Günlük arşivler: Kasım 23, 2013

KÜRT SORUNU : Emekçilerden, Erdoğan-Barzani buluşmasına tepki

Diyarbakır’da gerçekleşen Erdoğan-Barzani buluşmasına emek cephesinden de tepki geldi. Birleşik Kamu-iş Konfederasyonuna bağlı enerji-iş, Diyarbakır buluşmasının Büyük Ortadoğu projesi kapsamında gerçekleştiğini belirtti. Sendika Genel Başkanı Volkan Türkyılmaz, "enerji emekçileri olarak ulusal kimliğimize dönük her türlü saldırıya karşı koyacağız" dedi.

Birleşik Kamu İş’e bağlı Enerji İş, Diyarbakır’da gerçekleşen Tayyip Erdoğan- Mesut Barzani buluşmasına işte bu sözlerle tepki gösterdi.

Sendikanın Genel Başkanı Volkan Türkyılmaz, verilen görüntü Büyük Ortadoğu Projesi nikahıdır dedi.

Buluşmada Kürdistan adının özellikle seçildiğine dikkat çeken Türkyılmaz, Kürdistan adı kurulan tuzağa Kürt yurttaşlarımızı düşürmek amacıyla seçilmiştir dedi.

Türkyılmaz, Barzanistan projesini asla kabul etmeyeceklerini de sözlerine ekledi.

ulusalkanal.com.tr

VİDEO LİNK :

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=sQlEZ7n8hp8

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// MEHMET EMİN KOÇ : Kürt, Türk herkesin bilmesi gereken gerçek

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Arap Baharı eksenli çevremizdeki işgal ve mezalimlerin yanısıra, ülkemizdeki “demokratik açılım ve barış” sürecinin semeresi, bölgesel Kürdistanların çoğalması, İslam ülkelerinin kardeş kavgaları ve iç savaşlarla bölünmesi oldu.

Amerika-İngiliz ve İsrail’in ektiği ve bahçıvanlığını yaptığı Haçlı tohumlarının meyveleri bunlar… Bu Haçlı tohum ve ağaçlarının mahsulu, İslam meyvesi olmaz, helal lokma olmaz; olsa olsa Ebucehil karpuzu olur.

Kürt kardeşlerimiz başta olmak üzere bu coğrafyadaki tüm Müslümanlar bu gerçeği böyle görmeli, böyle bir harama asla tenezzül etmemelidir.

Bu Haçlı ağacının Ebucehil karpuzlarına ağzı sulanmış görünen BOP eşbaşkanı Başbakan R. T. Erdoğan, Barzani, Apo ve bir kısım Güneydoğulu kardeşlerimiz de, bu gerçeği böyle idrak etmelidir.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den alınacak topraklarla kurulacak Kürdistan da aslında nihai gaye değildir. Nihai hedef, Büyük İsrail’dir. Kürt kardeşlerimiz, Atatürk döneminde bozulan İngiliz oyununun, bugün İsrail eliyle yürütülen ikinci perdesine kanmamalılar” diyerek, hem tarihi bir tespit, hem de tarihi bir çağrı yapmıştır.

Nitekim Irak işgaliyle birlikte Barzani riyasetinde Kuzey Irak Kürdistan’ı boy verdi. Suriye’de başlatılan muhalif fitne ve dıştan taşıma teröristlerin mezalimleriyle, PYD önderliğinde Rajova Kürdistan’ı bayrak açtı. Amerika’nın eş başkanlığını sürdüren AKP hükümetinin öncülüğündeki demokratik açılım ve Apo-PKK ile danışıklı barış süreci ile de, Diyarbakır merkezli Türkiye Kürdistanı’nın taşları döşeniyor.

Erdoğan, Barzani, Apo ve sözcüleri, gerçekten bu coğrafyada Kürtler başta olmak üzere tüm Müslümanların haklarını, emek ve geleceklerini gerçekten dava ediyor olsalardı; kendi idare ve inisiyatif alanlarında ilk atmaları gereken adım, buralardaki petrole, madenlere, altına, bora, titanyuma ve doğalgaz yataklarına çöreklenmiş olan Amerikan, İngiliz ve İsrail şirketlerini def etmek olmalıydı.

Erdoğan hükümeti, Türkiye’nin 7’de 4’ünü ecnebilere ya kiraya verdi, ya sattı, satıyor. Barzani, Kuzey Irak havzasındaki petrol ve doğalgaz havzalarını Irak Merkezi yönetimden kopartarak Amerikan, İngiliz ve İsrail şirketleriyle kırışıyor. Apo ve PKK, Güneydoğu’muzda yıllardan beri Türk askeri ve emniyetinin yanısıra yöre halkını hedef alırken; Diyarbakır, Adıyaman, Batman, Mardin dağlarında günde şu kadar milyon varil petrol çeken Amerikan-İngiliz petrol şirketlerine veya Hakkari’de titanyum madenine çöreklenen İsrail firmalarına kış bile demediler, demiyorlar.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (PİGM), ülkemizdeki ham petrol rezervlerinin yüzde 99.55’inin Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunduğunu açıklamaktadır. Bu rezervlerin büyük kısmının yabancı ve yabancı ortaklı şirketler tarafından değerlendirildiği göz önüne alınırsa; Kürt kardeşlerimize hak ve müreffeh bir gelecek temin etme davasında Erdoğan’ın da, Barzani’nin de, Apo ve PKK’nın da sınıfta kaldıkları görülecektir, görülmelidir.

Bunlar, bilerek veya bilmeyerek, kendi koltuk ve ikballeri uğruna Kürt, Türk, Arap tüm Müslümanların topraklarındaki ve önlerindeki nimetleri ve hazır ekmeği çekip alarak Amerikan, İngiliz ve İsrail çanağına doğrayan yamaklardır… Kürt kardeşlerimiz başta olmak üzere Türk milleti bu gerçeği görürse, oyun bozulur.

Hayati bir gerçek de şudur: Güneydoğumuz başta olmak üzere ülkemizde ve bölgemizdeki Kürt, Türk, Arap, Acem vs. tüm insanların hak, emek ve geleceklerini Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet projeleriyle teminat altına alacak olan tek lider vardır; o da Prof. Dr. Haydar Baş’tır. O halde Kürt, Türk herkesin sahibi ve hamisi odur.

Prof. Dr. Baş, Topraklarımız ve madenlerimize çöreklenmiş yabancıları Milli Ekonomi Modeli ile evrensel hukuka uygun olarak “Geri dön marşa marş” diyerek def ederken; maden ve kaynaklarımızı devlet-millet ortaklığıyla işleterek en helal rızık yolları açmaktadır. Dahası, kadın-erken her vatan evladına “vatandaşlık” ve “ev hanımı maaşı” bağlayarak sosyal adaleti temin etmekte, gelir dağılımında adaleti sağlamaktadır. Rusya başta olmak üzere 150’yi aşkın devlet, Prof. Dr. Baş’ın modeliyle şahlanmıştır.

Prof. Dr. Baş, yabancıların da ekonomilerini, kendi kaynak ve kendi şartlarında batmaktan kurtarıp yükseltecek ekonomi modeline sahip olduğu için, ülkemizde ve bölgemizde ekonomik bağımsızlık ve barış adımları atmak için savaş gerekmeyecektir. Bilakis ülkelerine dönen işgalci güler de barış için can atacaklardır. Zira bugün Amerikan, Alman, İngiliz ve AB üyesi devletlerin siyasetçileri ve iktisatçıları da Prof. Dr. Baş’ı izlemekte, Baş’ın modelinin bazı esaslarını kendi şartlarına uyarlamak istemektedirler. Nitekim İsviçre bile “her yetişkine aylık 2500 İsviçre Frangı (5500-5600 lira) karşılıksız vatandaşlık maaşı verilmesi” için referandum hazırlığı içindedir.

Kürt kardeşlerimiz başta olmak üzere yüce Türk milletinin kıymetli evlatları, kendilerinin gerçek sahip ve liderlerinin ecnebilerin çanağına ekmek doğrayan Erdoğan, Barzani, Apo ve PKK olmadığını; bilakis Prof. Dr. Baş olduğunu idrak ederlerse, bölünme oyunu da biter, ülkemiz de, bölgemiz de, dünya da huzur bulur. Kürt, Türk herkesin bilmesi gereken asıl gerçek budur… Gerisi ateşle imtihan!

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// EMEKLİ DONANMA KOMUTANI NUSRET GÜNER : “Oyunun adı : BOP”

Türk Ordusuna yapılan saldırılara tepki olarak istifa eden Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner, Ulusal Kanal canlı yayınında deneyimli gazeteci Sabahattin Önkibar’ın sorularını yanıtladı. Güner, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin neden hedef alındığını anlattı.

Amerikan’ın, Büyük Ortadoğu Projesi’ni sistemli olarak ilerlettiğini belirten Güner, "ilk hedef bölgeyi şekillendirmekti" dedi.

ABD ve BOP Eş Başkanlığının, bu resme hayat vermek için ilk hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri oldu.

Güner, TSK’ya karşı düzenelenen tertibe sessiz kalan meclisteki muhalefeti de sert sözlerle eleştirdi.

"Orduna güvenmiyorsan, kendine hiç güvenmeyeceksin" diyen Güner, Genelkurmay Başkanlığı’nın personeline sahip çıkmadığını söyledi.

ulusalkanal.com.tr

VİDEO LİNK :

ALMANYA : Alman istihbarat muhbiri NSU’ya yardım etmiş

Federal Anayasayı Koruma İstihbarat Teşkilatı için çalışan bir muhbir, NSU teröristlerine yeraltına gizlenebilmeleri için yardım etmiş.

NSU davasında tanık olarak dinlenen aşırı sağcı Andre K., Thüringen Anayasayı Koruma İstihbarat Teşkilatına çalışan muhbir Tino Brandt’ın, Beate Zschaepe, Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos için sahte pasaport temin ettiğini söyledi.

Brandt’ın bir adama sahte pasaportları yaptırdığını ifade eden Andre K., bu adamın pasaportları getirdiğini, ancak pasaportlarda hiçbir kayıt bulunmadığını belirtti. Daha sonra bu pasaportlar Brandt’ın arabasından kaybolmuş.

Tanık Andre K., Brandt’ın arabasını vererek kendisini de Berlin’deki NPD’li Frank Schwerdt’e gönderdiğini, NSU üyelerinin ülke dışına çıkarılması konusunda duyduğu endişeleri Schwerdt’e bildirdiğini kaydetti. Andre K., Schwerdt’e üçlünün yurtdışına çıkarılabilmesi için gerekli ilişkileri kurup kuramayacağını sormuş.

İSTİHBARAT MUHBİRİ PARTİNİN ÜST DÜZEYİNDE

NSU davasında Perşembe günü ifade veren bu tanığın ortaya koyduğu bilgiler, istihbarat muhbirinin Mundlos, Böhnhardt ve Zschaepe’ye yardım ettiği yönündeki kanaati güçlendirdi. Muhbir Brandt, 1994 ile 2001 yılları arasında Thüringen istihbaratı için çalıştı ve ücret olarak toplam 200 bin DM aldı. 2000 ile 2001 yılları arasında ırkçı parti NPD’nin Thüringen Eyalet Başkan yardımcılığı görevini de üstlenen muhbir, ‘Thüringen Vatanı Koruma’ adlı ırkçı grubu da oluşturmuştu.

Brandt hakkında Temmuz ayındaki mahkeme oturumunda Federal Kriminel Dairesi memurlarından biri de bilgi verdi. Zschaepe ile birlikte yargılananlardan Holger G. ifadesinde Brandt’ın, Mundlos, Böhnhardt ve Zschaepe’nin daha fazla şiddete yönlenmelerini sağladığını bildirmişti. Muhbir Brandt, NSU davasında bu yıl sonuna kadar ifade verecek.

KIBRIS RUM KESİMİ : Rum İstihbarat Teşkilatı’na iletişim teçhizatları

Rum Yönetimi’nin, Rum İstihbarat Teşkilatı’nın(KİP), çağdaş iletişim teçhizatları temin edilmesine ilişkin talebini onayladığı belirtildi.

Politis gazetesi, Rum Bakanlar Kurulu’nun, kamu ekonomisindeki sıkıntıya karşın KİP’in, 255 bin Euro değerinde iletişim teçhizatı alınması talebini onayladığını yazdı.

Gazete söz konusu benzer teçhizatların en son 2002 yılında, Glafkos Klerides döneminde alındığına da dikkati çekti.

Habere göre Rum Bakanlar Kurulu’nun onayının ardından KİP’in, büyük bir ihtimal İsrail’den olan imalat şirketi ile müzakerelere başlaması bekleniyor.

SURİYE DOSYASI : Türkiye’deki ABD üsleri hedef olacak

İstihbarat birimleri Suriye’ye yönelik bir harekât durumunda Filistin Halk Kurtuluş Cephesi örgütünün Türkiye ve Irak’taki bazı ABD üslerini hedef alan eylem planladığı bilgisine ulaştı

Suriye’de yaşanan iç çatışmalar devam ederken, ülkenin kuzey bölgelerinde faaliyet gösteren radikal İslami terör örgütlerinin Türkiye’yi hedef alması konusunda yeni gelişmeler yaşandığı ortaya çıktı. Özellikle El Kaide bağlantılı terör örgütlerinin Türkiye’ye yönelik açıklamaları ve faaliyetlerine yönelik istihbarat birimleri yoğun çalışmalar yürütürken, geçen ağustosta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta önemli bir temas gerçekleştirildiği belirlendi.

Beyrut’ta önemli temas

İstihbarat birimlerinin tespitlerine göre, ağustos ayının son günlerinde Şam yönetimi yanlısı olarak değerlendirilen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık örgütünün iki üst yöneticisi Beyrut’ta gizli bir ziyaret gerçekleştirdi. Örgütün Lübnan’daki kamplarının sorumlusu olarak bilinen Ebu Ömereyn kod adlı Ramiz Mustafa ile örgütün güvenlik sorumlusu Ebu Ahmed, Murabitun Hareketi’nin lideri Mustafa Hamdan’la bir araya geldi. Lübnan’daki “8 Mart İttifakı” içinde yeralan Sunni grup Murabitun’un Beyrut’taki genel merkezinde gerçekleşen görüşmeyle ilgili çalışmalar yapan istihbarat birimleri önemli bilgilere ulaştı.

Büyük eylem için anlaştılar

ABD Gizli Haberalma Teşkilatı CIA’nın da içinde yer aldığı istihbarat birimlerinin tespitlerinden oluşan bilgiler, Emniyet Genel Müdürlüğü’nce ekim ayında il emniyet müdürlüklerine bildirildi. Özel bir gizli yazıyla bildirilen gelişmeye göre, Suriye’ye yönelik uluslararası bir harekâtın başlaması halinde Filistin halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık örgütünün silahlı militanlarınca ABD ile Türkiye’nin yanısıra Ürdün, İsrail ve diğer Batılı müttefikler de hedef alındı. Görüşmede, bu hedeflere yönelik büyük eylemlerin gerçekleştirilmesinde görüş birliğine varıldı.

Güvenlik önlemleri artırıldı

Resmi yazıda, örgütün söz konusu hedeflere yönelik eylem hazırlıklarını tamamladığı bilgisi yer alırken, ayrıca Türkiye’nın yanı sıra Irak’ta da ABD hedeflerine saldırmak üzere planlamalar yapıldığı, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile Türkiye’deki ABD üsleri ile radar tesislerinin de örgütün hedefi olduğu açıklandı. Ayrıca hedefler arasında, Türkiye’ye zaman zaman ziyaretlerde bulunan Hamas yöneticilerinin de bulunduğu ifade edilen yazının il emniyet müdürlüklerine ulaşmasının ardından güvenlik önlemlerini artırdı.

TEKNİK TAKİP : ‘Hâkim talep yazısıyla işlem yapar’

MİT’in ‘koordine hâkim’ iddiasını kararda imzası bulunan Hâkim Metin Özçelik yalanladı. Özçelik, "Hâkim talep yazısıyla işlem yapar" diye konuştu.

MİT’in Taraf gazetesi yazarları ve Prof. Dr. Mehmet Altan’ı hâkimlerle koordinasyon çerçevesinde dinledikleri yönündeki açıklaması, kararda imzası olan hâkimlerden Metin Özçelik tarafından yalanlandı. Öte yandan kararda imzası olan Hâkim Oktay Acar’ın ise 4 Kasım 2009 tarihli MİT’le ilgili kararından üç gün sonra, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nin Hanefi Avcı’yı sahte isimle takibe almasına da imza attığı ortaya çıktı.

Telefon dinleme davasına savunma gönderen MİT, mahkemeleri aldatarak değil gizli servis faaliyetlerinin gizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde sahte isimlerle dinlediğini belirtmişti. Kararda imzası olanlardan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Metin Özçelik, Radikal’e yaptığı açıklamada MİT’le koordinasyon kurduğu iddiasının asılsız olduğunu ifade etti. Özçelik, şunları söyledi: “Sadece MİT değil, emniyet ve jandarmanın da talep yazılarında, o ana kadarki çalışmalarıyla tespit ettikleri kadarıyla kod isim söylenir, biz de bununla ilgili karar veririz.

Her üç kurumun da kod isim dışında gerçek isimleri bilmediği kabul edilir. Biliyorsa yazmak zorunda. ‘Kod isim bu, gerçek isim budur’ der. Evraka sadece kod isim yazılıysa bu o kurumun o anki bilgilere göre kod ismini öğrenebildiği ve bununla ilgili işlem yapmak istediği anlaşılır. Talep yazısı ortadadır. O resmi yazının yanında hiç kimse sözlü olarak ya da başka şekilde bu konuyla irtibat kurmamıştır. Koordine de kurmamıştır. Hâkim resmi talep yazısıyla ilgili işlem yapar. Bunun dışında resmi kurumlarla ya da başka kurumla hâkim başka şekilde koordine kurmaz. Hâkim belgeyle konuşur.”

Emniyet de karar aldı

Bu arada MİT’in 4 Kasım 2009 tarihli ‘dinleme’ talebine onay veren hâkimlerden Oktay Acar’ın, İstanbul İstihbarat Şubesi’nin Hanefi Avcı ve arkadaşı Nejdet Kılıç’ın telefonlarını ‘sahte isimlerle’ dinletme kararını da imzaladığı ortaya çıktı. Acar’ın imzaladığı evrakta; sadece IMEİ numaraları üzerinden Avcı’nın T.Ç. adlı bir üniversiteli adına aldığı telefonunun ‘İbrahim Sağlam’ adıyla, dinlendiği öğrenildi.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: