Günlük arşivler: Kasım 20, 2013

AK PARTİ DOSYASI : Şehit ailelerine nasıl hesap veririm ?

Biz asla Türkiye Kürdistan’ı demedik!

Başbakan Erdoğan Kürdistan konusuna açıklık getirdi;

"Öncelikle Cumartesi ve Pazar günleri Diyarbakır’daki buluşma birçok yönüyle çözüm süresini güçlendiren bir adımdır. Sayın Barzani’nin katılması, Şivan Perwer’in katılması Sayın Tatlıses’in katılması bu sürece güç kattı. Yaklaşık 60 bin Diyarbakırlı katıldı. Sayın Barzani’nin konuşması ve daha sonra TV’lerdekilerde konuşması önemliydi. Çözüm sürecinin içerisindeyiz. Bir barış havasını bu kucaklamayla gerçekleştirdik. Belki gecikmişti belki ertelenmişti…"

"Burada Perwer’in 38 yıl sonra ülkesine gelmiş olması önemlidir. Kendisine de söyledim vatandaşlık konusunda yardımcı oluruz dedim. Belki buradan gidişi çok farklıydı dönüşü bizim için kolaydır. Kendisi de bize cevabını verecek. Bazı programlar kendisiyle de yapacağız. Irak Kürdistan Bölgesel yönetimi lafından rahatsız olanlar muhalefet yakın tarihimizi bilmiyorlar. Muhalefetin rahatsız olması manidar. Gazi Mustafa Kemal’in Meclis konuşmalarını getirdim. Bunlar çok anlamlı. Irak’ta Kürdistan bölgesi yasaları diye geçer, Kürdistan bölgesinde her iki dili de kullanırlar yazar. Bunlar kullanılan şeyler. Bu onların anayasal ismidir. Bu ifadeleri kullanan Gazi Mustafa Kemal bölücü mü? O zaman Gazi Mustafa Kemal’in bu ifadelerini nereye koyacaklar?"

"İşi Osmanlı’ya götürecek olursak bu zaten açık ve net. Bunlar belli yerleri tahrik etmekten başka bir şey değildir. Kendi bölesi Güneydoğu Anadolu bölgesidir. Biraz daha yukarısı Doğu Anadolu bölgesidir. Kürdistan söyleminden rahatsızlık duyulması hakikaten manidar. Bunlar bizim tarihimizi bilmiyorlar. Çok yakın süreçle alakalı bir şey söyleyeceğim. Dünkü grup toplantısında Mustafa Kemal’in söylediği sözlerin fotoğrafını getirdim. Kürdistan Bölgesi şeklinde geçer. Kürdistan Bölgesi’nde her iki dili de kullanırlar diye geçiyor. Bir kararname var. Çok ilginçtir. Burada Kürdistan geçiyor. Yine Gazi ile ilgili bir durum var. Kürdistan, Lazistan diye bir konuşması var. Güney Doğu Kürdistan, Doğu Karadeniz Lazistan diye geçiyor. Bana bölücü diyorlar. O halde Mustafa Kemal’de mi bölücüydü?"

"Bizden asla Türkiye Kürdistanı diye bir şey duyamazsınız. Güzel geçen haftadan sonra bu tip söylemler hiç şık değildir.

Mehmet Barlas: Öncelikle siz muhafazakar demokrat olarak tanıtıyorsunuz kendinizi. Bence siz muhafazakar değilsiniz. Bütün tabuları yıktınız. Biri Başbakansınız diğeri siyasi kimliğiniz… Dediniz ki inşallah hapishaneler boşalacak. Bunu bir siyasetçi olarak söylediniz temenni ettiniz. Bir başbakan olarak bunu uygulamıyorsunuz.

"Ahlak değerleri batıda hukukla iç içedir. Bizde bu işin hukuku böyle değil. Roma hukuku onların inançlarıyla iç içedir. Aynı şekilde Almanya’da bu şekildedir. Benim cezaevlerinin boşalmasıyla ilgili açıklamalarım çok farklı. Bunu paylaşmak isterim. Yanlış anlaşılma var. İş genel affa geldi. Biz dedik ki öyle bir gün gelecek ki dağlardan inecekler ve cezaevleri de boşalacak. Ben bugüne kadar böyle bir taahhütte bulunmadım. Hatta şöyle bir konuşmam var, ben bir başbakan olarak katili affedemem. Hatta ve hatta devletin katili affetmesini de doğru bulmuyorum. Ben maktule ya da maktulün ailesine nasıl hesap veririm…"

Sevilay Yükselir: Önünüzde yerel seçim cumhurbaşkanlığı ve genel seçim dönemi var… Sizin cumartesi gördüğüm fotoğrafla ilgili sizin için bu fotoğraf pek lehte bir fotoğraf değil. Bu lehinize dönüşür mü?

"Siyaset ticaret yaşam hepsi risktir. Bu riski göze alamazsanız ne ticaret yapabilirsiniz ne siyaset yapabilirsiniz. Biz hepsini göze alarak bu adımları atıyoruz. Yaptığımız adımların hukuka aykırı bir yanı var mı hayır. Barışı tesis etmeliyiz. Bu ülkenin batılısını kuzeylisini güneylisini kucakladınız diyorlar. Başkalarının hain demesiyle muhalefetin hain demesiyle hain olunmuyor. Milletin ne dediği önemli. Bu şekilde giderse sahillerde kumsallarda kalırsın sadece orada siyaset yaparsın. Diğer bir parti de ırki bir şeyler yapıyor. Aklımızla da bütünleşerek bu adımları atıyoruz biz. Halkımızla bütünleşiyoruz ve halkımız bunu bize çok güzel yansıtıyor. Ankara’ya mahkum değiliz. O gün Diyarbakır’da tüm meydan Türk bayrakları ve partimizin bayraklarıyla doluydu. Ne oldu kıyamet mi koptu? Yeter ki siz cesur bir şekilde bu siyaseti yapın ve ifadelerinizi iyi seçerseniz güzel sonuçlar alırsınız.

Diyarbakır buluşmasında herkes hoşnut olmadı. MHP sert konuştu, BDP’liler Barzani’nin gelmesini tam netleştiremedi, seçim yatırımı dendi. Şiwan Perver’in gelmesi Kürt’leri böldü denildi. Hükümet çözüm sürecinde Kürt’leri bölüyor deniliyor sizce bu doğru mu? Birleştirici mi yoksa ayrıştırıcı mı?

"Böyle görmek istedikleri için böyle bir ifade kullanılıyor. Ben tek millet tek bayrak tek devlet tek vatan ifadesini kullandım. Millet kavramının içinde Kürt’ü Lazı’ı Çerkez’i Abaza’sı var. Türkiye ahalisi veya Türkiye ahalisi diyeceksin diyorlar… Bizim derdimiz birlikte bir Türkiye inşa edelim diyoruz. Barzani Şiwan Perver Tatlıses orada hep birlikte neyin mesajını verdik. Hep birlikte Türkiye olalım dedik. Bunun neresinde ayrışma var. Biz bu adımı burada bırakmayacağız. Bizim sırtımızda küfe var bunun gereğini yapmak zorundayız. İşte seçim yaklaşıyor onun için yapılıyor falan… Seçime daha 5 ay var daha adaylar belirlenmedi. Böyle bir oluşumu kendileri başaramayınca böyle söyleniyor. Bu ülkede bir olacak iri olacağız diri olacağız… Biz bunu başardığımıza ve başaracağımıza inanıyoruz. Daha güçlü yarınlara yürüyoruz.."

İmralı görüşmeleri beklediğiniz gibi yürüyor mu?

"Şu anda istihbarat teşkilatımız bu konuda üzerine düşeni sürekli yapıyor. Gitmek isteyen milletvekillerine adalet bakanlığı uygun gördüklerine izin verip görüşmeler yapılıyor. Umarım katkısı olur. Biz stratejimizi böyle belirledik. Şimdilik böyle gidiyor. Ama yarın ne olur bilemiyorum. Bazen biz şartları oluştururuz bazen de şartlar kendiliğinden oluşur."

"Barzani sert bir açıklama yaptı"

"PYD’deki gelişmeler üzerine Barzani’nin yaptığı açıklamalar bizim paralelimizde bir açıklamaydı. Şu anda Barzani ile adeta kopmuş durumdalar. Bizim Kuzey Suriye’de onların belirlediği gibi bir oluşuma evet deme durumumuz yok. Buradaki bu gelişmeleri engellemekte kararlıyız."

Sevilay Yükselir: İmralı’ya gazeteciler gidebilir mi veya akil adamlardan birileri gidebilir mi tartışması geldi. Olabilir mi böyle bir şey?

"Şu anda böyle birşey yok ama ilerde olabilir mi bilemiyorum. Diyorum ya bazen şartlar kendiliğinden oluşur zaman bunları gösterir. Şu anda gündemimizde böyle bir şey yok."

İSTİHBARAT : Trabzon MİT Bölge Müdürlüğü Çevresinde Hareketli Saatler

Trabzon’da bugün öğle saatlerinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Trabzon Bölge Müdürlüğü binası çevresinde 2 şahsın bölge müdürlüğünün bulunduğu binayı gözetlediği ihbarı nedeniyle hareketli saatler yaşandı.

Trabzon’da bugün öğle saatlerinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Trabzon Bölge Müdürlüğü binası çevresinde 2 şahsın bölge müdürlüğünün bulunduğu binayı gözetlediği ihbarı nedeniyle hareketli saatler yaşandı. Olayla ilgili MİT Bölge Müdürlüğü binasını gözetledikleri iddiasıyla 2 kişi gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, Trabzon Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 2 şahsın Toklu mahallesinde bulunan MİT Bölge Müdürlüğü çevresinde dolaştığı ve gözetleme yaptığı ihbarı üzerine harekete geçti. Bölgeye çok sayıda polis ekibi sevk edilirken, şahıslardan biri polis ekipleri tarafından kısa sürede yakalandı. Kaçan ve 17-18 yaşlarında olduğu öğrenilen F.Ç. isimli şahıs ise kovalamaca sonunda polis ekipleri tarafından kıskıvrak yakalandı. 2 şahıs gözaltına alınırken, polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı. – Trabzon

GEZİ PARKI NOTLARI /// YANDAŞ MEDYA /// İstihbarat tespit etti… İşte Gezi’ye çıkan Mossad ajanları !

Gezi Parkı olaylarında Mossad da hazır bekliyordu. Askerliğini İsrail’de yapıp Türkiye’ye dönerek önemli şirketlerde görev alan yedi ajan provokasyonun liderliğini yaptı.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür’ün geçtiğimiz hafta sonu A Haber’de yayınlanan Mehmet Ali Önel yönetimindeki Deşifre programındaki sözleri yankı getirdi. Eymür Gezi olayları sırasında Mossad ajanlarının da görev yaptığını iddia etti.

Provokasyonun başındalar

Eymür "Burada yetişmiş İsrail’de askerlik yapmış insanlar ‘Gezi’de" görev aldı. Mossad ajanıydılar" diye konuştu. Takvim ise Eymür’ün iddialarının arkasından giderek Gezi’deki Mossad ajanlarını tespit etti.

Gezi Parkı’nda bulunan ağaçların sökülerek başka yerlere dikilmek istenmesiyle başlayan olaylar önce çevreci bir tepki olarak ortaya çıkarken ilerleyen günlerde Gezi Parkı ve Taksim Meydanı birçok uluslararası ajan ile terör örgütü üyelerinin cirit attığı bir mecraya dönüşmüştü.

Türkiye’de çok önemli şirketlerde yöneticilik yapan bazı kişiler ise gerek sosyal medya üzerinden gerekse Taksim’de bizzat bulunarak oradaki olayları provokasyonda aktif rol oynadı.

Türkiye’nin merkezleri İstanbul’da bulunan uluslararası şirketlerinde üst düzey görevli olan bu kişiler aslında İsrail vatandaşıydı.

Türkiye’de doğup büyüyen ama askerlik yaşları geldiğinde İsrail’e giderek vatan görevlerini yapmışlardı. 18 yaşını doldurur doldurmaz İsrail’e gidip askerliğini yapan isimler arasında kadınlar da vardı. Erkekler 3, kızlar ise 2 yıllık görevlerinin ardından İstanbul’a döndüler.

İstihbarat tespit etti

Kendi camialarındaki isimleri sahibi olduğu şirketlerde görev aldılar. Bu isimlerin gerçek kimlikleri ise Gezi Parkı olaylarında ortaya çıktı. Mossad ajanı olarak eylemlerde halkı galeyana getiren isimler istihbarat tarafından tek tek tespit edildi.

Takvim ise olayların en yoğun şekilde yaşandığı 11 Haziran günü göstericileri provoke eden M.Ç. (31), A.S.F. (34), K.C. (31), Y.T.C. (38), S.S. (24), R.O. (28) ve F.E.O. (34) adlı ajanları deşifre etti. 11 Haziran ise yaklaşık iki ay süren olayların çevreci bir eylemden çıkıp yasa dışı hal aldığının ilk günüydü.

11 Haziran’da işaret verildi

İstihbarat raporlarına göre Gezi Parkı olaylarında 11 Haziran günü kirtik eşikti. Yaklaşık bir hafta boyunca olaylara müdahale etmeyen polis, Taksim Meydanı’nda uluslararası ajanlar ve terör örgütü üyelerinin cirit atması nedeniyle meydanı boşaltma operasyonu yaptı.

CNN de rol aldı

Mossad ajanları ise bu müdahalenin ardından halkı provoke ederek olayların büyümesi sağladı. O günden sonra eylemler iki ay boyunca devam etti. CNN ve BBC de 11 Haziran’da yayınlarıyla bu kirli oyunun bir parçası oldu.

İSTİHBARAT : Almanya’da Sığınmacılar, İstihbarat Amaçlı Sorgulanıyor

Alman istihbaratının, Suriye ve Somali gibi ülkelerden gelen sığınmacıları sistematik bir şekilde sorgulayarak "aşırı dinci terör örgütleri" hakkında elde ettiği bilgileri ABD’ye ilettiği id…

Alman istihbaratının, Suriye ve Somali gibi ülkelerden gelen sığınmacıları sistematik bir şekilde sorgulayarak, "aşırı dinci terör örgütleri" hakkında elde ettiği bilgileri ABD‘ye ilettiği öne sürüldü.

Süddeutsche gazetesinin haberinde, Başbakanlığa ve Dış İstihbarat Servisi’ne (BND) bağlı olan Sorgulama için Merkez Dairesi’nin (HBW) sığınmacıların sorgulanmasında önemli rol oynadığı ifade edildi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra batılı müttefik ülkeler tarafından kurulan ve 1958 yılında Başbakanlığa bağlanan HBW’nin yılda 500 ila bin arasında sığınmacıyla ön görüşme yaptığı, bunların 50’si ile de yoğun bir şekilde görüştüğü kaydedilden haberde Alman istihbaratının Suriye ve Somali gibi ülkelerden gelen sığınmacıları sistematik bir şekilde sorguladığı ve bu bilgileri ABD‘ye ilettiği savunuldu.

Pentagon’un eski çalışanının açıklamalarına da yer verilen haberde, elde edilen bilgilerin ABD’nin inansız hava aracı için hedef belirlemede kullandığı kaydedildi. Haberde, ABD ve İngiliz istihbaratının bazen Alman makamları olmadan tek başına Almanya‘daki sığınmacıyı sorguladığı yönünde işaretlerin de olduğu belirtildi.

Sığınmacılarla ilgilenen avukatlara ve tercümanlara göre, HBW’nin özellikle muhtemel "aşırı dinci terör örgütleri" hakkında bilgi verebilecek sığınmacılarla ilgilendiği kaydedildi. HBW ile ortak çalışan sığınmacıların çoğu zaman iltica talebinin hızlı bir şekilde kabul edilerek sürekli bir şekilde Almanya‘da kalmakla ödüllendirildikleri bildirildi.

"Pro Asyl" adlı mülteci kuruluşundan avukat Victor Paff, söz konusu uygulamayı eleştirerek, bunun iltica talebinde bulunanların güveninin kötüye kullanıldığını ifade ederek, gizli bir şekilde bilgi toplamanın Almanya ve Avrupa‘nın iltica yasaları ile Cenevre Mülteci Anlaşması’na aykırı olduğuna işaret etti.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) iç politika uzmanı Michael Hartmann, Alman güvenlik birimlerinin sorgulamasıyla dolaylı yollardan insanların doğrudan hedef alınarak öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Almanya İçişleri Bakanlığı ise söz konusu uygulamayı savundu. Bakanlık sözcüsü Jens Teschke, bu sorgulamaların gönüllü bir şekilde yapıldığını belirterek, hiçbir sığınmacının bilgi vermeye zorlanmadığını ifade etti. Teschke, bu görüşmelerin iltica talebi statüsüne ve iltica talebinin kabul edilmesine etkisi olmadığı kaydedildi.

HBW’nin çalışmalarının gizli olduğunu ifade eden Teschke, bundan dolayı bu konuda ayrıntılı bilgi veremeyeceğini belirtti. – Berlin

SURİYE DOSYASI :’Savaş ganimetleri’ Türkiye pazarında

Kocaeli Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü’nce yapılan operasyonda, Suriye’den kaynaklı olduğu tespit edilen, muhaliflere karşı kullanılan tank ve Obis toplarına ait çok sayıda mermi kovanına el konuldu.

‘Savaş ganimetleri’ Türkiye pazarında

Okuyucu Modunu Aç Yazıyı Büyüt:

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı Kocaeli Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü’nce yapılan operasyonda, Suriye’den kaynaklı olduğu tespit edilen, muhaliflere karşı kullanılan tank ve Obüs toplarına ait çok sayıda mermi kovanına el konuldu.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre Kocaeli Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, Suriye’den katır sırtında yurda kaçak yollardan sokulan hurda bakırların Hatay’ın Reyhanlı ilçesinden bir TIR’a yüklenerek Kocaeli ili Gebze ilçesine gönderileceği bilgisini aldı. Yapılan araştırmada söz konusu TIR’ın Bolu-Gerede gişelerinden otobana giriş yaptığının belirlenmesi üzerine TIR Kartepe ilçesi sınırlarında otoban üzerinde dinlenme tesisinde durduruldu. TIR’ın dorsesindeki bakır hurdaları içerisinde, üzerinde Arapça yazılar bulunan su saatleri, ve içi hurda bakır dolu çuvallar, üzerindeki yazılardan Türkiye’den Suriye’ye gönderilen yardımlara ait olduğu anlaşılan içi hurda bakır dolu çuvallar uzun namlulu silahlara ait çok sayıda içi boş mermi kovanları tespit edildi. 17 bin 850 kilo ağırlığında hurda bakır cinsi eşyanın 4 bin 950 kilonun külçe bakır olduğu ve gümrüklenmiş değerinin 250 bin TL olduğu tespit edildi. Eşyaların ihbara uygun olduğu ve yurda kaçak yollardan sokulduğu şüphesiyle yüke ve bu yükün taşınmasında kullanılan ve değeri yaklaşık 200 bin TL olan TIR ve dorsesine el konuldu.

El konulan hurda bakırlara dair araç şoförü tarafından sunulan sevk irsaliyelisinin ve el konulan yükün temini ile ilgili yapılan araştırma sonunda; hurda ve külçe bakırların Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bir depodan yüklenildiği bilgisinin aksine, irsaliyede adı geçen satıcı ve alıcı firmaların Kocaeli-Dilovası Organize Sanayi Bölgesi adresinde yerleşik olduğu, alıcı ve satıcı firmaların Reyhanlı’da şubelerinin olmadığı, irsaliyenin hurda ve külçe bakırların yüklenildiği depo sahibine irsaliyede satıcı görünen firma sahibi tarafından verildiği bilgilerine ulaşıldı.

Depoda yapılan arama sonucunda; gümrüklenmiş değeri 266 bin 500 TL olan hurda araç radyatörleri, üzerlerinde yabancı yazı ve ibareler bulunan değişik çap ve ebatta çok sayıda tank ve top mermisi kovanı ile uzun namlulu silah mermisi kovanı (Rus Menşeli olduğu ve Suriye’den geldiği değerlendirilen), bakır ve metal olmak üzere üzerlerinde Arapça ibareler bulunan su sayaçlarının bulunduğu hurda eşyanın 20 bin 500 kilo hurda eşya ele geçirildi.

Ayrıca eşyaların yakalandığı deponun vergi dairesine, belediyeye, Ticaret Odasına kaydının bulunmadığı tespit edildi. Yapılan bu operasyon kapsamında, gümrüklenmiş değeri 516 Bin TL olan 39 Bin kg hurda bakır cinsi eşya ile bu eşyaların taşınmasında kullanılan TIR ve dorsesine el konuldu.

-EL KONULAN ÜRÜNLER VE GÜMRÜKLENMİŞ DEĞERLERİ-

•17 bin 850 kilo hurda bakır cinsi eşya – gümrüklenmiş değeri 250 bin TL.

•20 bin 500 kilo üzerlerinde yabancı yazı ve ibarelerin bulunduğu değişik çap ve ebatta çok sayıda tank ve top mermisi kovanı ile uzun namlulu silah mermisi kovanı, hurda araç radyatörleri, gümrüklenmiş değeri 266 bin TL.

•Yükün taşınmasında kullanılan 1 adet TIR ve dorsesi, gümrüklenmiş değeri 200 bin TL.

İSTİHBARAT : Avustralya’ya Yönelik Casusluk Suçlamaları

Endonezya istihbaratı: "Avustralya dinleme faaliyetlerini durdurdu"

Endonezya istihbarat kurumu, devlet başkanlarının telefon görüşmelerinin Avustralya tarafından takibe alındığı iddialarıyla ilgili olarak, bu ülkenin "dinleme faaliyetlerini durdurduğu" bilgisini aldıklarını söyledi.

Endonezya istihbarat kurumu şefi Norman Marciano, gazetecilere yaptığı açıklamada, Avustralya‘daki istihbarat kurumuyla doğrudan iletişim halinde olduğunu, kendisine "dinlemenin durdurulduğu ve yeniden başlamayacağı yönünde güvence verildiğini" kaydetti.

Endonezya Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono, önceki gün, telefon görüşmelerinin Avustralya istihbarat yetkilileri tarafından dinlendiği iddialarına sert bir dille tepki vererek, casusluk faaliyetlerinin iki ülke arasındaki işbirliği anlaşmalarının yeniden gözden geçirilmesine neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.

Endonezya, Avustralya güvenlik ajansının 2009 yılında Devlet Başkanı Yudhoyono’nun cep telefonunu dinlediği iddiaları üzerine bu ülkedeki büyükelçisini geri çağırmıştı.

Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) eski sistem analisti Edward Snowden‘ın sızdırdığı bazı belgeleri yayımlayan gazeteler, Avustralya güvenlik ajansının 2009 yılında Devlet Başkanı Yudhoyono’nun yanı sıra Yudhoyono’nun eşi Kristiani Herawati, sekiz bakan ve diğer bazı Endonezyalı yetkililerin telefonlarını hedef aldığını ileri sürmüştü. – Ankara

28 ŞUBAT DAVASI : Saner’den Akşener itirafı

28 Şubat davası bugün de Ankara’da görülmeye devam edildi. Dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral Çetin Saner basına verilen brifinglerden haber olmadığını ve Akşener’e söylediği sözlerden dolayı pişman olduğunu söyledi.

28 Şubat Davası sanıklarından dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral Çetin Saner, "Yargı mensuplarına ve basına verilen brifinglerin koordinatörü olmadım, bunları organize etmedim ve kimseye herhangi bir davetiye göndermedim" dedi. Saner, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada yaptığı savunmada, Genelkurmay İstihbarat Başkanı’nın, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik iç ve dış tehditler hakkında çalışma yürüttüğünü anımsatarak, irtica tehdidi kavramının 1976’da gündeme alındığını dile getirdi.

İstihbarat Başkanı olarak kendisinin Genelkurmay Hareket Başkanlığının faaliyetlerinden sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade eden Saner, iddianameye dayanak yapılan belgelerin, onaysız ve kayıtsız fotokopiler olduğunu savunarak, bunların görevde olduğu birimle ilgili olmadığını öne sürdü.

Batı Çalışma Grubu’nda (BÇG) çıkan emirlere katkıda bulunduğu iddiasını kabul etmediğini belirten Saner, asılsız bir ithamla karşı karşıya bulunduğunu iddia etti.

İddianamede yer verilen bazı konularla ilgili herhangi bir emir vermediğini ve eylemde bulunmadığını savunan Saner, o döneme ilişkin iddianamede yer verilen Genelkurmay Genel Sekreterliğinin toplantısına katılmadığını ve bu tarihte izinli olduğunu dile getirdi.

O dönemde, yargı mensuplarına ve basına verilen brifinglerde yer aldığını ve konuşma yaptığını hatırlatan Saner, ancak bu brifinglerin koordinatörü olmadığını, bunları organize etmediğini, kimseye herhangi bir davetiye göndermediğini savundu.

Şemdin Sakık’ın iddianameye konu edilen ifadelerine de değinen Saner, "Sakık ile ilgili iki hususu gayet iyi hatırlıyorum. Bir, yerini tespit ederek yakalamaya çalıştığımız için yaptığımız faaliyetler. İkincisi, yakalandıktan sonra yakalayan Tuğgeneral Engin Alan’ı, Genelkurmay Karargahı’na geldiğinde alnından öpmüşümdür" dedi.

Müştekilerden Mustafa Kahramanyol’a kötü sicil verilmesi konusunda dönemin GATA Komutanı ile bir görüşmesinin söz konusu olmadığı öne süren Saner, "Ben kimseye ‘Buna kötü sicil ver’ diye bir şey söylemedim, bu konuda herhangi bir emir verme yetkim de yok" ifadesini kullandı.

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e söylediği ilişkin sözlerle ilgili olarak da konunun BÇG ve Hükümeti düşürmekle ilgisinin bulunmadığını savunan Saner, bu konuda Akşener’in de şikayetinin bulunmadığını anımsattı. Saner, "Eğer suç olduğunu düşünüyorduysa beni mahkemeye verseydi" diye konuştu. Saner o dönem Akşener’e "yağlı kazığa oturturum demişti.

EVET AKŞENER’E AYIP ETMİŞİM

Akşener’e yönelik sözleri nedeniyle hicap duyduğunu dile getiren Saner, "Evet ayıp etmişim. Yakışmamıştır. Özür de diledim" dedi.

Saner, Meral Akşener’in, tehdit edilmediğini ve korkmadığını son dönemde katıldığı bir televizyon programında da dile getirdiğini söyledi.

Mustafa Kahramanyol dışında hiçbir müştekinin aleyhinde şikayeti bulunmadığını dile getiren Saner, aleyhine herhangi bir delil bulunmadığını söyledi.

İddia makamının, hakkındaki iddiaları bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini ifade eden Saner, "Devletim beni nerede görmek istiyorsa orada hizmet ettim. Suçsuzum. Beraatımı talep ediyorum" dedi.

MGK Genel Sekreterliğinden gönderdikleri arasında Genelkurmay İstihbarat Başkanlığına ait belgeler de bulunduğunun anımsatılması üzerine Saner, bu belgelerle ilgili savcılık sorgusunda kendisine bilgi verilmediğini öne sürdü.

Söz konusu belgelerin kendisine gösterilmesi üzerine Saner, belgelerde birtakım yanlışlıkların olduğunu ileri sürdü.

Bu belgelerin İstihbarat Başkanlığınca hazırlanmış olabileceğini ifade eden Saner, ancak bunların MGK Genel Sekreterliğine nasıl ulaştığını bilmediğini iddia etti. Saner, "MGK’da bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından kürsüde verilen brifing yok kayıtlarda. Olacak şey değil" ifadesini kullandı.

BEN KİBAR İSTANBUL ÇOCUĞUYUM

Müşteki Şevket Kazan’ın avukatı Yılmaz Bölükbaşı, Mustafa Kahramanyol’a ve Meral Akşener’e ilişkin sözlerini anımsatarak, "Çetin Saner olarak üslubunuz bu şekilde midir" sorusu üzerine, Saner, "Benim üslubum bu değildir. Ben kibar İstanbul çocuğuyum" diye yanıt verdi.

Müşteki avukatlarından Emrullah Beytar’ın "BÇG’nin çalışmalarıyla ilginiz var mı" sorusu üzerine Saner, bu oluşumla ilgisinin bulunmadığını savundu.

MİT Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığından "gayet iyi bilgiler" aldıklarını dile getiren Saner, BÇG’nin, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı ile bir ilgisinin olmadığını ifade etti.

Müşteki avukatlarından Muammer Emin Aslan’ın da yargı mensuplarına ne amaçla brifing verildiği sorusu üzerine Saner, "Ben verilen emri uygularım. Komutanım ‘Şu brifingi hazırla’ diye emir verir. Ben de astlarıma brifingin hazırlanması emrini veririm" diye konuştu.

Başka bir soru üzerine Saner, Genelkurmay Başkanlığının, fişlemelerle bir ilgisinin olmadığını savunarak, Genelkurmay Başkanlığının ihtiyaç halinde MİT Müsteşarlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığından bilgi istediğini dile getirdi.

"Askerlikte kanunsuz emire uyulur mu" sorusuna ise Saner, "Askerlikte alınan emir harfiyen uygulanır. Ben hiçbir komutanımdan kanunsuz emir almadım, kanunsuz iş yapmadım" dedi.

Saner’in avukatı Murat Tanfer Türemen de müvekkilinin suçsuz olduğunu savunarak, beraat talebinde bulundu.
Duruşmaya daha sonra öğle arası verildi.

MÜTHİŞ TAKTİK /// İŞVERENLERİNİ İŞVERMEYE ÇAĞIRIYOR /// İŞVERENLERİN DİKKATİNE !!

WEB LİNK : http://www.isariyorumamabulamiyorum.com/#!

ORTADOĞU DOSYASI : ‘Amerika Ortadoğu’daki çatışmalardan yoruldu’

Necdet Sivaslı

Amerika, Ortadoğu’daki sorunların artık çatışmasız çözülmesini istiyor. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un gelişimine dikkat edilecek olursa, PKK’ya silah bıraktırılması, 4 Bölgeli Kürdistan’ın kuruluş çalışmalarının da bu çerçevede sürdürülmesi bunun bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra Amerika’nın Suriye’deki iç çatışmalarda silah gücünü kullanmaktan sürekli kaçınmasını da aynı çerçevede değerlendirebiliriz.

Daha önce yazmış ve yorumlamıştık. Amerika, şu anda yerel konulara ve Çin’e odaklanmış durumda. Bu nedenle askeri, siyasi ve ekonomik gücünü Asya’ya yönlendirdi. Başkan Obama ve danışmanları geleceği Asya’da gördüklerini her fırsatta söylüyorlar. Bu nedenle de Ortadoğu’daki güçlerini Pasifik’e yönlendirdiler.

Ortadoğu’da, söz dinleyen, Amerika’nın istediklerini yerine getiren müttefiklerle bölgedeki sorunların silahsız ve çatışmasız çözülmesi konusunda Amerika’nın yeni bir çalışma içinde olduğunu da görüyoruz.

“TÜRKİYE AMERİKA’YA SIRTINI DÖNDÜ”

Geçenlerde İstanbul Aydın Üniversitesi’nde “Stratejik ve Güvenlik Çalışmaları Uluslar arası Kongresi” toplandı. Bu kongrede aynı zamanda Türkiye ve ABD ilişkileri de ele alındı. Bizi ve Ortadoğu’yu yakından ilgilendirdiği için, bu kongreden bazı izlenimleri sizlerle paylaşmak istedik. Konuşmacılar çoğunlukla Türkiye-Amerika ilişkilerini değerlendirip, Suriye konusundaki görüşlerini ve endişelerini de dile getirdiler.

Ulusal Güvenlik ve Strateji Uygulama ve Araştırma Müdürü Doç. Dr. Sait Yılmaz’ın koordinatörlüğünde gerçekleştirilen “Türkiye ve ABD İlişkileri” konulu konferansın açılış konuşmalarını İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli, AK Parti Dışişleri Komisyonu Üyesi Prof. Dr. İdris Bal ve ABD’den J. Michael Barret yaptılar.

Kongrenin onur konuşmacısı J.Michael Barret açılış konuşmasında, Amerika’nın Ortadoğu’daki çatışmalardan yorulduğunu vurgulayıp, Türkiye-Amerika ilişkileri hakkında da “Türkiye’yi sevdiğim için dürüstçe konuşacağım. Türkiye büyük bir güç oldu. Ekonomik gelişimi çok iyi. Ancak son on yılda Amerika’ya da sırtını döndü. Irak’a asker gönderme konusuyla başlayan süreçte İsrail ile de ilişkileri bozuldu. Türkiye’nin haklı, bölgesel talepleri var. Türkiye, Ortadoğu’da dominant sünni güç olmak istiyor. Ancak Doğu’ya yakınlaştıkça, Batı’dan kopuyor,” diyerek bir Türkiye haritasını ortaya koydu.

“SURİYE TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK TEHDİT”

ABD Başkonsolos Yardımcısı Deborah Mennuti Suriye konusunda yaptığı konuşmada şu görüşlerini ortaya koydu:

“ABD toplamda 1 milyar dolardan fazla insani yardım verdi. Biz de kendi üstümüze düşeni yapmaya ve bu konuda Türkiye ve diğer ülkelerle birlikte çalışmaya gayret ediyoruz. Suriye’nin kimyasal silahlarının belirlenmesi ve yok edilmesi konusuna Rusya ile birlikte çalışıyoruz. Uluslararası toplumun bu silahları ortadan kaldırma konusunda büyük fırsatları var. ABD ve Türkiye, Suriye konusunda diplomatik bir çalışma içerisinde. ABD, Türkiye’nin bu konudaki çalışmalarını saygıdeğer karşılıyor. Suriye, Türkiye için daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Ancak bu konuda henüz yüzde yüz anlaşamadık,”

“GÖRÜŞ AYRILIKLARI VAR”

Kongrede bir konuşma yapan Dışişleri Eski Bakanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel Türkiye ile Amerikan ilişkilerini değerlendiren görüşlerini vurguladıktan sonra, Suriye ile ilgili endişelerini de dile getirip, Türkiye’nin Suriye politikalarını eleştiren Gürel, bu konuda da şunları söyledi, kendisini dinleyelim:

“Türkiye, Suriye konusunda kendini çok kötü duruma düşürmüştür. Hem Suriye’ye askeri müdahaleyi en fazla savunan konuma gelmiştir, hem de bir takım radikal unsurları barındıran, onlara üst sağlayan ve adeta mesaiye gider gibi Suriye’ye geçip savaşıp, tekrar Türkiye’ye dönmelerini sağlayan bir kötü komşu rolüne de soyunmuştur. Suriye muhalefeti içerisinde İslamcı, cihatçı uzantıların güçlenmesini destekleyen bir Türkiye ile bunlardan uzak duran bir Suriye muhalefetini yeniden şekillendirmeye çalışan ve bu radikal unsurlardan arındırmak isteyen ABD arasında da ciddi bir görüş ayrılığı vardır, Amerika’nın değişmeye başlayan İran politikalarını çok yakından takip etmek gerekmektedir.”

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Stephan Godwin ise konuşmasında ABD’nin savaş yorgunluğunu anlamasının Türkiye’nin yararına olacağının altını çizdi. Dr. Stephan Godwin, “Obama’nın savaşların dışında kalma amacı var. ABD halkının da bu amacı var. NATO, Türkiye için iyi bir seçenektir. Suriye konusunda daha demokratik bir çözüm bulunmalı” sözlerini kullandı.

KÜRT SORUNU /// Ahmet Kılıçaslan Aytar : DAVUTOĞLU’NA GÜNDEM

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın Arak’ta bulunan su reaktöründe plutonyum üretmeye başladığı iddialarından endişeyle ABD Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşüyor, iki lideri İran’la bir anlaşma imzalamamaları için ikna etmeye çalışıyordu.

Bir süre sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Washington’daki temasları çerçevesinde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile bir araya geldi.

*

İran’la BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ve Almanya (5+1) arasında yürütülen Cenevre müzakerelerinin ikincisi de sonuçsuz kalmış-ancak, görüşmelerin olumlu geçtiğini belirten taraflar,yeni bir toplantı konusunda anlaşmaya varmıştı.

ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Obama’nın hedefinin İran’ın nükleer silah elde etmemesi olduğunu vurguluyor,"İran ile karşılıklı güven inşa etmeye çalışıyoruz,İran’ın programının barışçıl olduğunu ispatlaması gerekiyor.Arak’ta plutonyum üretmeye başladığı iddialarının çözüme kavuşturulması konusunda kararlıyız "diyordu.

*

Hâlâ süren toplantı,"Cenevre müzakerelerinde anlaşma sağlanamasa da bu noktaya kadar ciddi ilerlemeler oldu" noktasındadır.

*

İsrail, tecrübeli eski bir nükleer müzakereci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin olumlu mesajlarına rağmen İran’ın, nükleer enerji ve nükleer silahlarla ilgili programından,İsrail ve Suudi Arabistan’a karşı politikasından vazgeçtiğine ilişkin bir belirti alamayınca şüpheye düşüyor.

Arak’ta bulunan ağır su reaktörünün 2014’ten önce üretime geçmeyecek olmasına rağmen, reaktörün nükleer silah üretiminde kullanılacağını savunuyor.

Başbakan Netenyahu -bu yüzden, İran’ın reaktörün demontajını yapmadan bir anlaşmanın hata olacağından yanadır; mutlaka yaptırımların sertleştirilmesi ya da "savaş" tarafında duruyor…

*

Hele,dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer görüşmelerle ilgili İran’ın nükleer haklarından tek bir ödün bile vermeyeceğini belirtmesi, Ya da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin "Bizim için kırmızı çizgiler geçilemez. Uluslararası hukuk çerçevesinde uranyum zenginleştirme de bu konulardan birisidir. Umarım Batı İran’ın sunduğu bu tarihi fırsatı kaçırmaz", Ya da, Devrim Muhafızları-Besic Birlikleri Komutanı General Rıza Nagdi’nin,"Biz Ayetullah Humeyni’nin İsrail’in yeryüzünden silinmesi hedefine bağlıyız" ifadeleri, İsrail’in hop oturup hop kalkmasına neden oluyor.

*

İsrail’in altı ülkeyle İran arasında Cenevre’de düzenlenen müzakerelerden olumlu sonuç beklentisi azaldıkça -giderek, savaş sözcüğü daha çok dillendiriliyor.
İran’ın bölgedeki en önemli müttefiki Suriye’nin füze kapasitesinin yarı yarıya azaldığı, Hizbullah’a stratejik silahların transferinin engellendiği düşünülüyor.
Üstelik Suudi Arabistan’ın hava sahasını açmaya ikna edildiği söyleniyor!

*

Fakat İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerde ağırdan almasında, BM Güvenlik Konseyi’nin 2118 sayılı kararıyla Suriye’de kimyasal silahların imha edilmesi -sonra,Cenevre II Barış Konferansının toplanması, ilerleyen süreçte Suriye’de işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin,bunları destekleyen ülkelerin paylarını üstlenmeleriyle yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınması ve Sünni-Şii ekseninin lağvedilmesi sürecinin çok ağır ilerlemesinin payının da olduğu kabul ediliyor.

*

İşte, Beyrut’ta İran Büyükelçiliğine El Kaide’ye bağlı bir grubun üstlendiği 123 kişinin ölümüne,140 kişinin yaralanmasına neden olan saldırı;Şii eksende İran’ı endişelendiriyor.

Öte yanda,Suriye’deki iç savaşta Sünni devletlerin desteğinde El Kaide terör örgütü ve türevlerinin ortadan kaldırılmamaları halinde, Ortadoğu’nun parçalanmasına neden olacağının anlaşıldığı-üstelik,bunların Batıyı,Rusya,Çin ve İsrail’e tehditleri açıkken -ne, Ortadoğu’da barıştan- ne de, İsrail’in güvenliğinden bahsetmenin anlamsızlığı da biliniyor.

*

O yüzden, İsrail; Cenevre II ile yeni Suriye’nin kurulması sürecine -hem, Batılı güçler adına "Musul-Kerkük Sorunu" merkezinden- yaşadıkları Irak, Türkiye,Suriye ve İran coğrafyalarında petrol ve gaz akışının Doğu Akdeniz su yollarından serbest olarak yapılmasına alan hazırlayan -hem de,bu alanlar üzerinde kendi adlarına Kürdistan Sorununa çözüm arayan Kürtlere ivme veriyor.

ABD ise İslamcı söylemlerle Cenevre II’nin Esad’sız toplanması ve Suriye işlenen hukuk ihlallerinde bütün vebalin Esad’a yüklenmesinden yana olan-aksi takdirde,
"Bosna Halkı, insanlık suçu işleyenlerle aynı masada oturmayı kabul etmişti. Fakat geçen yıl yapılan görüşmelerde şöyle bir şey ortaya çıktı: Ellerine kan bulaşmış insanlarla aynı masaya oturmak istemediler ve onları görüşmeden uzaklaştırdılar” formülüyle konferansı sonuçsuz bırakmakla tehdit eden Türkiye’ye!

*

ABD ve İsrail Cenevre II Konferansı ile başlayacak sürecinin tıkanması ya da İran’ın nükleer programını askeri usullerle engellemek üzere, Ortadoğu’nun yeniden belirlenmesinin kilidi olan -ya da,Irak Merkezi hükümeti ile Irak Kürdistan Federe Devleti arasındaki toprak sınırını ve İran’ın bölgedeki hukukunu belirleyen Irak Anayasası’nda 140.maddesini ele alıyor.

140.madde Kürt Yönetimi sistemine dahil olmayan yerleşim alanlarının ve Musul-Kerkük sorununu bağlayan durumun referandumla netleşmesini öngörüyor.

*

AKP iktidarı, "Çözüm Süreci" başlığında Kuzey Irak Kürt Yönetimi üzerinde sosyo-ekonomik ve siyasi avantajlarını kullanarak petrol ticaretine -karşılığında güya, Musul-Kerkük’ten ekonomik yayılmaya heveslendiriliyor ve Irak Anayasasının 140.maddesi zorlanıyor.

Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Barzani’de Irak Kürdistan ile Federal Irak arasında sınırı belirleyen 140.madde ile bağımsızlık girişimine hazırlanıyor-ki,
hem Federal Irak Hükümeti hem İran telaşlanıyor.

*

Ne ki,AKP iktidarı Suriye’de vebal ödemenin korkusuyla -şimdi, girdiği bu yolda pek hevesli görülüyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Kuzey Irak petrolü konusunda Bağdat yönetiminin endişelerini gidermek üzere,"petrol gelirlerinin bir Türk kamu bankasında toplanması, buradan Bağdat’a günlük olarak dekont gönderilirken, gelirlerin yüzde 83’ü Bağdat’a, yüzde 17’si bölgesel yönetime dağıtılması " yönünde bir formülü Irak Federal hükümetine sunuyor.

Yıldız,"Biz,yaptığımız işlerle Irak’ın normalleşmesini sağlamaya çalışıyoruz. Türkiye 200 kilometre uzaklıktaki kaynağa kayıtsız kalamaz. Irak ile çözümde buluşulması gerekir" derken,bu yaklaşıma Irak’ın ve İran’ın ne diyeceği merak ediliyor.

*

Basın toplantısında, Ahmet Davutoğlu kendine özgün İslamcı algısı ve uslubu ile ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile yukarıdaki konulara değindiklerini söylüyor.

Bakan Kerry’e Türkiye ve ABD olarak çok geniş çaplı bir ortaklığa sahip olduklarını, ABD Başkanı Barack Obama’nın da bu ortaklığı, ‘model ortaklık’ olarak tanımladığını ve model ortaklığın sonsuza kadar süreceğini ve sorunların çözümünde uluslararası toplumun en temel değerlerinden biri olacağını ilettiğini vurguluyor.

*

Halbuki, ABD’nin Irak savaşı günlerinden beri -gerek, Irak -gerek, Musul-Kerkük üzerindeki siyasetini yürütebilmek için Kürtleri, Türkiye’nin ise Lozan antlaşmasından beri kendine ait olduğunu savunduğu Musul-Kerkük’ü garantiye alabilmek için Kuzey Irak Kürt Yönetimini denetimi altında tutup bölge politikalarında söz sahibi olunması bileşkesinde; ABD’nin geliştirdiği ve İslamcı AKP iktidarını ortak ettiği "Osmanlı’nın ardından Türkiye’nin İslam toplumlarına ekonomik güç olması","Suriye ve Irak jeopolitiğinde bölgeyi kazanan petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını da kazanır" projeleri çoktan çökmüş,Türkiye model ülke olmak konumundan düşmüştür.

*

Kürtler -şimdilerde,Türkiye’yi güneyinden Suriye Kürdistan’ı ve Irak Kürdistan’ı ile kuşatıyor, Türkiye Kürdistan’ı için devleti zorluyor.

İslamcı Davutoğlu’nun "model ülkesi Türkiye" hükümeti -mutlaka, Suriye’de hukuk ihlallerinden uluslararası cezaya gitmesiyle ilgili çeşitli ülkelerin hükümetleri ve kamuoylarının baskısındadır.

İşte Washington Post Gazetesi Türkiye’nin Suriye yönetimini düşürme eylemini hızlandıracakları zannıyla kendi toprakları kanalıyla Suriye’ye sızmak ve silahlı terör grupları yanında savaşmak için dünyanın dört bir yanından binlerce militanın yığılmasına bir yıldan fazla bir zamandır göz yumduğunu ancak bunun kendisine aksi sonuçlar getirdiğini yazıyor.

*

Bir diğer ihtimal olarak da, Türkiye "Büyük Kürdistan" la hukuku çiğnenen Irak Federasyonu ve İran’la savaşa yürüyor.

Türkiye’nin bu iki hedefe yönelişinde ABD- şimdilik, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na Türkiye’nin Çinli bir firmayla yaptığı füze anlaşmasından hareketle,Türk firmalarını çeşitli ambargolarla karşı karşıya bırakabileceğinin gözdağını veriyor.

21.11.2013

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: