyle ilgili konularda, görev özelliklerinden kaynaklanan nedenlerle, tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kamu hizmeti veren kuruluşlarla doğrudan ilişkin kurma ve –alışılagelmiş sıradan yöntemler dışında- faaliyetin özelliğine uygun koordinasyon yöntemlerini uygulama konusunda yetkilendirildiği, gizli servis faaliyetlerinin –doğası gereği- gizli yürütülmesi zorunlu olduğundan, bu hususun da yönetmelikte “görevle ilgili çalışmalarda gizli faaliyet usul, prensip ve tekniklerinin kullanılabileceği” şeklinde hükme bağlandığı, bir kuruluşun, kişinin dökümanın ya da çalışmanın ilgisi olmayanlardan saklılığı olarak tanımlanabilecek olan gizliliğin sağlanmasına yönelik usullerden birinin de “ kod isim” uygulaması olduğunun bilindiği,

– Aralarında yabancıların da olduğu bazı gerçek ve tüzel kişilerle çok yoğun ilişkileri bulunan bazı gazeteci-yazarların ve bu gazeteci yazarların yönetiminde söz sahibi oldukları yeni bir basın yayın organının yabancı gizli servislerle temaslarının bulunup bulunmadığının bilerek veya bilmeyerek, yabancı gizli servislerinin amaçlarına hizmet edip etmediklerinin, bu yolla ülke güvenliği açısından risk veya tehdit oluşturup oluşturmadıklarının, varsa örtülü finans kaynaklarının ve devletin bazı gizli bilgi ve belgelerini hangi amaçlarla ve hangi yollardan temin ettiklerinin tespiti ve varsa ülkemiz aleyhine sürdürülen istihbari faaliyetlere karşı koyma görevi, yetkisi ve sorumluluğunun öncelikle bu ülkenin gizli servisine ait olduğu,

– Diğer taraftan 2937 sayılı Kanunun 6. Maddesi uyarınca yürütülecek iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması tedbirlerinin uygulanabilmesi için “4. Maddede sayılan görevlerin yerine getirilmesi amacı”nın ve “ciddi bir tehlikenin varlığı”nın yeterli olması gerçeği karşısında, Savcılık Makamının soruşturma iznine ilişkin yazısındaki ifadelerle “mağdurların işlediklerin herhangi bir suç olmadığını bildikleri halde”, “ibraz edilen sahte deliller” ve “sanki casusluk suçunu takip ediyormuş düşüncesini oluşturmuşlardır” şeklindeki değerlendirmelerin anlamını yitirdiği,

– Savcılık Makamının sahte kod isimler üretildiğini, mahkemelerin sahte belgelerle aldatıldığını, sahtecilik nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatının toplumsal imajında olumsuz etkiler meydana geldiğini ileri sürmesinin temel dayanağını, mahkemelere sunulan talep yazılarındaki kod isimlerin oluşturduğunun anlaşıldığı,

– Kod isim uygulamasının, Başbakan imzasıyla yürürlüğe giren MİT’in kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Yönetmeliğinin ilgili maddelerinde ifadesini bulan “görevle ilgili çalışmalarda gizli faaliyet usul, prensip ve tekniklerin kullanılabileceği” hükmüne dayandığı, mahkemeleri aldatma kastı olmadığı gibi aksine, gizli servi faaliyetlerinin – doğası gereği- gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hakimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik edildiğinin anlaşıldığı, bunların kod isim olduğunun zaten talep yazılarında ve mahkeme kararlarında açıkça belirtildiği, dolayısıyla resmi evrakta sahtecilikten de söz edilemeyeceğinin değerlendirildiği,

– İstanbul Bölge Başkanlığının 24/01/2012 tarihli ve 1046 sayılı talep yazısında ise Savcılık makamı tarafından iddia edilenin aksine, “malik Hussein Feyda” veya başka bir kod isminin herhangi bir şekilde kullanılmadığı,

– Sonuç olarak İstanbul Bölge Başkanlığının Ekim 2008 ayında başlayıp Aralık 2009 ayında son verilen söz konusu tedbirlere ilişkin talep yazıları ile 24/01/2012 tarihli ve 1046 sayılı talep yazısının, 2937 sayılı kanunda sayılan görevler ve yetkiler çerçevesinde hazırlanıp kullanıldığının değerlendirildiği, bu nedenle gerek görevi kötüye kullanmaktan, gerek resmi evrakta sahtekarlıktan ve gerekse özel yaşam alanının ve haberleşme özgürlüğünün ihlalinden söz edilemeyeceğinin değerlendirildiği,

– Yukarıdaki açıklamalar ve ilgili mevzuat muvacehesinde, MİT Müsteşarı tarafından imzalanarak İstanbul’daki bazı ağı ceza mahkemelerine sunulan İstanbul Bölge Başkanlığının bahse konu talep yazılarının 2937 sayılı kanunun 4. Maddesinde sayılan görevler ve aynı kanunun 6. Maddesinde yer alan yetkiler ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde hazırlandığının değerlendirildiği, bu nedenle söz konusu talep yazılarını düzenleyen ve imzalayan MİT görevlileri hakkında 2937 sayılı Kanununa 26. Maddesi uyarınca soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönündeki görüşün Başbakanlık Makamının takdirlerine sunulmasının uygun mütalaa edildiği hususları yer almaktadır.

3. Bu çerçevede, bahse konu soruşturma izni istemi ve ekleri, konuya ilişkin olarak MİT Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca tanzim olunan inceleme raporunda ve ilgili mevzuatta yer alan hususlar doğrultusunda değerlendirildiğinde; yapılan işlemler teşkilat görev ve yetkileri kapsamında, yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun şekilde yapılmış olmakla, “resmi evrakta sahtecilik”, “haberleşmenin ve özel yaşamın gizliliğini ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” isnatlarında bulunmasının hukuka uygun olmaması karşısında, faaliyetlerini 2937 sayılı kanunla kendilerine verilen görev ve yetkililer kapsamında ilgili mevzuata uygun olarak yerine getiren mensuplarımız hakkında soruşturma izni verilmemesinin uygun olacağı mütalaa edilmektedir.

4. Mezkur soruşturma iznine konu müsteşarlığımız görevlileri hakkında 2937 sayılı konunun 26. Maddesi gereğince soruşturma izni verilip verilmemesi hususunu takdir ve tensiplerine arz ederim.

Dr. Hakan Fidan

Müsteşar

TEKNİK TAKİP : MİT skandalına HSYK el attı

HSYK ‘koordine hâkim’ iddialarıyla ilgili inceleme başlattı. HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, "Mahkemeye kod isim gönderilmez" diye konuştu.

DENİZ ZEYREK – Radikal – MİT’in Ekim 2008’den Aralık 2009’a kadar Taraf gazetesi yazarlarını başka isimlerle dinlemesi ve bu eylemi savunurken "gizli servsi faaliyetlerinin – doğası gereği- gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik ettik" değerlendirmesini yapmasına hâkim ve savcıların üst kuruluşu HSYK’dan itiraz geldi. HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, "MİT de olsa mahkemeden bilgi saklayamaz. Gerçek isimler saklanıp mahkemeye doğrudan kod isim gönderilmesi olmaz" değerlendirmesini yaptı. HSYK, söz konusu olayla ilgili inceleme başlatırken, MİT’in söz konusu isimleri mahkemeye bildirmeden, doğrudan kod isimlerle dinleme izni aldığı öğrenildi.

MİT’in ‘kod isim’ savunması

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İstanbul Bölge Başkanlığı’nda çalışan görevliler ile ilgili soruşturma izni verilmemesini istediği yazısında, en çok şu bölüm dikkati çekti: "Savcılık makamının sahte kod isimler üretildiğini, mahkemelerin sahte belgelerle aldatıldığını, sahtecilik nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı’nın toplumsal imajında olumsuz etkiler meydana geldiğini ileri sürmesinin temel dayanağını, mahkemelere sunulan talep yazılarındaki kod isimlerin oluşturduğunun anlaşıldığı, kod isim uygulamasının, Başbakan imzasıyla yürürlüğe giren MİT’in kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Yönetmeliğinin ilgili maddelerinde ifadesini bulan ‘görevle ilgili çalışmalarda gizli faaliyet usul, prensip ve tekniklerin kullanılabileceği’ hükmüne dayandığı, mahkemeleri aldatma kastı olmadığı gibi aksine, gizli servi faaliyetlerinin –doğası gereği- gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hakimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik edildiğinin anlaşıldığı, bunların kod isim olduğunun zaten talep yazılarında ve mahkeme kararlarında açıkça belirtildiği, dolayısıyla resmi evrakta sahtecilikten de söz edilemeyeceğinin değerlendirildiği…"

Mevzuata göre numara ve isim örtüşmeli

İletişimin tespiti konusundaki mevzuat, dinleme işleminin her durumunda mahkemelerin izni ile yapılacağı hükmünü içeriyor. Bu da (acil durumlarda MİT Müsteşarı’nın bir gün geçerli olacak onayı dışında) her iletişimin tespiti/dinleme kararının hâkim imzası ile alınabileceği anlamına geliyor. Haliyle, iletişimin tespiti/dinleme faaliyetlerini tek elde toplayan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) mahkeme kararı olmaksızın hiçbir kuruma hizmet vermiyor. TİB’in ikincil mevzuatında ve uygulamalarında bir dinleme talebinde olması gerekenler de çok net bir şekilde belirtiliyor. Dinlenen şahısların isimleri ve atılı suçlamalara ilişkin ceza maddeleri de bu detaylar arasında yer alıyor. Mevzuat gereği, mahkeme başkanlarının telefon ya da IMEI numaralarının söz konusu isimler tarafından kullanıldığının araştırılmasını istemesi de gerekiyor. Ancak birçok mahkeme gelen talepleri doğrudan imzaladığından bazen yargıçlar, kendi telefonlarının dinlenmesine ilişkin kararları bile onaylayabiliyor (Böyle bir olay İzmir ‘de yaşandı.)

"İsimler saklanamaz"

Mevzuat bu kadar açıkken, MİT’in mahkemeden gerçek isimleri saklaması imkânsız. Bu bilgiyi dün konuştuğum HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur da doğruladı. Olay kendilerinden önce olduğu için konunun detaylarını bilmediğinin altını çizen Okur şöyle konuştu: "Dosyayı bilmemiz lazım. Kararı kim verdi, neye dayandırdı? Bu nedenle konunun incelenmesini istedim. O isimleri mahkemeye bildirdiler de mahkeme mi kod isimlerle kapattı, yoksa kod isimlerle doğrudan mı gönderdiler? Bunlar önemli detaylar. MİT de olsa mahkemeden isim saklanamaz. O nedenle doğrudan kod isimlerin gönderildiğine dair ihtimalin olmaması lazım. Bunların tespitinden sonra daha sağlıklı değerlendirme yapabiliriz…"

TEKNİK TAKİP : Başbakan, MİT Müsteşarı, yargıçlar ve telefonları dinlenen gazetecile r…

MİT, Taraf yazarları ve yöneticileri ile Mehmet Altan’ı sahte isimlerle dinlemeye alır. Olay ortaya çıkınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT elemanları hakkında soruşturma izni talep eder. Gerekçe, ‘sahte isimle yapılan başvurularla yargının zan altında bırakılması, resmi evrakta sahtecilik yapılması ve görevin kötüye kullanılması’dır.

Savcılığın soruşturma izni talebinin reddi istenen MİT yazısında, “MİT, sahte isimlerle mahkemeleri kandırarak değil, hâkimleri koordine ederek dinleme kararları çıkartmıştır" denir. Ve Başbakan soruşturma izni vermez. MİT hâkimleri koordine ediyor, peki kuvvetler ayrılığı nerede? "Türkiye’nin Watergate’i" soruşturulmuyor, hukuk devleti nerede?

Bu memleketin ‘adalet’le sınavı hiç bitmiyor, bitecek gibi de gözükmüyor.

Yargı konusunda vicdanlar sürekli kanama halinde.

Mahkemelerden adalet bekleyenlerin hayal kırıklıkları tükenmiyor, tükenecek gibi de değil.

Ne yazık ki öyle.

Bu köşede dün vicdan azabı çekerek yazdığım bir yazı yer aldı. “12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın vücudundan çıkan 13 kurşun” başlığını taşıyan bu yazı, yargıdaki bozuk düzen ile ilgiliydi.

T24’ün bürosunda bu yazımı yazarken, yine bu ülkede ‘hukuk’un en üst düzeyde nasıl boşlanabileceğini gösteren bir haber geldi.

Bu kez işin içinde yalnız yargı yoktu. Yargıyla birlikte devlet de vardı.

Hükümet de vardı.

İstihbarat örgütü de vardı.

Hatta Başbakan da vardı.

Daha vahimi, bunların arasındaki ‘işbirliği’nin varlığıydı.

Böyle bir işbirliğinin, eğer hukuk devleti diyorsak, hukukun üstünlüğü diyorsak, kuvvetler ayrılığı diyorsak olmaması gerekiyordu.

Böyle bir işbirliği, demokrasileri demokrasi yapan bütün bu temel ilkelere aykırıydı çünkü…

Sahte isimle dinleme için hâkimleri koordine etmek!

Fazla uzattın Hasan Cemal!

Anlatayım.

Kısa adı MİT olan Milli İstihbarat Teşkilatı, Mehmet Altan dışında çoğunluğu Taraf’tan olan yazarın telefonlarını gizlice dinlemeye karar verir. Ama bu yazarlar gerçek değil, sahte isimlerle dinlemeye alınacaktır.

2008 ve 2009’daki dinleme sürecinde Ahmet Altan için Caşit ve Hossain Seyfullah, Yasemin Çongar için Elizabeth ve Arashi Quarzad, Amberin Zaman için Demi ve Quaramaddin Fatimi, Mehmet Altan için Pastör ve Quaramaddin Fatimi gibi sahte isimler kullanılır.

MİT tarafından sahte isimle dinlenenler arasında gazete yazarlarından Mehmet Baransu’yla Yayın Koordinatörü Markar Esayan da vardır.

Bu dinleme olayı 2012’de Mehmet Baransu’nun haberiyle Taraf’ta patlar. Dinlemenin ‘sahte isimler’le çıkarılan mahkeme kararına dayandığının ortaya çıkması üzerine suç duyurusu yapılır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı MİT elemanları hakkında soruşturma izni talep eder. Gerekçe olarak, sahte isimle yapılan başvurularla yargının zan altında bırakılması, resmi evrakta sahtecilik yapılması ve görevin kötüye kullanılması gösterilir.

MİT, Müsteşar Hakan Fidan imzasıyla gönderdiği bir yazıyla savcılığın soruşturma izni talebinin reddini isterken, “MİT, sahte isimlerle mahkemeleri kandırarak değil, hâkimleri koordine ederek dinleme kararları çıkartmıştır" diye özetlenebilecek şu gerekçeyi dile getirir:

"Kod isim uygulamasının, Başbakan imzasıyla yürürlüğe giren MİT’in Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Yönetmeliğinin ilgili maddelerinde ifadesini bulan ‘görevle ilgili çalışmalarda gizli faaliyet usul, prensip ve tekniklerin kullanılabileceği’ hükmüne dayandığı, mahkemeleri aldatma kastı olmadığı gibi aksine, gizli servis faaliyetlerinin -doğası gereği- gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik edildiğinin anlaşıldığı, bunların kod isim olduğunun zaten talep yazılarında ve mahkeme kararlarında açıkça belirtildiği, dolayısıyla resmi evrakta sahtecilikten de söz edilemeyeceğinin değerlendirildiği…"

Türkiye’nin Watergate’i soruşturulmuyor, hukuk nerede?

Dava dosyasına da giren MİT’in yazısında bir başka nokta Başbakan Erdoğan‘la ilgilidir.

Özeti şudur:

Başbakan Erdoğan, MİT Müsteşarlığı’nın talebini kabul etmiş, yani MİT personeline ilişkin savcılık soruşturmasına izin vermemiş ve bunu kendi imzasıyla bildirmiştir.

Şimdi bir kez daha sorabilirsiniz:

Hukuk devleti bunun neresinde?

Kuvvetler ayrılığı bunun neresinde?

MİT, hâkimleri koordine ediyor.

Savcılık soruşturma istiyor MİT personeli hakkında.

Başbakan ise soruşturma izni vermiyor.

Ve avukat Ergin Cinmen, bu dinleme faaliyetinin ‘hâkimlerin koordine edilerek’ yapıldığına dair MİT yazısı ve bu dava dosyası için “Türkiye’nin Watergate’idir” diyor.

Sahte isimle dinlenen yazarlar arasındaki Mehmet Altan’ın avukatı olan Ergin Cinmen’in değerlendirmesi şöyle:

“Burada çok önemli olan bir asli sorun daha var. Sahte isimlerle yapılan dinleme işi bittikten sonra siz bunu yıllarca öğrenemeyeceksiniz.

Normal mevzuatta dinlenen kişiyle ilgili olarak dava açılmadığında, size bildirim yapılması ve bu bildirim eşliğinde yapılan o dinleme kayıtlarının imha edilmesi gerekir.

Fakat yasanın bu açık hükmüne rağmen sahte isimle yapılan bu dinlemede dinlenen gerçek kişiler hiçbir zaman haberdar olamayacaklar.

Biz, soruşturma izni verilmemesi kararı üzerine Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz ettik. Ağır Ceza Mahkemesi de takipsizlik kararını onaylayınca, bireysel başvuru için Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Şu anda o başvurumuz Anayasa Mahkemesi’nde bekliyor.

Ayrıca, Başbakanlık yönetmeliğine dayanarak soruşturmaya izin vermeme kararının iptali için Başbakanlığa karşı idari yargıda dava açtık.

Üçüncü olarak, MİT’e karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açtık.

Dördüncü olarak, yargıçların bu kararları nedeniyle, bu tür davalarda birinci derece mahkemesi olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nde ‘devletin sorumluluğu’ çerçevesinde bir dava daha açtık.

Bunların dışında hâkimlerle ilgili olarak disiplin soruşturması için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) başvurduk, bekliyoruz.

Bu olay Türkiye’nin Watergate’idir.

Son söz:

Hukuk devleti acaba bu memleketin kapısını ne zaman çalacak?

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: