Günlük arşivler: Kasım 18, 2013

TOP SECRET : DHS National Cybersecurity and Communications Integration Center Bulletin : Cryptolocker Ransomware

DHS National Cybersecurity and Communications Integration Center Bulletin … Cryptolocker Ransomware.pdf

TOP SECRET : DHS National Cybersecurity and Communications Integration Center Bulletin : Destructive Malware

DHS National Cybersecurity and Communications Integration Center Bulletin … Destructive Malware.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : 2010 Ortadoğu Söyleşileri (İsrail- Körfez Ülkeleri-Suriye- İran-AB)

2010 Ortadou Syleileri (srail- Krfez lkeleri-Suriye- ran-AB).pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : 2009 Ortadoğu Söyleşileri (Genel-İran-Afganistan-Suriye-Mısır- Körfez Ülke leri)

2009 Ortadou Syleileri (Genel-ran-Afganistan-Suriye-Msr- Krfez lkeleri).pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : ORSAM GÜNLÜK ORTADOĞU BÜLTENİ (18.11.2013)

ORSAM GNLK ORTADOU BLTEN (18.11.2013).pdf

MİZAH : Hitler’in İflah Olmaz Bir Türkçe Pop Hayranı Olduğunun 1 4 Kanıtı

En sevdiği şarkıları bağıra çağıra söylerken çekilen fotoğraflarıyla Hitler karşınızda.

Evet o da Demet’i seviyor, o da Serdar’a bayılıyor.

“Seni çöpe atacağım poşete yazık, bir sigara yakacağım ateşe yazık”

seni-cope-atacagim-posete-yazik

“Sözlerim sana ağır mı geldi, kalbini mi kırdım, afedersin”

sozlerim-sana-agir-mi-geldi-kalbini-mi-kirdim-afedersin

“Kim bu gözlerindeki yabancı, yaralar beni yüreğimden, hani ben olacaktım yalancı, başının tacı”

kim-bu-gozlerindeki-yabanci-yaralar-beni-yuregimden-hani-ben-olacaktim-yalanci-basinin-taci

“Artık sevmeyeceğim, bütün kabahat benim, ne kadar ağlasan boş, ne kadar yalvarsan boş, sana dönmeyeceğim”

artik-sevmeyecegim-butun-kabahat-benim-ne-kadar-aglasan-bos-ne-kadar-yalvarsan-bos-sana-donmeyecegim

“Bebekte üç beş tur atarım, olmadı bir de Miami yaparım”

bebekte-uc-bes-tur-atarim-olmadi-bir-de-miami-yaparim-gordugun-gib-cok-unutkanim

“Bu devirde kimse sultan değil, hükümdar değil, bezirgan değil”

bu-devirde-kimse-sultan-degil-hukumdar-degil-bezirgan-degil

“Buralara yaz günü kar yağıyor canım, ölene kadar seni bekleyemem”

buralara-yaz-gunu-kar-yagiyor-canım-olene-kadar-seni-bekleyemem

“Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma, benden selam söyleyin bütün aşklarıma”

her-ayrilik-bir-vurgun-degmeyin-yaslarima-benden-selam-soyleyin-butun-asklarima

“Aşk bu kızıl ötesi yaralı müzesi hareket edemem”

hitler-ask-bu-kizil-otesi-yarali-muzesi-hareket-edemem

“Seni gidi fındıkkıran, yılanı deliğinden çıkaran, kaderim püsküllü belam, yakalarsam…”

seni-gidi-findik-kiran-yilani-deliginden-cikaran

“Sen ne beni oyala, ne omuz ovala, işime bakarım”

sen-ne-beni-oyala-ne-omuz-ovala-isime-bakarim

“Bittim gözün aydın, bittim helal olsun”

nane-nane-nane-nane-na-na-na-nane

“Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, hoooop ordayım”

yatcaz-kalkcaz-yatcaz-kalkcaz-yatcaz-kalkcaz-hoooop-ordayım

“Çilek dudaklarına yapışıp kalıcam, gözlerinden kalbine akıcam”

cilek-dudaklarina-yapisip-kalicam

MİZAH : Yalnızca Televizyon Kurtlarının Hatırlayacağı 25 Nostalj ik Dizi

Deli Yürek, Yılan Hikayesi, Asmalı Konak, Kınalı Kar gibi diziler hala hafızalardaki yerini koruyor. Ancak aşağıda gördüğümüz nostaljik diziler için aynısını söyleyemeyeceğiz.

Türk dizi sektörünün uzunluğu kısalığı, uyarlama ya da orijinal oluşu tartışıladursun bu liste sektörün bu hale gelinceye kadar atlattığı engebeleri bir kez daha kulaklara fısıldıyor.

Not: Seçilen diziler nostaljik olması adına 1995-2005 yılları arasından seçilmiş olup, yayınlandıkları zamandan günümüze çok fazla hatırlanmamasına dikkat edilmiştir.

Evimiz Olacak Mı?

evimiz-olacak-mi
Güven Kıraç, Seda Sayan, Suna Pekuysal (Nur içinde yatsın) Ayşen Gruda’nın oynadığı tatlı bir TGRT dizisiydi.

Sıcak Saatler

sicak-saatler-dizi
‘Örnek Ünlü Çiftler’ dalında yıllardır Oscar’ı kimselere vermeyen Mehmet Aslantuğ ve Arzum Onan ikilisinin başrollerini paylaştığı bol martılı bol deniz kenarlı polisiye bir ATV dizisiydi.

Marziye

marziye-kadir-inanir-gulben-ergen
Gülben Ergen ve Kadir İnanır ikilisini aynı kadroda eritmeyi başaran bol TGRT’li bol ağlamalı bir diziydi.

Fırat

firat-ibrahim-tatlises
80′lerin şarkı için film yapma modasını uyup, İbrahim Tatlıses’e “Şu Fırat’ın suyu akar serindir” dizelerini okutan bir diziydi.

Ah Bir Zengin Olsam

ah-bir-zengin-olsam
Hülya Avşar’ın milli piyangodan para kazandığı, daha sonra hakkında “Tutmadı” dediği yine bir TGRT dizisiydi.

Unutabilsem

unutabilsem-emrah-nostaljik-diziler
Buram buram acı aşk barındırdığından bir neslin DNA’larıyla oynamış, içinde Emrah bulunduğu için esas oğlanın kız kardeşine tecavüz edilmiş, Yeşilçam’a selam durulmuş bir Kanal D dizisiydi.

Bizim Sokak

bizim-sokak-ciguli-nostaljik-diziler
Dönemin bir Daft Punk’ı bir Oppa Gangnam Style’ı Ciguli’nin, karısı Binnaz ile oynadığı, vasatın altında bir diziydi.

Böyle mi Olacaktı?

boyle-mi-olacakti-dizi
Bir neslin beynine “Böööööyle mi olacaktı böööööyle mi olacaktı tanrım günahımız neydi?” dizeleriyle kazınan bol Hakan Ural makyajlı bir ATV dizisiydi.

Kara Melek

kara-melek-dizi
Güzel fakat tehlikeli kadınlar için ‘Kara Melek’ denmesine vesile olan, zamanın fenomeni bir ATV dizisiydi.

Bücür Cadı

bucur-cadi-nostaljik-diziler
Uyarlama diziler furyasından Köfteci Abbas, Şehriye Hanım ve Zeliş gibi fantastik karakterler sahip bir STAR dizisiydi.

Hayat Bağları

hayat-baglari-melek-baykal
Melek Baykal’ın Cennet Mahallesi’ne kadar esaslı bir Türk kadını rolünü benimsediği diziler serisinin günlük hayat yansıma olarak bilinen Show TV dizisiydi.

Ferhunde Hanımlar / Ferhunde Hanımlar ve Kızları

ferhunde-hanimlar-nostaljik-diziler
Dizide tek bir Ferhunde olmasına rağmen kızlarının ismini de Ferhunde olarak algılama çabası içinde olan, bol tiyatro oyunculu daha doğrusu bol kadın tiyatro oyunculu bir Star dizisiydi.

Fırtınalar

firtinalar-ebru-gundes
Ebru Gündeş’in aşk dolu, duygusal bir dizi yapma çabasıyla yola çıkılmış yanlışlıkla dizi tarihinin en komik dizilerinden biri haline gelmiş, bol bakışmalı bol yaran diyaloglu, Kanal D dizisiydi.

Baskül Ailesi

baskul-ailesi-nostaljik-diziler
Biraz şişman olan Zerafet, Filiz, Fidan, Gülendam kadın karakterleri ve kilo açısından zayıf baba karakteri Gürbüz ile daha senaryo yazılmaya başlamadan ironi yapılan bir garip Kanal D dizisiydi.

Melek

melek-dizisi-nostaljik
Kayda değer pek bir şey hatırlanmayan, fazla da yayınlanmayan Show TV dizisiydi.

Berivan

berivan-dizi-nostaljik
Emre Kınay’ın yine ölüp ölüp dirildiği, (bkz: Yılan Hikayesi) Sibel Can’ın dul kalıp üstüne bir de çığ düştüğü bol karlı bir Kanal D dizisiydi.

Affet Bizi Hocam

affet-bizi-hocam-diziler-gulsen-bubikoglu
Yeşilçam’ın açık ara en güzel kadını (evet bakış açısı) Gülşen Bibikoğlu’nun ne yazık ki pek tutmayan bir Kanal D dizisiydi.

5 Maymun Çetesi

bes-maymun-cetesi-diziler
Çarli ve İlker Aksum ikilisinin arz-ı endam ettiği, Amerikan filmi edasında yapılmaya çalışılan, pek başarılamasa da yine de ağızda tat bırakan bir TGRT dizisiydi.

Kırık Ayna

kirik-ayna-kadir-inanir
Kadir İnanır’ı dizi sektörüne ‘yedirme’ çabalarının son demlerine denk gelen nitekim başarısız, bol beyaz saçlı Kadir İnanır içeren, Kanal D dizisiydi.

Zor Hedef

iclal-aydin-zor-hedef-dizi
İclal Aydın’ın ‘action’ dizilerinin neredeyse atası kabul edilebilecek bir TGRT dizisiydi.

Baba Evi

baba-evi-dizi
Aman başımıza bir şey gelmesin Ali Rıza Bey’in, aile babası karakterini bir ceket kıvamında giymesine ramak kala yayınlanan bir ATV dizisiydi.

Küçük Besleme

kucuk-besleme-dizi
Türk edebiyatının göz yaşları Kemalettin Tuğcu’nun kaleminden uyarlanmış, bol ajitasyonlu, uzak durulası bir Star TV dizisiydi.

Zümrüt

zumrut-dizi-hulya-avsar
Düşman aileler, bir bölüm Müşfik Kenter (ilk bölümde karakteri öldürüldü), genç yaşta dul kalanlar gibi bilindik karakterler içeren bir Hülya Avşar dizisiydi.

Metropalas

metro-palas-dizi
Türkiye’den Sex And The City çıkamamasının nedenlerini araştırmayan bir senaristin yazdığı ağızlarda kekremsi bir tat bırakan, bol Cansu Dere ve Deniz Akkaya içeren Show TV dizisiydi.

Cinler ve Periler

gamze-ozcelik-cinler-periler

Charlie’nin Melekleri filminin bir garip uyarlaması, Gamze Özçelik’in televizyonlara merhaba dediği üç kadın ajanın hikayelerini anlatan bir ATV dizisiydi.

MİZAH : Leyla ile Mecnun’un İsmail Abi’sinin Hiç Unutulmayacağın ın 11 Kanıtı

Ansızın yayından kaldırılan Leyla ile Mecnun dizisindeki İsmail Abi karakterinden bahsediyorum tabii ki.

Gerçek olmadığını bilsek de, haftada bir gün televizyonda o kadar iyi, saf, masum bir arkadaşı/abiyi izlemek güzeldi. En kral dizi karakterleri arasına ismini yazdıran bu ‘çocuk-abi’ hiç unutulmayacak, sık sık “laaps” diye akıllara düşüp kâh güldürecek kâh burun direklerini sızlatacak. Vir vir vir, nam nam nam hatırlanacak.
Bu kadar iddialı olmamın nedenleri var tabii.

Çünkü o en kral arkadaştı

Arkadaşları için yapamayacağı bir şey yoktu; ölümle pazarlığa tutuşmak da dahil. İnsan en kral arkadaşını unutur mu?

Çünkü dedelerinin de üzerimizde büyük emeği var

ismail-abi-telefon
İsmail Abi’nin genleri malum… Bugün hayatımızı kolaylaştıran ne varsa hepsinde dedelerinin emeği var. Buna, şu an elinizde tuttuğunuz telefon da dahil.

Çünkü halası hepimizin komşusu

Her dedikoducu komşumuz, onun ‘magazin gazeteciliğinin temellerini atan’ halasını hatırlatacak. Diğer halasının kulakları da, dağcılık sporuna verdiği emekten ötürü çınlayacak sık sık.

Ekmek parası ve sigorta herkesin sorunu

“Nabıcan, ekmek parası…” cümlesini çokça kuracağız maalesef. Sigorta hep sorun olacak, yol ve yemek insaflara kalacak. Yeni işler aranacak, sayın işveren beylerin olmadık kriterleriyle karşılaşacağız ve aklımızdan o soru geçecek: Bu butona İngilizce mi basıyoruz, neden şart İngilizce?

Çünkü Kireçburnu Sahili çok güzel

ismail-kirecburnu
Ve yolumuz oraya her düştüğünde, kuru yük gemilerine el sallamak geçecek aklımızdan. (Fotoğrafın kaynağı şurası)

Çünkü herkes aşk acısı çeker

ismail-bu-aci
Ve onun sorduğu soruyu sorar: Bu acı geçiyor mu? (Bu çalışmanın ilk kaynağını bulamadım)

Çünkü gönüllere tercüman olur

Harlem Shake’i bilse ona da aynısını yapardı…

Çünkü ‘bir ses gelsin’ isteriz

ismail-abi-hoop
Boşluğa doğru bağırdığımızda bir dostun sesini duymak isteriz. Bu sesin geleceğini bilmek huzur verir. (Tişört: Cihan Bakacak)

Çünkü hep birileri gider

Çünkü birileri hep gider ve biz neden gittiklerini merak ederiz. Gitmesinler diye daha renkli bir hayat sunmaya çalışırız; İsmail Abi’den öğrendiğimiz gibi.

Ve geri dönmelerini bekleriz

Niye dönmesin ki?

Hem o nasıl söz öyle?

ismail-agzindan-cikan
İnsan İsmail Abisini unutur muymuş hiç?!

Ergün Diler : Geçmiş Olsun

illuminati-che-mason-baron.jpg

Geçmiş Olsun

Aranan ancak bir türlü bulunamayan Abdullah Çatlı, devletin önemli görevler verdiği polis Müdürü Hüseyin Kocadağ, önemli bir aşiretin reisi Sedat Bucak aynı otomobilde ortaya çıktığında Türkiye bunun anlamını çözemedi!

Doğru düzgün konuşulmadı bile!

Sabancı suikastının kilit ismi Fehriye Erdal’ı o binaya sokan polis müdürü, arandığı halde DEVLET TARAFINDAN SAHTE KİMLİK verilen Çatlı ve bu isimlerle dostlukta bir sakınca görmeyen aşiret reisi!
Olay neydi ve neyi kaçırıyorduk? "Ben bir Berlinli’yim!" dediği için, dünyanın dengesini değiştirmeye kalktığı için ABD BAŞKANI Kennedy öldürüldü!

Vuran da cezaevinde vuruldu! Emri kimin verdiği bir türlü anlaşılamadı!

Şimdi filmler ve belgeselleri yapılıyor olsa da BÜYÜK GERÇEK yönetmenlerin ve senaristlerin dağarcığını aşıyor!
Dünyada mücadele veren insan sayısı iki elin parmaklarını geçmez!
Baronlar dediğim MUSEVİ PARA sahipleri ile ULUS DEVLETLERİ korumaya çalışan Ulusal Amerika, Rusya ve Türkiye’nin ileri gelenleri çatışıyor!

Kennedy, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan ABDSovyet dengesini bozmaya kalktığı için öldürüldü! Kennedy’yi tehlikeli bulan güç onun kurulu dengeyi değiştirmesine izin vermedi! O gitti, denge kaldığı yerden devam etti!

Bu iki güç arasındaki DENGE noktası çok uzun zamandır Türkiye!

Kavganın nedeni bu!

Şimdi Ankara’nın ısrarla ve kararlılıkla çözmeye çalıştığı PKK sorunu da işte böylesine dev bir kavganın ürünüydü!

Bunca şehit verdiğimiz, binlerce cana mal olan SAVAŞ SENARYOSU asla ve kat’a yerli bir senarist tarafından yazılmamıştı!

BÜYÜK OLMA iddiasıyla tahta çıkan Sultan Abdülaziz’i öldüren ve bununla da yetinmeyip onun kanalından gelenleri bir bir ortadan kaldıran güç OSMANLI’yı ve bu toprakları çok iyi tanıyordu!

Bu nedenle bir başka akımın Türkler’i etkilemesine izin vermiyordu!
Devletin en üst makamları ve MASONİK bağlantıların 1700’lerden beri İngiltere Kraliyet ailesine bağlı olması nedeniyle kimse bu çarkı kıramıyordu!
Birleşik Krallık’ın üyesi bir ülke gibi yönetiliyor ancak Ankara buna itiraz edemiyordu!

Zaman zaman Amerikalılar’a bile akıl veren İngilizler, Türkiye dönmezse Ortadoğu’dan hiç kimsenin onları çıkaramayacağını biliyordu! Çünkü bölge halkının anladığı dilden konuşacak tek ülke Türkiye’ydi!

Daha REFORM rüzgarlarının estiği II. Mahmut’tan beri gizlenerek ama inançla bu topraklarda LONDRA’ya bağlı zenginler oluşturuldu! ARİSTOKRASİ belli isimlerin üzerindeydi!

Cumhuriyet’in ilanından sonra PARA tamamen belli ailelere geçti!
Bunlar, biz bilmesek de SEÇİLMİŞ, özel ailelerdi! Hep varlardı! Hiç yok olmuyorlardı!
Rekabet etmeden kazanıyorlar ve uluslararası arenada çok ciddi bir dostluk ağından faydalanıyorlardı!

PKK’yı da Cumhuriyet’i de anlamak için bu ailelerin ne yaptığını bilmek şart! Kimin kim olduğu çok önemli! Gözden kaçan büyük ayrıntı bu!
Biz bu isimleri bilmediğimiz için DEVLETİN Kraliçe’ye nasıl bağlandığını atlıyoruz!

Askerler kabul şartlarına uymadığı için MASON olamazken daha 22 yaşında LOCALARA kabul edilen ve daha sonra Genelkurmay Başkanı olanları hiç bilmedik!

İstanbul’un DARBELERDE, CUNTALARDA neden merkez olduğuna hiç kafa yormadık!
Darbe para ile olurdu! Para da Londra üzerinden İstanbul’a akardı!
Ne Kraliçe ne de arkadaki Musevi patronlar görünür ama sonuç net bir şekilde alınırdı!

Halkın ne dediğinin hiçbir önemi yoktu! Yeter ki devlet BRİTANYA ışığından sapmasın!
Öyle bir formül vardı ki Einstein çözemezdi!

İstanbul’da sermaye yaratmak, özel kan bağı olanlara geçit hakkı vermek, İtalya, Fransa, Almanya üzerinden Londra’ya bağlamak, denizi geçip New York’ta büyük mabedle yüzleşmek! Hem bunları anlayan ve gören yoktu, hem de yazılıp çizilecek yer! Öyle bir senaryo yazılmıştı ki içerideki figüranlar çoğu zaman rollerini bilmiyordu!

PKK ilk eylemlerini aşiretlere karşı yaptığında devlet hemen AŞİRETLERİN yanında yer alıp tepkisini verdi! Aşiretler, Boğaz’daki BARONLARDAN uzak değildi!
Paranın adresi İstanbul’du!

Baronların sözünden çıkmayan askerler ve bölgedeki etkileri de işin KDV’siydi! Polis, devlet, derin devlet ve aşiret bir anda dışarıdan gelen emirle DEMİR BİLYE oluyordu!

Susurluk’taki fotoğraf Avrupalı devletlere çalışanların en güzel göstergesiydi!
Solcu da, sağcı da, şeriatçı da, terörist de olsan sığınacağın yer Avrupa başkentleriydi!
Destek oradandı! Mecburlardı!

Ya büyük dengede Türkiye’nin rotasını değiştirecekler ya da kesin mağlup olacaklardı!
1993’te rahmetli Özal ikinci bir KENNEDY olma ihtimalini göze alıp PKK’yı bitirmeye kalktı!
Kennedy’nin aksine Amerika-Rusya arasındaki dengeye katkı verecek ve Türkiye bir koyup üç alacaktı!
Sonu ABD Başkanı gibi oldu!
Ölmeden önce DEVLETTEKİ İNGİLİZ gücünü gördü! Hem de en yakınında!

O güce rağmen yukarı çıkmış ama kuralları ihlal ettiği için yaşayamamıştı! Yazılmayan kurallar yürürlükteydi!
Öcalan’la telefonla görüşüp PKK’yı bitirmek istiyordu! Olmadı!
Aradan tam 20 yıl geçti! Şimdi oluyor!

Ancak karşı taraf yerinde saymıyor! "Gidişatı engelleyemezsek içine girip yönetelim!" fikri ağır basıyor! Yani pes etmeye niyetleri yok! Bakın Türkiye’nin geri dönmesi Avrupa’nın İKİNCİ
DÜNYA SAVAŞI’ndan daha büyük bir felaketle karşılaşması demek!

Rönesans’ı, Reform’u yapan ülkelerin Türk rüzgarıyla yerle bir olması demek!
Fatih Sultan Mehmet döneminden daha büyük yara almaları demek!
Olay bu kadar ciddi!
Ay-Yıldızlı bayrağın dalgalandığı toprakları gizli İSRAİL devletine çevirenler şimdi panikte!

İlişkileri gün ışığına çıkartıldı!

Hem PARA hem istihbarat ağları yara aldı! İsrail tabelasının arkasında aslında kimlerin olduğu anlaşıldı!

Bu da Türkler’in bulduğu bir çeşit RÖNTGEN cihazıyla gerçekleşti!
Biz hastalığı tespit edemediğimiz için REÇETE yazamıyorduk!
Şimdi hastalığın kaynağı olan BÜYÜK DEDEYE bile gidildi!
Hasta, Türk görünümlü YABANCI olduğundan ona iyi gelecek formül hazır!

Kraliçe ile el sıkışanlar müşahade altında!
Türkiye daha ne yapsın!

Ergün Diler

YANDAŞ MEDYA : Türkiye bölünüyor mu, birleşiyor mu ??

pkk-barzani-akp-apo-kurdistan.png

Türkiye bölünüyor mu, birleşiyor mu?

Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasında, Irak’ın Kuzeyi için kullandığı "Kürdistan" ismi, halkın bir kesimini rahatsız etmiş görünüyor.

Barış umudunu zayıflatmak, kardeşlik bağlarını küçük düşürmek için özenle seçilen zehirli cümleler birbirini izliyor.

Sosyal medya, önceden defalarca prova edildiği belli olan mesajlarla çalkalanıyor. Gürültülü bacaksızların twitter’da kopardıkları yaygaraya bakarsak Erdoğan’ın "Kürdistan" demesiyle birlikte koca ülke bir hıyar gibi orta yerinden bölündü gitti.

Bir diğer kesim ise barış ve kan ikilemi üzerinden siyasi ikbal derdinde. "Erdoğan bu hamleyi yaparak AK Parti’yi bitirdi" diyenle de yok değil…

Savaştan sonra gelen barış böyle can yakıyor işte. Herkes kaybının daha fazla olduğunu varsayarak yenilmişlik hissine kapılıyor. İşte tam da o sırada, barış sözcüğünü ağzına alan herkes bir anda, vatan haini ilan ediliyor.

Geçen gün twitter’da rastladım. Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Sorgulamayan insan cahil, sorgulatmayan ise zalimdir" sözü binlerce kişi arasında paylaşılıyor, altına da "AK Parti ülkeyi bölüyor. Şehitlerin kemiklerini sızlatıyor. Ey AK Parti seçmeni. Bu olanları sorgulamayacak mısınız?" sorusu iliştiriliyordu.

Mesele sorgulamaksa, 90 yıllık Cumhuriyet tarihini baştan sona sorgulamak gerekmiyor mu?

"Mesela neden Atatürk’ün vasiyetini öğrenemiyor ve sorgulayamıyoruz? Neden Dersim’in bombalanma gerekçesini arşivdeki resmi belgeler üzerinden sorgulayamıyoruz? Neden İstiklal Mahkemeleri’nde binlerce insanın asılma gerekçesini sorgulayamıyoruz. Neden şapka kanunundan dolayı kadınların bile asıldığını sorgulayamıyoruz?"

Tamam, bunlar sorgulanamaz şeyler diye kabul edelim.

O zaman şunları sorgulasak olur mu?

Onlarca askerin şehit düştüğü yola bizzat kendisinin mayın döşediğini itiraf eden komutanı…. Uyuyakalan askerini uyandırıp ceza olarak eline bomba koyarak onun ve yanındaki birkaç askerin daha şehit olmasına neden olan komutanı…

34 askerin şehit edilişini Heronlar aracılığıyla 8 ayrı noktadan canlı yayında izleyip kılını kıpırdatmayan komutanları… Dağlıca ve Aktütün Karakollarına yapılan baskınları önceden bilip, harekete geçmeyen askerlerin ses kayıtlarını…

PKK’ya haber gönderip, "Bu aralar biraz şehit haberi gelmezse AK Parti alıp başını yürüyecek" diyen yargı mensubunun ihanetini neden sorgulamıyoruz?

Başı sıkışınca Atatürk’ün vecizesine sığınan sözde vatanperver arkadaşım. Senin yaptıklarını da sorgulayalım mı?

Mesela Gezi eylemleri sırasında Taksim Meydanı’nda dalgalanan Öcalan posterleri ve PKK bayrakları altında teröristlerle kucak kucağa neden yattığını sorgulayalım mı?

Mesela o PKK’lılarla bir olup neden polisleri kovaladığını sorgulayalım mı? Yanıbaşında hainler şehitlerin kanıyla renk alan mukaddes bayrağı yakarken neden gık diyemediğini sorgulayalım mı?

Mesela neden kınadığın teröristler gibi yol kestiğini, belediye otobüslerini yaktığını, halkın binalarını ateşe verdiğini sorgulayalım mı?

O dönemlerde, "PKK ülkenin yarısını alacaksa alsın. Onlar kardeşlerimiz. Yeter ki bu hükümet düşsün" diyenlerle aynı safta yer aldığını da sorgulayalım mı?

Ne dersin, sorgulayalım mı?

Sen Taksim’de biber gazı yediğin için polise, devlete ve halkın yarısına düşman oldun unuttun mu? "Devlet benim ağacımı kesemez. Keserse yol kapatırım, yakarım, yıkarım. O devlet gelip benimle pazarlık masasına oturacak" diyordun, hatırladın mı?

Senin dağdaki versiyonların da "Anadolu coğrafyasında binlerce masum Kürt katledildi. Köylerimiz yakıldı. Diyarbakır Cezaevi’nde siyasi mahkumlarımıza tecavüzler edildi, onlara dışkı yedirildi" diyerek müzakere masasına oturdu.

Bunu niye garip karşılıyorsun ki?

Sen, bir milletvekilinin Atatürk’e yalakalık olsun diye yazdığı "Andımız" okullarda kaldırıldı diye ortalığı ayağa kaldırdın. Bu insanlar da, "Bizim ana dilimiz yasaklandı" diyerek hak arıyor.

"Terörist" dediğin Şivan Perver, "Kürt ailelerine sesleniyorum. Onları PKK’ya teslim etmeyin. Çocuklarınıza kıymayın" derken, sen ise, "PKK’lıları bu diktatöre karşı savaşta yanımızda istiyoruz" diyordun.

PKK Almanya ve Rusya’dan destek isterken, sen Gezi olayları sırasında, iç savaş çıkarmak için Atatürk’ün İstanbul’u ellerinden aldığı İngiliz’den yardım dileniyor, 7 ülkenin ortak ihanet oyununu ülkene uyarlamaya çalışıyordun.

Farkınız ne?

Erdoğan silahlar sussun diye, sen ise silahlar konuşsun diye PKK ile masaya oturdun.

Aradaki fark bu.

***

Son sözüm aklıselim düşünen kardeşlerime…

90 yıldır bu ülkenin insanı hep birşeylerle korkutuldu. "Komünizm gelecek" diye, "Şeriat geliyor" diye, "Dört bir yanımız düşman" diye, "Ülke bölünecek" diye korkutuldu tüm nesiller.

Henüz hiç birinin gerçekleştiğine şahit olamadık.

Sadece bizi korkutanların, işlerine geldiği yerde bizi korkuttukları o "Tehlikeli" şeylere sahip çıktıklarına tanıklık ettik.

Bazen komünizme, bazen şeriata sarıldılar ne hikmetse. Bazen düşman dedikleri ülkelerle, bazense bizzat PKK ile işbirliği yaptılar. Eşref Bitlis ve Turgut Özal bu amaca engel olacakları için, PKK terörünü bitirecekleri için öldürüldü.

Yıllarca PKK’ya hizmet eden Doğu Perinçek ve bölücü tayfasının, "Ülke elden" diye hezeyanlar içinde bağırmasından anlayın ülkenin kimlerin elinden gittiğini…

Ülkenin bölünmesine neden olacak tek bir tavizin bile PKK’ya verilmediğine inanın. Siyaset bizim gördüklerimizden değil, görmediklerimizden oluşuyor bunu iyi bilin.. Yıllardır yanıbaşımızda bulunan Kürdistan’a Kürdistan denildi diye bu ülke bölünmez.

Bu sürecin sonunda dağdakiler inecek. 30 yıldır kendi isteğiyle teslim olan PKK’lılar zaten aramızda serbestçe dolaşıyordu.

Üstelik asker şehit edenlerdi bunlar.

Bakmayın siz, "Cezaevindeki PKK’lılar serbest bırakılacak" yaygarasına. Cezaevindekilerin sayısı, teslim olanların çeyreğinin çeyreği bile etmiyor. KCK’lılar başta olmak üzere çoğu siyasi mahkum.

ve biliniz ki bu sürece en çok destek verenler şehit ve gazi aileleri. Herkesin dilinde aynı dua, aynı temenni var:

"Terör bitsin. Barış gelsin!"

Allah’a ne kadar inanıyorsanız, Türkiye’nin bölünmediğine, aksine 90 yıl sonra yeniden birleştiğine de o kadar inanın!

Hain ilan edilseniz bile "Barış" demekten vazgeçmeyin!

Gazeteci / SÜLEYMAN ÖZIŞIK

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: